...................
...................
ÇERKES ETHEM'DEN THKO'YA...
NE KAA FİDYE, 0 KAA ÇOCUK...
Nadire Mater
Tempo Dergisi, 10-16 Nisan 1988, S. 19 
                         
...................
 
...................

(THKO: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu -CC)

Çocuk kaçırma konusunun sonu yok... Tempo, bu hafta, küçük Hakan Duman'ın kaçırılmasının 17. yıldönümü olduğunu düşünerek kaçıranı bulup görüştü. Bu arada bir de küçük sürpriz yapmayı denedi, üzerinden tam 71 yıl geçmiş bir başka çocuk kaçırma olayını hatırladı, Çerkes Ethem'in dağa kaldırdığı İttihatçıları ünlü İzmir Valisi Rahmi Bey'in oğlunu aradı, ve... ölüm döşeğinde buldu...

ARAŞTIRMA: NERGİS BOZKURT
ÇERKEZ ETHEM'İN KAÇIRDIĞI ÇOCUK
ANILARINI TEMPO'YA ANLATTI

53 Bin Reşat'lık vali oğlu...

Çocuk kaçırma olaylarının birçok örneği var tarihte... İntikam için, fidye için, ulusal veya ideolojik davalar uğruna kaçırılan çocukların haddi hesabı yok...

İttihatçı İzmir Valisi Rahmi Bey’in oğlu Alpaslan da 8 yaşında bir çocukken, tarihimizde ne olduğuna tam karar verilememiş kişilerden biri olan Çerkes Ethem tarafından kaçırılmış.. O dönemde henüz Ege dağlarında dolaşan bir asker kaçağı olan Çerkes Ethem, arkadaşlarıyla birlikte küçük Alpaslan'ı tam 23 gün dolaştırmış dağ, taş...
 

çç
Rahmi Bey'in oğlu Alparslan

Sonunda 53 bin Reşat altını tutarındaki fidye ellerine ulaşınca Çerkes Ethem çetesi koyuvermiş küçük Alpaslan'ı... Bugün 78 yaşında olan Alpaslan Aslan, Buca'daki iki katlı köşkünde en nadide hatıra olarak saklıyor, Çerkes Ethem'in kendisine armağan ettiği kemer ile kamayı...

Alpaslan Aslan, kaçırılış öyküsünü şöyle anlattı:

Tempo: Sizi nasıl kaçırdılar?
Aslan:
Ben Bornova'da mektebe gidiyordum. Misporens diye bir İngiliz mektebiydi. Mektebin yakınında bir mezarlık vardı. Park yapılmaya karar verilmişti. Daha 8-9 yaşlarındaydım. Önünde Manisa yoluna ayrılan bir kavşak vardır. Orada bir payton duruyordu. Ben de mektepten çıktım. Arkadaşlarımdan ayrıldım tam mezarlıktan geçiyordum. Paytondan başında kalpaklı, pardösülü iri yarı yakışıklı biri indi, hiç benimle ilgilenmiyor gibiydi. Tam yanımdan geçerken kolumdan yakaladı. İsmimi sordu, söyledim. Tedirgin olmuştum. "Baban seni istiyor, seni ona götüreceğim" dedi. Babamın İstanbul'da olduğunu biliyordum ama tevkif edildiğinden haberim yoktu. Ben de babamın İstanbul'da olduğunu söyledim. "Annem bekliyor gelemem” dedim. Beni yakaladı, paytonun içine koydu. Daha koyar koymaz paytonun öteki kapısından atlayıp kaçmaya çalıştım ama içerideki iki kişi beni yakaladı. Sonradan isimlerini de öğrendim. Birisi Manyaslı Şevket, diğeri de Manyaslı Mahmut'tu. Paytonun içinde üzeri gocukla örtülü silahlar vardı. Ethem de bindi, Manisa yoluna hareket ettik. Anladım ki başım dertteydi.

Tempo: Kimseden yardım isteyemediniz mi?
Aslan:
Şaşırdım önce. Tam kaçırılırken, meydanlıkta birini görüp seslendim. Adam peşimden koşup kurtarmak istemiş ama kalp hastasıymış, daha birkaç adım atar atmaz bayılmış kalmış oralarda. Olayı uzaktan gören arkadaşlarım koşup anneme haber vermişler. Biz yolumuza devam etmeye başladık. Yollar çamur, batıp çıkıyoruz. Bornova'nın sonlarına doğru bir tenis kulübü vardır, önceleri patinaj yapılırdı. Kulübün duvarının arkasında atlılar bekliyordu. Ben Jandarma sandım, ferahladım.

Tempo: Sevinciniz kısa sürdü galiba?
Aslan: Öyle oldu. Tam kurtuldum dedim. Meğer arkadaşlarıymış. Onlar da bizimle gelmeye başladılar. Aralarında Çerkesce bir şeyler konuştular. Arabayı bir zeytinliğin içine çektiler. Beni Manyaslı Mahmut'la birlikte ata bindirdiler. Sıkıca tutundum ona, hızla ilerlemeye başladık. Bir çatal yola geldik. Arkamızdan haber alan jandarmalar yetiştiler. Yüzbaşı Arslan Bey ile 15 jandarma. Bir müsademe başladı. Mahmut beni attan indirdi, dağlarda tırmanmaya başladık. Her şey film gibiydi. Bir tepede çalılıkların arasına yattık. Jandarmalar hemen altımızdan geçiyorlardı. Seslerini işitiyordum, ağlamaya başladım. Mahmut hemen susturdu beni. "Daha önce de bir çocuk kaçırdım. Ağlayınca gırtlağını kesiverdim” dedi. Mecburen sustum. Jandarmalar gitti, biz yola koyulduk. Gündüzleri dağ evlerinde kalıyorduk, geceleri yola devam... Üşümüştüm. Mahmut bana bir gocuk verdi. Çok uzundu, eteklerini kesti. Artık gocuğum olmuştu ama sayesinde bitlenmiştim. İnsan bitlere de alışıyor. 23 günün 15 günü oradan oraya gittik. Bazen köylülerin evine gittiğimiz de oluyordu. Dinleniyor, yemek yiyor, gündüz olmadan köyü terk ediyorduk. Sonradan bir köye geldik. Manyaslı Mahmut bir at getirdi. Kendi atıymış. Sonradan oğlunu da tanıdım. Foça'da oturuyordu, öldü

Tempo: Kaçırıldığınız süre içinde size nasıl davrandılar?
Aslan: Çok iyi davrandılar. Yemek sorunu yoktu. Allah ne verdiyse yiyorduk. Devecilerden ekmek alıyorduk. Bir gün yine devecilerle karşılaştık. Bir şeyler konuştular, anlamadım. Beni arkadaki merkebe bindirmişlerdi. Mahmut da öndeki merkebe bindi. Benim yanımdaki deveci beni tanıdığını söyledi. “Nereden?" dedim. Bornova'da parkta çalışırken beni görmüş. Gazetede yayınlanan resmime de dikkat etmiş. Beni kaçırmasını istedim. "Korkarım" dedi. Sonradan İzmir'e geldi beni buldu. Ufak tefek, sevimli bir adamdı.

Tempo: Yolculuk bittikten sonra nerede saklandınız?
Aslan: Salihli'de Şevket'in bir evi varmış oraya gittik. İki katlı bir bağ eviydi, üst katta kalıyorduk. Çerkes Ethem'le burada buluştuk. Şevket ile Mahmut da bizimleydi. Aynı odada yatıp kalkıyorduk. Orada çok etkiliydiler. Ne isterlerse o oluyordu. Hatta bir Çerkes düğünü yapılıyormuş. Silah atıp atamayacaklarını gelip Çerkes Ethem'den sordular. Sonradan anneme bir mektup yazmama izin verdiler.

Tempo: Annenizin eline geçmiş mi mektup?
Aslan: Evet. Sonra bir mektup daha yazdım. Onlara verdim. İngilizce yazmıştım anlamasınlar diye. "Bu nedir?" diye sordu Çerkes Ethem. İyi olduğumu anneme haber vermek istediğimi söyledim. Halbuki bulunduğum yeri tarif etmiştim. "Ben ufak bir evde oturuyorum. Kocaman bir dağ var önümde" demiştim mektupta. Sonradan öğrendim ki Bozdağ'ın etekleriydi buralar. Tabii bu mektubu göndermemişler. Beni hiç yalnız bırakmazlardı. Mahmut bana dadılık yapıyordu. Derelerden geçerken beni sırtına alırdı, ayağım ıslanmasın diye. Bir gün beni yalnız bırakıp aşağıya indiler. Anastas isimli bir aracı meğer parayı getirmiş. "Gözün aydın" dediler döndüklerinde.

Tempo: Para ne kadardı?
Aslan: 53 bin Reşat altını. Aslında daha çok istemişler ama pazarlık edilmiş. Yine çok paraydı tabii...

Tempo: Parayı kim verdi?
Aslan: Babamın ittihatçı arkadaşlarından Alanyalızade Mahmut Bey, Nazmi Topçuoğlu, Henri Juro parayı denkleştirip ödemişler. Babam yoktu o sıralar. Babamın bu kadar serveti de yoktu. Sonradan borcumuzu ödemek için neyimiz var, neyimiz yok sattık. Varlıklı iken yoksul olduk. Annem bu yüzden hastalandı. Döndüğümde annemi bir ütü masasının üzerinde battaniyenin altında hasta yatarken buldum. Ama onlara karşı hiç bir kinim yok.

Tempo: Çerkes Ethem'in kemeri ile kaması sizde değil mi?
Aslan: Evet. O bağ evinden gitmeye hazırlanıyorduk. Evden ayrıldık. Ata binip bir çiftliğe geldik. Beni görmesinler veya ben kimseyi görmeyeyim diye üzerimi paltoyla örttüler. Mahmut bana, ayrılırken Çerkes Ethem'in elini öpmemi öğütledi. Ben de kabul ettim. Gece Çerkes Ethem’le birlikte yattık. Sabah kalktığımda yanımda kimse yoktu. Yalnızca yastığımın altında kamasıyla, kemeri duruyordu Ethem'in. Elini öpemedim. Beni aracı adam aldı. Çeçen arabasıyla Salihli'ye getirdi. Beni yakınlarımızdan Baki Bey karşıladı. Basmane'ye geldik.

Tempo: Çerkes Ethem'le daha sonra karşılaştınız mı?
Aslan: Malta'da babam rahatsızlanmıştı. Tedavi için Berlin'e gittik. Orada kardeşiyle beraber beni görmeye gelmiş. Kardeşi kapıyı çaldı. Kapıyı ben açtım, tanımıyordum. Çerkes Ethem kapıda yoktu. Babam çağırdı. Babam durumu öğrenince onları kovdu. Göremedim, isterdim. Annesi beni kaçırdığını öğrenince karşı çıkmış. "Bırak çocuğu gitsin" demiş. Çerkes Ethem de "Pişman oldum ama çevredekilere para vermek lazım" diye karşılık vermiş.

Tempo: Bırakıldıktan sonra ne yaptınız?
Aslan: Bornova'dan büyükbabam geldi beni aldı ve birlikte İstanbul'a gittik. Babam serbest kalıncaya kadar İstanbul'da kaldık. Sonra Berlin'de okula gittim. Almanya'da 9 yıl kaldım. Sonra Stuttgard'ta ticaretle ilgili bir üniversitede okudum. Bir kaç yıl Paris'te kaldıktan sonra Türkiye'ye döndüm. Menemen'de ilk pamuğu ben ektim. Ziraatçilik yaptım. Traktör ithal ettim. Krom ihracatı yaptım. Üç dil biliyorum.


CC Notu:
Bu konuya ilişkin thamademiz TLETSERUK Nahit Serbes'in makalesini okuyabilirsiniz.  Baron'un Çiftliği >>>