...................
...................
WUBIHLARIN SON SESİ...
YOK OLAN BİR DİL / WUBIHCA
Şule Arasan
Nokta, 27 Şubat 1988
                         
...................
 
...................

Yeryüzünde ana dilini konuşabilen son Wubıh Tevfik Esenç, Fransız dil bilimci Dumezil ile yaptığı ortak çalışma sonunda bir sözlük hazırladı.

Wubıhlar bir zamanlar Kafkasya'nın en savaşçı kabilesiydi. Zamanla yok olup gittiler; haritadan silindiler. Konuştukları ana dilleri Wubıhca da ölümün pençesinde, dünyada yalnızca bir Wubıh'ın yorgun gırtlağında can buluyor bu dil... Manyas'ın Hacı Osman köyünden 82 yaşında Tevfik Esenç, "Wubıhların sonuncusu". "Bir dilin kaybolması, bir ırkın, bir milletin kaybolmasıdır. Dünyada bir bu köşede ben kaldım, Wubıhca konuşan. Başka kimse yok. Dilimin kaybolmasını istemiyorum" diyerek duyduğu acıyı dile getiriyor.

Tevfik Esenç bir köylü. Ama köyünün sınırlarını kendi çabasıyla aşabilmiş, insanlığa Wubıhca’yı armağan edip, dilini kayıp diller arasından çekip çıkarmaya çalışmış bir "dil bilimci" aynı zamanda. Dünyaca ünlü Fransız din tarihçisi ve dil bilimcisi Georges Dumezil'in, "Benim için o bir meslektaştır", "Wubıh Akademisi'ni temsil etmektedir" demesi hiç de boşuna değildi. 40 dili ana dili gibi konuşan Dumezil, Wubıhca'yı da zapt etmek için Manyas yollarına düşmüştü. 1954 yılıydı, Hacı Osman muhtarı Tevfik Esenç ile karşılaştığında. Nasıl güzel konuşuyordu Wubıhca'yı! Dumezil, aynen "Yaa, sen benimle çalışsana " önerisinde bulundu. O da hemen kabul etti. Bir dil daha ölüp gidiyordu ve Dumezil, Esenç'in rehberliğinde bu dili diriltmeye başlamış, bir cerrah titizliğiyle işe koyulmuştu. Esenç'in güçlü belleğindekileri kâğıda döküyordu. Yıllar süren çalışma sonucu ikisinin imzasını taşıyan "Wubıhca'nın Fiileri" adlı yapıt ortaya çıktı.

Dile kolay, tam 30 yıl bir dilin labirentlerinde dolaşıp durmuşlar, dünyada artık iki kişinin vakıf olduğu bir dilde sohbetler yapmışlardı. İş ilişkileri dostluğa, çalışmaları tutkuya dönüşmüştü. Dumezil, "Söylemek gerekir ki, dikkat çekecek derecede zeki bir adam. Ne dilsel, ne edebi eğitimi olmamasına rağmen sorunları hemen kavramakta. Onunla çalışmak bir sevinç kaynağı" diyordu Esenç için.

Bir kabilenin yok oluşu. Ama sonunda Dumezil de onu bırakıp gitti dünyadan. Tıpkı dedesi, babası annesi gibi... Artık Wubıhca konuşacak kimsesi de kalmamıştı. Önünde yıllarını verdiği bir kitap vardı şimdi. Her yaprağı çevirişte, her bir kelime onu geçmişe çağırıyordu. Çocuktu. Başını okşayarak ona "Hurub", yani topaç diye seslenen dedesi... Bu mağrur Çerkes’in onu Wubıhları anlatan ağır, tok sesi. Bir Çerkez kabilesi olan Wubıhlar savaşmayı, ata binmeyi, silah kullanmayı ve de dağları severlerdi. Ama sürekli Çarlık Rusya'sının istilasına uğradılar. Talan oldular. Sayıları azaldı. Sonunda komşuları Abzeghlerin dilini konuşmak kararını aldılar... Ve bir gün birkaç bin Wubıh bu sisli dağları terk edip, 1864 yılında Osmanlı topraklarına sığındılar... Her Osmanlı savaşında da oğullarını kaybettiler. Kanları karıştı. Abzegh gelinler aldılar. Lâkaşhüe, yani yürüyen beyaz tavşan adını verdikleri Kafkasya'daki köyleri bir düştü artık. İleri görüşlü dedesi, sanki başlarına geleceği biliyormuş gibi torununu Wubıhca’nın zengin dünyasında yoğurdu. 82'si sessiz, 3'ü sesli, dünyanın fonem bakımından en zengin ve de en zor dillerinden olan Wubıhca'yı, onun belliğine kazıdı. Esenç "Wubıhca masallar, efsanelerle büyüdüm. Köyün ilkokuluna başladığımda Türkçe'yi öğrendim" diyor.

Evet gün geldi Wubıhların yaşadığı Hacı Osman köyünde, anası babası Wubıh olan beş altı hane kaldı. O evlerde bile Wubıhca konuşulmaz oldu. Koskoca köyde bir tek Esenç, dedesinin ona verdiği "gizli görevi" sürdürüyor, dilini unutmamakta direniyordu. İhtiyarlar da göçüp gidince bir o kaldı.


Cereyana kapılınca

Diyor ki: "Dumezil ölene kadar bu işle uğraştı. Bende ölene kadar bu işle uğraşacağım. İçimden bir itme, bir ses bu işi yapacaksın dedi. Öyle başladım dilimi kurtarma işine. Bana hiç iyi yapıyorsun diyen olmadı. Ama ben bir kere o cereyana kapılmışım. Bunca yıl nasıl devam etti ben de bilmiyorum. Giderek daha fazla heyecan duydum. Bildiklerimi anlatayım istedim. Dumezil olmasa belki ben de diğerleri gibi ana lisanımı unutup gidecektim. Şimdiye kadar dilimi dünyaya bırakmak için uğraştım. İnşallah insanlar, içinde bir şeyler bulurlar." Artık, Esenç, Dumezil'den sonra onun asistanına, bugün dünyaca ünlü Kafkasolog Georges Charachidze'ye rehberlik ediyor, dilinin inceliklerini ona öğretiyor.


Manyas'tan Paris'e

İlk kez 1959 yılında Paris'e Dumezil'in davetlisi olarak gidiyordu Esenç. Dünyanın dört bir yanından dil bilimciler onunla tanışmaya, bu "son Wubıh" ı görmeye gelmişlerdi. Wubıhca nasıl bir dildi? Gırtlağındaki hareketler nasıldı? Acaba ses tellerinde ne tür titreşimler oluyordu? Tüm bunların filmini çekebilirler miydi? Evet, hepsini bilim adına kabul etti. Filmler çekildi, sesi plaklara kaydedildi. Dumezil'in keşfettiği bu "müthiş bellek" Norveçli dil bilimci Hans Voght'un da ilgisini çekti. Esenç ona da yardımcı oldu ve Voght Wubıhca bir sözlük hazırladı. Osla'ya davet edildi. Paris'teki işlemler orada da aynen tekrarlandı.

Artık her yıl bir-iki ayını Paris'te geçiriyordu. Ama bugün yorgun, bir yere gidecek gücü kalmadı. Hatta zar zor konuşuyor. Bundan böyle Charachidze, her yaz onunla çalışmak için Manyas'a geliyor. Günlerce masaya kapanıyorlar. Nefesi tükense, gırtlağı yorulsa da "son sesleri" çıkartıyor ve ana dilinde konuşmanın tadını yaşıyor. Çalışmaya bir türlü dur durak demiyor. Kış gelince, İstanbul'da bu kez de bir Türk dil bilimciye Boğaziçi Üniversitesi'nden Sumru Özsoy'a Wubıhca'yı öğretiyor. "Amacım yeni bir araştırmacıya yardımcı olmak" diyor.

Esenç'lerin kapısı 87 yazında bu kez farklı bir nedenle çalındı: Genç bir sinemacı İsmet Arasan, "Wubıhların serüvenini, Esenç'in trajik konumunu sinemada bir ürperti olarak yaşatmak ve onun hayatının hüznünü başka insanlara bulaştırmak" için Esenç ile el ele verdi, bir belgesel film çekti. 82'lik delikanlı tıpkı dil çalışmasında olduğu gibi filmde de büyük bir titizlikle çalıştı. "Son Sesler" adlı filmin, 1-15 mart tarihleri arasında Paris'te gerçekleşecek Cinema du Reel Festivali'nde finale kalmış olması, Türkiye'nin yarışmada ilk kez bu filmle temsil edilmesi Esenç'i çok heyecanlandırıyor. Çabasının geniş kitlelere ulaşmasının sevinci içinde. Ama kalbi artık bu tür heyecanlara dayanamayacak kadar yorgun.