...................
...................
KÖLE TÜCCARLARI, KADINLAR, HAMİLELİK VE KÜRTAJ
KAHİRE'DE BİR KÖLE ÇERKES KIZIN HİKAYESİ
Ehud R. Toledano
Çeviri: Erol Taymaz
Tarih v Toplum, Haziran 1990
                         
...................
 
...................

Not: Ehud R. Toledano'nun 'Slave Dealers, Women, Pregnancy and Abortion: The Story of a Circassian Slavegirl in min-Nineteenth Centry Cario' (Slavery and Abotition, 1981, Cilt 2, No. 1, s.53-66) isimli makalesinin birinci bölümünden çevrilmiştir. Bu çalışma National Endowment for the Humaniti es vakfı tarafından finanse edilen daha geniş çaplı bir araştırma çerçevesinde hazırlanmıştır.

19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunda en yaygın bağımlılık biçimi eviçi kölelikti. Yüzyılın ortasından itibaren İmparatorluğa ithal edilen kölelerin hemen hepsi yüksek ve orta sınıflardaki ailelerin evlerinde hizmet etmeye gönderildi. Kentlerdeki pazarlarda satışa sunulan kölelerin çoğunluğu kadındı. Erkek köleler hâlâ ev-dışındaki fiziksel işlerde kullanılıyordu, fakat sayıları giderek azalmaktaydı. Hadımlar da sınırlı sayıda bulunabiliyordu. Hadımlar oldukça pahalanmıştı ve sadece çok zenginler onları satın alabiliyordu.

İncelediğimiz dönemde Osmanlı köle nüfusu, kölelerin ırksal bileşimini de belirleyen üç ana kaynaktan sağlanıyordu: Siyah köleler Orta Afrika (Waday, Bornu, Bagirmi) ve Sudan'dan (Beyaz ve Mavi Nil havzası, Kordofan ve Darfun'dan) getirildi. Etiyopyalı köleler Batı-Etiyopya'dan, özellikle Galla, Sidama ve Guraga yörelerinden ithal edildi; Çerkes ve Gürcü köleler İmparatorluğa Kafkasya'dan ulaştırıldı. 1850'lerden sonra Osmanlı bölgesinde (sadece) iki kanaldan köle geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz: Afrika köle ticareti ve Kafkasya. (1) Ortalama yıllık ithalat, yüzde 87'si Afrikalı, geri kalanı da Kafkasya'dan 12.000 köleydi. Siyah, kahverengi ve beyaz köleleri -özgür cinsleri gibi- İmparatorlukta farklı toplumsal konumlara sahipti.

İslâm Yasası; Şeriat, köleler arasında sınıf farklılıkları gözetmez, onları bir yasal kategori olarak kabul eder (2). Bununla beraber, toplumsal koşullar ve kültürel tutumlar Osmanlı köleleri arasında kesin bir hiyerarşi oluşturdu. Bu hiyerarşi, (köle) fiyatları ve kullanım biçiminde olduğu kadar, toplumsal konumda da kendisini gösteriyordu. Hiyerarşinin en üstünde Çerkes ve Gürcü köleleri bulunur, daha sonra Etiyopyalılar gelir, piramidin en altında da siyah Afrikalılar olurdu. Buna uygun olarak, hemen her siyah köle ve Etiyopyalıların çoğunluğu az sayıda beyaz köle ile birlikte el-işi gerektiren işlerde hizmet ettiler. Beyaz köle kızların büyük bir kısmı ve belirli miktarda Etiyopyalı köleler efendilerinin cariyeleri ve çoğu zaman eşleri oldular.

Cariyenin efendisinden bir çocuğu olursa, çocuk özgür olur; cariye başkasına satılamaz ve sahibinin ölümünden sonra özgür olabilirdi. Aslında, yasal olarak ümm veled (çocuklu kadın) konumunda olan bu durumdaki bir kadın, hamileliğinin anlaşıldığı andan itibaren başkasına satılamazdı, özellikle çocuk erkek ise, efendiler genelde ümm veledi azad eder ve onunla evlenirlerdi. Böylece toplumsal hareketlilik (sınıf değiştirme), beyaz kadınlar için (hepsi bu isteklerini gerçekleştiremezse de) en azından bir olasılıktı. Beyaz olmayan kölelerin yolunda herhangi bir yasal engel yoksa da, sosyo-ekonomik kalkınmayı sağlayan bu yöntem onlar için pek geçerli değildi.

Kölelik yoluyla bir kimsenin kendi toplumsal ve ekonomik konumunun iyileştirme umudu Kafkas köle ticaretinde özgül bir durum oluşturdu. Hem ebeveynler, hem de kızlar kendilerini köle tüccarlarına sunmaya ve böylece İstanbul, Kahire ve İmparatorluğun diğer büyük kentlerinde üst-sınıfların evlerinde servis hizmetlerinde çalışmaya genellikle istekliydiler. Kırım Savaşı döneminde İngiliz ve Fransız baskıları sonucu Çerkes ve Gürcü köle gönderilmesi 1854'de geçici olarak yasaklandı. (3) Fakat kölelerin, ailelerinin, tüccarları, müşterilerin ve Hükümet'in kendisinin -köle başına yaklaşık yüzde 10'luk gümrük vergisi düzenli olarak köle ticaretine uygulanıyordu- bu ticaretten çıkarları vardı ve böylece bu yasak kısa bir süre sonra kaldırıldı. Çerkes kadınlarının satılması, Osmanlı toplumunun en önemli kurumlarından biri. Harem Sistemi için zorunluydu.

Harem Sistemi, Müslüman toplumda kadınları ayırma ve aileye mensup olmayan erkeklerle ilişkilerini sınırlama ihtiyacından doğdu. (4) Evler iki farklı bölüme ayrılmıştı; Erkek aile üyelerinin kaldığı selamlık, kadın ve çocukların yaşadığı haremlik. Kadınlar kesimini, efendinin annesi veya (İslâm dininin izin verdiği en fazla dört eşten) ilk eşi tarafından yönetiliyordu. Cariyeler de bütün hizmetçilerin kadın olduğu haremde kalıyordu. Efendinin erkek misafirleri haremde ağırlanmazdı. Osmanlı kent ve köylerinde haremler, aktif ve oldukça gelişmiş bir toplumsal ağ ile birbirine bağlıydı; karşılıklı ziyaretler ve dış gezmeler yaygındı. Bu sistem en tepede Padişahın hareminden yayıldı ve onların yaşam-biçimi ve yapısı diğer bütün sınıflar tarafından, olanakları ölçüsünde, taklit edildi.

Padişah'ın Haremi kapalı kapılar arkasındaki politikanın da bir modeliydi. Osmanlı tarihinde bu yolla önemli saray politikalarının etkilenmesi sık sık görülürdü. En başta Sultan'ın annesi (Valide Sultan) bulunurdu. 19. yüzyılda Valide Sultanlar, kendilerine bağlı yüzlerce kadın ve hadımlara hükmederdi. (5) Yerel valilerin ve önemli kent merkezlerindeki üst-sınıfların evleri de, daha küçük ölçekte de olsa benzer şekilde yapılanmıştı. Alt-sınıfların bu tip kurumları oluşturmaya olanakları yoktu ve (haremlik/selamlık şeklindeki) ikili yapı ve ayrımdan genellikle tamamen vazgeçmek zorundaydılar. Bu durumda ayrım, peçe, erkek misafirlerin antrede veya evin dışında karşılanması gibi diğer biçimlerde korunurdu.
Çeşitli değişikliklerle yukarıda tasvir edilen sistem, bütün Osmanlı Vilâyetlerinde mevcuttu. Fakat bu sistem, vilâyetlerin birkaçında ve hiçbir Arap bölgesinde Mısır'da olduğu kadar istekle taklit edilmedi. Bütün ayrılıkçı amaçlarına ve bağımsızlık gösterilerine rağmen, Mehmet Ali Paşa Konağı'nın Osmanlı karakterinde olduğuna hiç şüphe yoktur. Pek çok insanın gözünde “Modern Mısır'ın Kurucusu” olmasına rağmen Mehmet Ali kültürel ve toplumsal olarak bir Osmanlı Valisi'ydi. Ardılları arasında herhalde en son Osmanlı olanı, 1846-1849 yıllarında Mısır'a hükmeden torunu Abbas Paşa'ydı. Aşağıda Abbas Paşa dönemindeki Mısır'dan sık sık bahsedeceğiz.

Gabriel Baer, 1850'lerde Mısır’da yaklaşık yarısı sadece Kahire'de olmak üzere 20 bin -30 bin köle olduğunu tahmin etmektedir. O zamanlarda Mısır'ın toplam nüfusu 276.000 Kahire'de olmak üzere toplam 5 milyon olarak tahmin edilmektedir Ülkeye ithal edilen kölelerin sayısı değişen ekonomik koşullara ve ihtiyaçlara göre farklılıklar göstermişti. Örneğin 1840 ve 1850'lerde yılda yaklaşık 5 bin köle ithal edilirken, pamuk talebindeki artışlar sonucu 1860'larda bu sayı yüzde 400'den fazla artmıştır. (6)

Mısır Vilâyeti'nde kölelik, Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer bölgelerindeki köleliğe göre iki açıdan farklıydı. Diğer Osmanlı bölgelerinden farklı olarak Mısır'da, 19.yüzyılda değişik dönemlerde hem askeri hem de tarımsal kölelik uygulanmıştır. (7) Mehmet Ali'den 1863-1879 da hüküm süren İsmail'e kadar bütün Mısır valileri tarafından, özellikle Sudan'dan getirilen siyah köleler asker olarak kullanıldı. Köleler aynı zamanda hükümdarın ve sayıları gittikçe artan büyük toprak sahiplerinin şeker ve pamuk plantasyonlarında da çalıştırıldı. Fakat kölelerin çoğunluğu, kasabalarda ve Nil vadisi ve deltasındaki kentlerde ev hizmetlerinde kullanıldı. Mısır'da, aşağı-orta sınıflar bile en azından bir siyah köleye sahip olabilirlerdi. 19.yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer kesimlerinde olduğu gibi, Çerkes kızlar zenginlerin haremlerine ulaşmaya devam ederken, Mısır'dan her ırktan erkek kölelerin sayısı, İmparatorluğun diğer kesimlerinden dala çoktu.

Osmanlı dönemi Mısır'daki “günlük yaşam” üzerine bilgilerimizin çoğu Osmanlı ve yabancı devlet arşivlerinden ve gezginlerin anılarından gelmektedir. Resmi belgeler tarihi "insansızlaştırma" eğilimindedir ve genellikle bürokratik konular, maliye ve devlet aygıtı ile ilgilidir. Öte yandan gezginler, yüzeysel izlenimlerin ötesine geçmelerini sağlayacak dil ve yerel kültür bilgisi gibi araçlardan genellikle yoksunlardı. Manners and Customs of the Modern Egyptians kitabında Harem'e bütün bir bölüm ayıran ünlü Oryantalist Edward Lane bile haremdeki kadın yaşamının özel yanları konusunda adeta sessizdir. Bununla birlikte, şansımıza, Kahire'de, Abbas Paşa zamanından Osmanlı Harem Sistemi'nin bazı özelliklerini aydınlatan özgün bir belge kalmıştır; bu belge makalenin temelini oluşturmaktadır.

Mısır Ulusal Arşivleri (Darü'l Vesaiti Kavmiye) Kahire Hisarı'nda bulunmaktadır. Araştırmacılar tarafından hâlâ kısmen incelenmiş olan Türkçe ve Arapça koleksiyonları (8) 19.yüzyılda Mısır'daki yaşamın bütün (özellikle sosyo-ekonomik) yönleri üzerine zengin bir bilgi kaynağıdır. Belgeler bölümünden ayrı olarak kayıtlar bölümü, değişik devlet kollarına karşılık gelecek şekilde beş alt-bölüme ayrılmıştır. L olarak tanımlanmış dördüncü altbölüm yerel yönetim kayıtlarını kapsamaktadır; bunun "2" olarak tanımlanmış ikinci alt-kesimi Mısır Polisi'nin (Zabtiyyat Mısır) kayıtlarını içermektedir. Ençok ve düzenli Türkçe Polis Kayıtları, Abbas Paşa (1849-1854) döneminden kalmadır. Şemsigül ismindeki Çerkes köle kızın hikayesi Polis araştırma raporlarına kayıtlıdır. (9) Hisar'daki Polis Merkezi, Merkez'de görüşülen her vaka için bir soruşturma raporu (jurnal) düzenlerdi. Raporlar daha sonra önerilerle birlikte, bir çeşit idari mahkeme olan Meclisü'l Ahkâmü'l Mısriye, karar verilmesi için gönderilirdi.

Polis raporları Mısır toplumsal tarihinin incelenmesinde en ilginç ve önemli kaynaklardan biridir. Bu raporlar, aşağı sınıflardan insanların günlük yaşamlarıyla ilgili ifadelerini içermektedir. Bu insanların çoğu yazma bilmediği için herhangi bir yazılı kayıt bırakmamışlardır; bizimle “konuşabilmeleri” nin tek yolu, yazma bilen sorgucularının aracılığıdır. İfadeler orijinal dillerinden kaydedilmiştir, yani Türkçe, kitabi Arapça ve günlük Mısır Arapçası. Bu ifadelerin çoğu oldukça detaylıdır, ifadelerin içeriği davalıların sözü ile kısıtlı değildir; aşağı sınıfların yaşamının bütün bir resmini sunarlar. (10) Şemsigül'ün hikâyesi 13 sayılı Polis raporunun konusudur ve 12 Temmuz 1854'de idari mahkemeye gönderilmiştir. Osmanlı Türkçesi ile hazırlanmış rapor elyazısı, herbiri 35 satırlık 9 sayfadır ve köle kızın kendi ifadesiyle başlamaktadır. Yukarı sınıfların haremlerinde yaşamış -sonradan büyük hanımlara dönüşmüş Çerkes kölelerin- kiminin anıları yayınlanmışsa da, (11) elimizdeki gibi kayıtlar oldukça azdır. Bu nedenle Şemsigül'ün hikâyesini yakından inceledikten sonra, bu olay aracılığıyla, iki konuyla ilgileneceğiz: (a) köle tüccarlarının dünyası; (b) hamilelik, kürtaj ve kadınların dünyası.

Şemsigül, İstanbul'da, Polis raporundan iki yıl önce (1852'de) Deli Mehmet adında bir köle tüccarı tarafından satın alındı. Deli Mehmet onu gemiyle İstanbul'dan Kahire'ye getirdi. Gemide onunla cinsel ilişkide bulundu. O zaman kaç yaşında olduğu bilinmemektedir, fakat Çerkes köle kızları İmparatorlukta 13-15 yaşlarında satılıyorlardı. Şemsigül kendi mülkü olduğu ve onu yasal olarak cariyesi kabul edebileceği için Deli Mehmet bu davranışıyla İslâm Yasası'nı çiğnemiyordu. Fakat, kızın bakireliğini bozduğu için, onu başkasına satmak istediğinde önemli miktarda para kaybetmeyi kabullenmişti. Mısır'a ulaştıklarında köle kız efendisine âdet görmediğini bu nedenle hamile olabileceğini söyledi. Fakat Deli Mehmet onu satmayı kafasına koymuştu; hamileliğin planlarını bozmasına izin veremezdi. Bu nedenle kıza kullanması için ilaçlar verdi, sonra da çocuğu düşürmek için onu dövdü. Fakat doğa baskın çıktı ve istenmeyen hamilelik devam etti.

Osmanlı Padişah Sarayı yaşam biçimini taklit eden Mehmet Ali Paşa yönetici ailesi pek çok beyaz köleye sahipti. Bu köleler aile üyelerine ait değişik saraylarda ve konaklarda kalıyordu. Bu nedenle Deli Mehmet'in Şemsigül'ü bu konaklardan birine satması oldukça normaldi. Fakat müşterilere kızın hamile olduğu söylenmeden satış işlemi gerçekleştirildi. Beş aydan az bir zaman içinde haremdeki bayanlardan biri gerçeği anladı ve kızı muayene etmesi için bir ebe çağırdı. Ebe bayanın şüphelerini doğruladı. Deli Mehmet saraya çağırılıp kölesi geri verildi ve bir daha saraya köle satmaya kalkmaması söylendi. Böylece Deli Mehmet kızı aldı ve onu bir köle tüccarı arkadaşının, Hacı Mustafa Ağa'nın evine gönderdi. Fakat Şemsigül'ün sorunları bitmekten uzaktı; sorunlar daha yeni başlıyordu.

Deli Mehmet'in eşi köle kızın hikâyesini duyar duymaz Hacı Mustafa'nın evine durumu düzeltmek için acele gitti. Yasaları bilip, Şemsigül’ün hamileliğinin kendi konumunu tehlikeye düşürdüğünü farketmiş olmalıydı. Köle çocuğu doğurursa, çocuk özgür olacak ve Deli Mehmet'in mirasına hak kazanacaktı. Çocukları varsa yasal eşin çocuklarının payı azalacaktı; eğer yasal eşin çocuğu yoksa kocası önündeki konumu sarsılacak, özellikle köle erkek çocuk doğurursa, zamanla evin metresi olarak onun yerini alabilecekti. Bu nedenle Hacı Mustafa'nın evine hamile kıza hakaret ve tahrik ederek daldı, fakat onu dövmek isteğinde Mustafa'nın eşi araya girerek onu engelledi. On gün sonra Mustafa'nın eşi Şemsigül'ü Deli Mehmet'in evine ve adeta kaçınılmaz akibetine gönderdi.

Köle kız eve geldiğinde Deli Mehmet'in karısı bir ebe getirtti ve bebeği düşürttürmesini istedi. Hamilelik o zaman altıncı ayına ulaşmıştı. Kızı muayene eden ebe hamileliğin çok ilerlemiş olduğunu, fetüsün (oğulcuğun) çok büyük olduğunu ve kürtaj yapamayacağını söyledi. Buna rağmen Deli Mehmet'in karısı isteğinden vazgeçmedi. Kocası eve geldiğinde, kızı çocuğu düşürene kadar dövmesi düşüncesiyle kocasına yaklaştı. Kocası bu işi yapmayı reddedince, bir ütü ve oklava getirdi ve Şemsigül'ün midesine ve sırtına vurmaya başladı. Yoldan geçen bir köylü kadın gürültüyü ve çığlıkları duyarak içeri baktı ve ne olup-bittiğini anladı. Kıza acıdığı için komşu eve koştu ve durumu Selim Bey'in karısına anlattı. Selim Bey'in karısı Deli Mehmet'in evine hemen gitti ve onun eşine kızı kendi evine alacağını ve kürtajı orada yapacağını söyledi. Beriki bunu kabul etti ve Selim Bey'in eşi Şemsigül'ü kendi evine aldı fakat köle kızın durumunda hiçbir değişiklik olmadı. Deli Mehmet'in karısı hamileliğin ne olduğunu sorduğunda, Selim Bey'in karısı, kızın çocuk düşürmesini sağlayacak ilaçları aldığını belirterek yalan söyleyecekti. Üç ay sonra Şemsigül sağlıklı bir erkek çocuğu dünyaya getirdi.

Doğum sırasında Şemsigül, Deli Mehmet'in eşinin yatağının başucunda beklediğini gördü. Bebek doğduğunda bu ihtiraslı kadın bebeği aldı, geleneksel evlat edinme sembolüne uygun olarak bebeği cübbesine sardı. Annesine bebeğin öldüğünü söyleyerek evine götürdü; bebek daha sonra bir sütanneye verildi. Polis ifadesinde Şemsigül, bir defa Selim Bey'in eşinin bebeği görmesi için kendisine getirdiğini ve sonra bebeği tekrar sütannesine geri götürdüğünü söylemişti. Doğumdan yirmi gün sonra köle kız Deli Mehmet'in evine döndü ve orada yaklaşık yirmi gün kaldı; bu arada bebek kendisine gösterilmedi. Şemsigül bebeği daha sonra da hiç göremedi, çünkü bebek bir yıl içinde ölecekti. Bundan sonra Şemsigül tekrar sahip değiştirmeye başladı.

İlk önce Deli Mehmet onu Tanta'daki yıllık fuara götürmesi ve orada satması için bir başka köle tücarına, Timur'a teslim etti. Tanta fuarı Mısır'daki en büyük fuardı. 19. yüzyılın ilk yarısında 100.000.-150.000 kişi bu fuara kat ılıyordu; 1860 ve 1870'lerde ziyaretçilerin sayısı yarım milyona ulaşmıştı. (12) Köleler bu pazarda satılan "mal”lardan sadece biriydi. Böylece Timur Şemsigül'ü Kahire'nin kuzeyindeki Tanta'ya götürdü; burada birkaç müşteri onunla ilgilendi, hiçbiri satın almadı. Deli Mehmet daha sonra Tanta'ya geldi, onu kendisiyle birlikte Kahire'ye geri götürdü ve üç-buçuk ay kalması için onu tekrar bir başka arkadaşının evine gönderdi. Bu arada Hindistan'a bir iş için gitti. Döndüğünde onu Hacı Mustafa'nın -daha önce bahsettiğimiz köle tüccarı- evinde önemli bir Hintliye gösterdi fakat anlaşmaya varılamadı. Tekrar yola çıkmadan önce, (bu sefer Hicaz’a gidiyordu), Deli Mehmet Şemsigül’ü Mustafa’ya verdi ve onu kendi adına satmasını istedi. Buna rağmen Şemsigül’ün hikayesini bilen Hacı Mustafa onu hiçbir müşterisine göstermedi. Deli Mehmet’den bir çocuğu olduğu için Şemsigül yasal olarak bir ümm-ü velet’di ve satılamazdı. Deli Mehmet Hicaz’dan döndüğünde onu Timur’a sattı. Timur’un yanında ikibuçuk ay kaldıktan sonra, bir arkadaşı Timur’a Şemsigül’ün Deli Mehmet’ten bir çocuğu olduğunu söyledi. Kız da bu durumu onaylayınca, Timur onu derhal köle tüccarları loncası başkanı Ali Efendi’ye, durumu araştırması ve düzeltilmesi için götürdü.

Ali Efendi Deli Mehmet’i çağırdı ve bir ”soruşturma toplantısı” düzenledi. Önce Deli Mehmet herşeyi inkar etti ve Şemsigül’ün yalan söylediğine yemin etti. Daha sonra, eğer arkadaşı Hacı Mustafa da kızın hikayesinin doğru olduğunu onaylarsa kızı azad edeceğini söyledi. Mustafa kızın dediklerini onaylayınca satış işlemi iptal edildi, satış evrakları geri verildi ve Şemsigül loncanın başı Ali Efendi’nin himayesinde kaldı. Olay daha sonra soruşturmanın derinleştirilmesi ve iddianamenin hazırlanması için polise havale edildi. Bütün ilgili şahıslar 30 Haziran 1854’de Polis Merkezi’nde hazır bulunmaya çağrıldı. Dört gün süren işlemler süresince Deli Mehmet Şemsigül’ün hikayesini inkar etti. Şemsigül’ün bu hamilelik masalını yöneticin hareminden çıkmak için uydurduğunu iddia etti. Buna rağmen kızın hikayesi pek çok görgü tanığı tarafından onaylandı ve Merkez Şemsigül'ün anlattığı olayları idari mahkeme tarafından doğru kabul etmesini tavsiye etti. Daha sonra köle sahihinin kölesini azad etmesine sadece (kararlarında yanlış İslam Yasasını göz önünde tutan) Şer-i mahkeme karar verebileceği için olsa gerek, dava Mısır Baş Müftüsü'ne devredildi. Elimizde son karar ile ilgili bir bilgi yoktur, fakat benzer davalarla karşılaştığımızda, köle kızın azad edileceği ve Deli Mehmet'in birkaç ay hapis cezasına çarptırılacağı açık gibidir.



DİPNOTLAR:
1)
Ayrıntılar için, bkz. Ehud R. Toledano, The Ottoman Slave Trade and its Suppression, Princeton University Press, 1982
2) İslam dininde köleliğin yasal yönleri R. Brunschvig, 'Abd', Encyclopaedia of İslam, İkinci baskı Leiden, 1960, Cilt 1, s.26-31’de özetlenmiştir.
3) Başbakanlık Arşivi / İrade Tasnifi / Hariciye 5553, Baş Vezir’den Sultan'a, 28 Zilhicce 1270 (23 Eylül 1854) ve ekleri.
4) Bu kurumun bir tartışması ve Batı ve Doğu ile yapılarının karşılaştırılması için; bkz. Marshal G.S. Hodgson, The Venture of İslam, Chicago 1974, Cilt 2, s.140-6, 354-5; Mısır için, bkz. Nada Tomiche “The Situation of Egyptian Women in the First Half of the Nineteenth Centry” W. R. Polk ve R.L. Chambers'in editörlüğünü yaptığı Beginnings of Modernization in the Middle East kitabında (Chicago, 1968, s.171-84).
5) 1880'lerin sonlarında İmparatorluk Haremi’ndeki kadın sayısı yaklaşık 400'dü. 1903'de bile Osmanlı ailesinin sahip olduğu hadımların sayısı 193 idi.
6) Köle nüfusu için, bkz. Gabriel Baer, Studıes in the Social History of Modern Egypt, Chicago, 1969, s. 167-8; Mısır ve Kahire’nin genel nüfusu için, bkz. Justin McCarthy, 'Nineteenth Cenlury Egyptian Population', Elie Kedourie'nin editörlüğünü yaptığı The Mıddle Eastem Economy kitabında (Londra, 1976, s.30,33)
7) Baer, age, s. 164-6
8) Koleksiyonların ayrıntılı bir listesi için, bkz. Helen Rivlin, The Dar al-watha'ıq in 'Abdin Palace at Caıro as a Source for the Study of the Modernızatıon of Egypt in the Nineteenth Century, Leiden, 1970; Mısır Kültür Bakanlığı, Ulusal Arşivler, Lists Regarding the Organization of Registers at the Archives (yayınlanmamış Arapça katalog, Şubat 1970).
9) L/2/67/4, Soruşturma Raporu N. 13, s 44-54 (alıntılar Arapçadan çevrilmiştir)
10) Abbas Paşa döneminden kalma bu malzeme yazar tarafından incelenmektedir.
11) Bir kaç iyi kaynak için, bkz. Melek-Hanım, Thirty Years in the Harem, Berlin, 1872, 2 cilt; Emine Fuat Tugay, Three Centuries: Family Chronicles of Turkey and Egypt, Londra, 1878, 2 cilt; Lucy Camett, The Women of Turkey and their Folk-Lore, Londra, 1891, ve Home Life in Turkey New York, 1909; ve Grace Ellison, An Englishwoman in a Turkish Harem, Londra, 1915.
12) Baer, age, s.138-9, 176.