...................
...................
KAFKASYA’DA BÜYÜK YANILGI
Turabi Saltık
                         
...................
 
...................

Tarih, geçmiş Rusya-Kafkasya ilişkilerinin temel problemlerini; tarihçiler, Rusya-Kafkasya tarihinin özel ilişkilerini önemser.

Kafkas tarihinde insanların dilleri, politik, ekonomik, kültürel, sosyal yapıları ve üretim ilişkileri ile toplumsal yaşamları her dönem farklılıklar gösteriyordu. Dağlı halklar aralarında tarım ve hayvancılığa dayalı bir üretim ilişkisi kurmuşlardı. Komşularıyla ticareti geliştirmiş, pazarlar oluşturmuş, mal alış verişi başlatmışlardı. Orta Asya, Kazakistan, özellikle Kırım pazarı ve hatta Rusya ile ticari ilişki geliştirmişlerdi. Hem iç pazarlar hem de dış pazarlarla deniz yoluyla, Karadeniz kıyılarındaki çeşitli limanlardan geliştirilen ilişkilerle ticaret yapıyorlardı.

Tüm Kafkasya’da olduğu gibi Kuzey Batı Kafkasya’da da çeşitli dönemlerde Çerkes halkının topraklarına yönelik Rus saldırıları baş göstermişti. Savaşın ve yıkımın sonuçları coğrafyanın değişik bölgelerinde farklılıklar gösteriyordu. Rus işgaliyle başlayan Kafkas-Rus savaşları, Kuzey Kafkasya’da dağlı halkların sahip olduğu bütün değerleri alıp götürüyor, ülkenin ekonomisi, uygarlığı, geleceği tahrip edilip yok ediliyor, genç insanlar öldürülüyordu.

Çerkeslerin savaş karşısındaki tutumları, direnişleri çok uzun yıllara yayılmıştı. Gene de Kafkasya’da Çerkesler hiçbir zaman Rus istilası ve Rus devletinin varlığını tanımadılar.

Savaşa rağmen Kuzey Batı Kafkasya’da çok uzak geçmişten beri Çerkesler kendi aralarında barış içerisinde yaşıyorlardı. Aralarında sürtüşme ve derin bir çelişki yoktu. Çerkes boyları olan Bjedugh, Besleney, Chemguy gibi kabileler ile Kabardeyler, Shapsughlar, Natukuaylar, Abzeghler ve Wubıh boylarının aralarında bazı çelişkiler olsa da, bu çelişkiler Çerkes boylarını birbirine düşürecek kadar derin çelişkiler değildi.

Kafkas-Rus savaşlarının o en şiddetli döneminde ne zaman ki Şeyh Şamil’in Naibi Muhammet Emin Kuzey Batı Kafkasya’ya Çerkes boylarının arasına geldi, o zaman bu durum değişti. Naip gelir gelmez şeriatçılık ve tarikatçılık yaptı. Her defasında türlü biçimlerde çelişkiler çıkardı.

Kışkırtmalarla boyları birbirine düşürdü. Çerkes boyu olan Abzeghler o yıllarda Naip Muhammet Emin’i önder kabul etmiş, Bjedughlara saldırmış, Shapsughların köylerini yakmışlardı.

Muhammet Emin şeriatçıydı; mistik anlayış çizgisi ile kabile ve boylar arasında köylülerin ve halkın dini inançlarını istismar ediyordu. Yalan ve demagoji ile toplumsal kötülükler çıkartıyor, boylar arasındaki çelişkileri körüklüyordu. Müslümanlığı henüz yeni benimsemeyen Çerkes boylarına zorla namaz kıldırtıyordu. Şeriat mahkemeleri kuruyordu. Bu mahkemelerde el, kol kestiriyor, idam cezası veriyordu. Çerkes halkından pek çok kişiyi derin çukurlara hapsediyordu.

Oysa o güne kadar Çerkes boyları arasında “şeriat mahkemeleri” yerine Çerkes halkının kendi toplumsal kuralları uygulanıyordu. Şeriat uygulamaları, tarihten gelen geleneksel Çerkes toplumsal kuralları bütünü olan Xabze öğretisine tersti. Şeriat uygulamaları Çerkes Xabze ile çelişki halindeydi. Naip Muhammet Emin, Kafkas köylülerini, bağımsızlık savaşı propagandası yerine dini propaganda yaparak yanına çekmişti. Ama yoksul Çerkes emekçileri bu "sosyal demagoji"nin özgürlük getirmeyeceğini biliyorlardı.

Şeriat düzeninin gerici ve tutucu şartları, Çerkes halkının geleneksel toplumsal yapısında yer alan halk mahkemeleri, yemin şahitliği, miras hukuku ve kadın-erkek eşitliği gibi konularda toplumsal karaktere uymuyordu.

Çerkesler naibin artan dini-manevi baskılarını ve şeriat uygulamalarını benimsemiyor, Ruslara karşı kendi özgürlük mücadelelerini kendileri yürütüyor, şeriat yerine Çerkes Xabze’sini uyguluyorlardı.

Çerkesler xabze uygulamalarıyla halk kurultayları, meclisler topluyor, türlü problemleri buralarda görüşüp karara bağlıyorlardı. Xabze meclislerinde alınan kararlara kimse itiraz etmiyordu. Adalet işleri buralarda çözülüyordu. Geleneklere aykırı davranışlar, toplum düzenini bozanlar, Şeyh Şamil’in şeriat uygulayıcısı Naip Muhammet Emin’in şeriat mahkemelerinde değil, Çerkes Xabze’sine göre thamadelerden oluşan meclislerde yargılanıyordu. Böylece Ruslara karşı yürütülen savaşta Çerkeslerin kendi aralarındaki birliktelik, naibin şeriat uygulamaları ile anlaşmazlıklara dönüşüyordu.

Ruslara karşı özgürlük mücadelesi veren Çerkes ulusunun toplumcu özü ve dayanışması tahrip ediliyordu. Özgürlük mücadelesi zayıflatılıyordu. Çerkesler arasında feodal beylerden, savaşı yürüten liderlerden ve kışkırtmalardan kaynaklanan çelişki dolu toplumsal bir yapı oluşturulmuştu. Bu yapı ülkeyi yok olmakla karşı karşıya bıraktı.

Sonunda Muhammet Emin Ruslara teslim oldu. Bitmek bilmeyen Kafkas-Rus savaşları ise her geçen gün Çerkesleri ve ülkeyi talan edip bitiriyordu.

Diğer taraftan Osmanlıların ve İngilizlerin sahte destek mesajlarının ve sahte yardımlarının ardı arkası kesilmiyordu. Yoksul köylüler ve halk daha en başından beri Osmanlıların ve İngilizlerin sahte yardım vaatlerine inanmamıştı. Ülkesini seven ve insanlarına değer veren yurtseverlerin direnişleri sürüyor, Çerkes ülkesinin topraklarını, zenginliklerini, ormanlarını, köylerini ve halkını koruyanların ulus olma, iktidar ve devlet olma mücadelesi devam ediyordu.

Buna rağmen İngiliz ve Osmanlı ajanları ile onların sahte vaatlerine inanan pek çok feodal bey, bu yalan vaatlere bel bağlıyordu. Büyük yanılgı artık savaşın yenilgiyle sonuçlanmasını ve topyekûn Çerkes sürgününü dayatıyordu…