...................
...................
BİR BEYANNAME
Mim Kemal Öke
Tarihin Süzgecinden, Türkiye, 2 Şubat 1991
                         
...................
 
...................

Dost, insanın dar gününde belli olurmuş, derler. Milletlerin zor günleri de savaş dönemleridir.

O "karanlıklarda" kimin yanınızda olup, olmadığını anlarsınız.

Allah korusun, Türkiye'nin Körfez Savaşı'na çekilmesini istemiyoruz.
Savaşanları da tasvip etmiyoruz.

Lakin, gazeteleri taradıkça, gazetelere gelen beyannamelere baktıkça millet olarak bir sınavdan geçtiğimize inanıyorum.

NATO yardıma gelecekmiş, tabii Türkiye'ye bir saldırı olursa...

Almanya yan çiziyormuş.

Canım, biz de milli hafızamıza bir çentik atarız.

TV'de Güneydoğu'daki vatandaşımızdan beyanat alıyorlar. Hepsi çakı gibi, devlete sahip çıkıyor. Korkmuyor. Türkiye Cumhuriyeti'ne inancını sergiliyor.

Aklıma hemen Milli Mücadele geldi.

O günlerde de kenetlenmiştik.

Ama İstanbul öyle miydi? Bazı azgınlar yabancı işgalcilerin bayraklarıyla donatmışlardı Beyoğlu'nu...

Dostu, düşmanı öğrendiğimiz günlerdi onlar.

İşte bugün bir beyanname neşredeceğim.

1921'de İstanbul hala işgal altındadır.

Mert sesler ise, düşman süngüsüne rağmen, yine çıkar.

Aşağıdaki İstanbul Çerkeslerinin beyannamesidir.

"Evvelki gün şehrimizde bazı Çerkes esnaf ve ricalinin içtima ederek bir beyanname imzaladıklarını yazmıştık. İzmir'de de Şark-ı Karib Çerkesleri namına hareket ettiklerini beyan ederek Yunan hükümetiyle teşrik-i mesaiyi kabul ettiklerini ilan eden bazı eşhasa karşı tertib olunan bu beyannameyi bervech-i zir dera ediyoruz:

Bandırma ve havalisinde mütemekkin Çerkes ümerasından on beş kişinin ahiren Yunan Kuva-yı müstevliyesi tarafından cebren İzmir'e sevk edildikleri ve Yunan Hükümetinin bundan maksadı da tazyik ve tehdit ile kendilerine rabıta-i Osmaniye'yi muhil bazı metalib-i milliyye dava ve ilan ettirmek idüğ-i Bandırma'dan hini infikaklarında mumaileyhimden intihaz-ı fırsata muvaffak olabilen bazıları tarafından vukubulan, ihbarat üzerine malumumuz oldu.

Çerkeş kavmi terk-i diyara mecbur kalarak hilafet-i muazzamanın cenah-ı refetine iltica edeliden beri Türklerden en müşfik muamele-i sahabetkaraneye nail olmuş ve bundan mütevellid din-i şükran ve minnetini her icab ettiği zaman Türklük için kanını mebzulen akıtmakta ödeyegelmekte bulunmuş ve içtimai sahada da Türk kavmi ile gayr-i inhilal revabıt tesis eylemiş olduğu ve böylece her iki kavmin bugün tecezzisi adilmul-imkan yekveche ve yek-dil kitle-i vahide halinde bulunduğu memleketimizin her ferdince müsellem olan hakayıktandır.

Arizi sû-i tefehhüm neticesi olarak serzede olup öz kardeşler arasında bile küll-i yevmin zuhur edebilen seriü'l-zevâl ihtilafattan başka mahiyette bulunmamış ve elyevm külliyen intifapezir olmuş olan mahalli bazı vekayii serrişti uttuhez uli Saltanat-ı Osmaniyye düşmanlarının camia-i İslamiyyeyi tevhine matuf ber-vech-i balâ igvaate tasdileri vicdan-ı umumi-i beşere karşı irtikab edilen en desisekâr ve menfur bir taarruz teşkil eder.
Memleketimiz dahilinde işbu ifsadât-ı şenianın mahiyetini teşhire katiyen ihtiyaç mes etmezse de efkar-ı umumiyye-i cihanı bu tevzirata havale-i sem-i itibar etmekten tahzir eylemek üzere Türk ve Çerkes kavimlerinin camia-i Osmaniyye dahilinde ve makam-ı muallâ-yı hilefet etrafında yek emel ve yek vucüd olduğunu ve Yunan makasıdına tav'an alet olmayı kabul eden bir iki şerir ise bunlar en ufak bir Çerkes ekalliyetini bile katiyyen temsil etmeyip habasetleri şahıslarına maksûr ve münhasır bulunduğunu ve kendilerine peyrev olacak bir Çerkes'in bulunmadığını ve bulunamayacağını Çerkes kavminin düşman tazyiki altında olmayan salahiyyettar radı sıfatıyla ilan etmeyi vazife addeyledik."
Çerkes Ethem hadisesi de bundan önce yazdığım gibi gerçek veçhesine kavuşturulmalıdır.

Vatan haini karalamalarıyla bir yere varılamaz...

Bu konuyu işlemeye devam edeceğiz. Ancak şunu yazayım:

Kuvayı Milliye'nin üniforması olarak Çerkes kalpağı kullanılmasının bugünkü Türkiye Cumhuriyeti hudutlarını belirleyen Amasya Protokollerinin altındaki dört imzadan üçünün (M. Kemal Paşa, Rauf Bey, Bekir Sami Bey, İstanbul hükümetini temsil eden Bahriye Nazırı Karzek Salih Paşa) Çerkes olmasının, Çerkes nüveli gerilla teşkilatlanmasıyla alakalı olup olmadığı araştırılmaya değer.

Ethem Bey ise, sonradan Çerkes Ethem olarak anıldı.