...................
...................
İKİ GÖZÜM AYŞE
Doğan Akın
Yazı Dizisi: Sabahattin Ali'nin Özel Mektupları
Cumhuriyet, 14 Aralık 1990
                         
...................
 
...................

Ayşe Sıtkı... Bir Cumhuriyet Kızı... 1330-35 yılları arasında Pertev Naili Boratav'ın yanı sıra Sabahattin Ali'nin en yakınında bulunan birkaç kişiden biri…

1928'de Erenköy Kız Lisesi'nde Reşat Nuri'nin (Güntekin) öğrencisi.. 1932'de tarih öğretmeni... 1950'lerde Adnan Ötüken'in yakın çalışma arkadaşı.. Ve her zaman Nâzım Hikmet hayranı…

Sabahattin Ali'ye gönderilen mektuplar arasında en çok ilgi toplayanlar Ayşe Sıtkı’nınkiler oluyor. Oktay Akbal da Filiz Ali ile Atilla Özkırımlı'nın 1979'da yayımladıkları "Sabahattin Ali" kitabında yer alan mektuplar içinde, "Ayşe'ninkilerin özellikle dikkat çekici" olduğunu yazar ve ekler:
"Ayşe'nin Sabahattin Ali'ye yazdığı mektupların birkaçını biliyoruz. Ya Sabahattin Ali'nin Ayşe'ye yazdıkları!.. Onlar duruyor mu? Ayşe'nin mektupları sakladığını sanıyorum. O zaman hem yazımıza hem yazarın anısına sevgi ve saygı belirtisi olarak o mektupları ortaya çıkarıp kamuoyuna sunması gerekmez mi?.. Okur, Ayşe'yi, kişiliğini, yaşamın dalgaları arasında ne olduğunu merak ediyor."

Ayşe Sıtkı, Cumhuriyet'te yayımlanan bu yazıları okur. O güne kadar Sabahattin Ali'nin mektuplarını yayımlamayı düşünmemiştir.

İki yıl sonra o sıralarda bulunduğu Avusturya'dan Oktay Akbal'a bir mektup yazar ve "ben Ayşe'yim" der...

1931-1935 yılları arasında eski yazıyla yazılmış yaklaşık 70 mektubu yeni harflere çevirerek yayımlamaya karar verir, ancak aradan bir on yıl daha geçer...

1912 yılında Kavala'da doğan Ayşe Sıtkı, Bolu Kadısı Allâme Mehmet Sıtkı'nın kızı.. Kuvayı Milliye ile Çerkeslerin Bolu'daki çatışmalarını anımsıyor.

"Kurtuluş Savaşı sırasında Kuvayi Milliye ile Çerkesler arasındaki savaşımları anımsıyorum. Çocuktum Bolu'da. Babam onları durdurmak için sokak çatışmalarında çıkıp korkmadan "kardeşsiniz, niçin kan akıtıyorsunuz" diye çağrıda bulunurdu. Bir gün babamı, evimizin üst katında bulunan çalışma odasından yemeğe çağırdım "hadi yemek" dedim.

Beni sırtına aldı. O sıska bacaklarım sırtından aşağıya sallanıyordu. Sırtında güle oynaya iniyorum merdivenlerden. Tam o katın merdivenini döneceğiz, bir kurşun benim kulağımı yaladı geçti. Kuvayi Milliye ile Çerkesler dövüşüyorlardı. Zannediyorum Bolu'nun sokaklarında Çerkesler, dağlarda da Kuvayi Milliye vardı. Babamla ben dehşete düştük."