...................
...................
'BURADA DÖRT DUVAR ARASINDA KALDIK'
Vedat Yenerer
Cumhuriyet, 7 Aralık 1991
                         
...................
 
...................

"Dört aydır Türkiye'yi anahtar deliğinden görüyoruz. Biz Türkiye’ye boşlukta kalan milletimize ön ayak olabilmek, düzeyli bir din eğitimi alıp Hıristiyan yaklaşımlara karşı koyabilmek için geldik. Oysa burada dört duvar arasında kaldık."

Bu sözler Sovyetler Birliği’nin bağımsızlık savaşımı veren Balkarya'dan ülkemize getirilerek, Kartal’daki Elmalı Yatılı Kuran Kursu'na yerleştirilen makine mühendisi Reşit Kurdan ile filoloji mezunu Abdülkerim Ölmez’e ait.
Reşit Kurdan Moskova'daki İslam Diyalog Merkezi’nde Başkan Abdülreşit Budayev'in kendilerine Türkiye’deki eğitimin üniversite ile enstitü eğitimi arasında olduğunu ve yeterli geleceğini öne sürdüğünü, bu nedenle de Diyanet Vakfı aracılığıyla Türkiye’ye geldiğini belirterek şöyle konuşuyor.
“Orada güzel bir işim vardı. Üniversiteyi de bitirmiştim. İşimi bırakıp, onlara inanıp dinin derinliklerini, ilahiyatı ve Çin felsefesini, Hint felsefesini öğrenmek için geldim. Burada çok güzel insanlar ve bol kitap var. Ama bu kitapları okumamız için serbest olmamız gerekir.”

Reşit, kaldıkları yerde sadece Zaman gazetesi okuyabildiklerini ve Atatürk'le ilgili olarak da Lenin'in bir kopyası olduğu yolunda düşüncelerin açıklandığını belirterek "Biz doğrusunu bilmiyoruz" diye konuşuyor.
Bu sırada Abdülkerim söze atılıyor. Bir odada 14, diğer odada da 10 arkadaşının balık istifi yaşadıklarını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Bizim orada üç ya da dört kişi bir odada kalır. On dört kişinin kaldığı küçük bir odada herkes farklı şeyler yapmak istediği için her zaman sorun oluyor. Kimisi ışığı yakıp Kuran okumak isterken bir diğeri uyumaya kalkıyor.

Reşit Türkiye'ye geldikten sonra kendi konumlarından dahi bilgilerinin olmadığını, oturma müsaadelerinin henüz çıkarılmadığını da hatırlatarak “Burada 24 arkadaşız yarın ne olacağını bilmiyoruz. Ya bize yarın geri dönüyorsunuz derlerse ne olacak? Biz o zaman niye geldik? Neye hizmet ediyoruz?" diyor.

Reşit ve Abdülkerim kaldıkları yerin ekmeğini yediklerini ve onları karalamak gibi bir düşüncelerinin olmadığını, ancak beklediklerinin çıkmadığını öne sürüyorlar. İki genç Balkarlı, kursta hoca olarak kendilerine eğitim verenlerin hem çok genç hem de eğitim olarak yetersiz olduklarını söylüyorlar. Ahmet Staj ve Adem Nebso adlı Adige Özerk Cumhuriyetinden gelen iki Çerkes'in de kurstan ayrılarak geri döndüklerini söylüyorlar. Ayrılmalarına gerekçenin ise kursa haber vermeden akrabalarının yanlarında birkaç gün kalmaları gösterilmiş.
Reşit Kurdan ve Abdülkerim Ölmez Balkarya'daki yaşantılarıyla buradakini şöyle karşılaştırıyorlar:

"Sporsuz hayat bizim için zindanda olmak gibidir. Aç kaldık ama spor yaptık. Burada duvara konulabilecek bir barfiks bile yok. Paşabahçe'deki Dağıstanlı ve Çamlıca'daki Mongol arkadaşların durumları bizlerinkinden de kötü. Onlardan da bazıları geri döndüler. PTT'ye mektup atmaya bile giderken haber vermek zorunda kalıyoruz. Biz Kafkasya'dan, Kazakistan'a 1944'te sürülmüş bir milletiz. O zaman sadaka yemedik, şimdi de yemeyiz. Biz Türkiye'deki kurslara salt Kuran okumak için başvurmadık. Anladık ki işler çok farklı. Türkiye ile Asya'daki Türki cumhuriyetler arasında birer diyalog konumundayız ve diyaloğumuzu kültür ve eğitim alanında arttırmak istiyoruz."

Reşit Kurdan Türkiye'ye gelmeden önce Türkoloji konularında araştırmalara meraklı olduğunu ve Balkarya'daki "Töre" adlı bir Türkoloji derneğine de üye olduğunu belirterek çok önemli olarak nitelediği düşüncelerini şöyle aktarıyor:

"Balkarya'daki son kazılarda Türkoloji dalında çığır açacak yeni bilgiler ele geçti. Bunlar Rus yetkililer tarafından kontrol altına alındı ve derneğimize bunu yayma yasağı getirildi. Yeni kazılarda İskitlerle ilgili kanıtlar da çıktı. Bu kazılarda Bulgarların İskitlerin bir kolu olduğu da ortaya çıktı. Benim Türkiye'ye gelmek istememin bir nedeni de bu. Tüm bilgileri ve bazı evrakları yanımda getirdim. Türkologların benimle ilişkiye girmelerini istiyorum, çünkü ben onlara ulaşacak durumda değilim."
Reşit ve Abdülkerim TC hükümeti ileri gelenlerine kendilerine ve tüm soydaşlarına sahip çıkmaları yolunda çağrı yaparken sözlerini şöyle tamamlıyorlar:

"Bizi TC yetkilileri imtihan etsin. Üniversitelerde ilahiyat, felsefe ve diğer bilimleri okuyalım, üniversite yurtlarında daha iyi koşullarda kendimizi yetiştirelim. Devamlı stres altında yaşamayalım. Biz Türk'üz ve Türkiye'den başka kimsemiz yok. Hastalandığımız zaman doktora gidemiyoruz. Çünkü paramız yok. Aylık 150 bin lira ile ne yapılır. Ama öğrenci statüsüne alınırsak en azından üniversite hastanelerine rahat gideriz. En önemlisi, biz buraya ilim ve bilim öğrenmeye geldik. Bizim elimizden tutsunlar."