...................
...................
Gelenekleri, Görenekleri, Düğün ve
A
t Yarışları ile
ÇERKESLERİN BİN YILLIK COŞKUSU
Yazı İşleri
Tempo Dergisi, 31 Mayıs 1992, s: 22
                         
...................
 
...................

Yaşlılara gösterdikleri saygıları, misafirlerine duydukları sevgileri, özgün yemekleri ve danslarıyla Çerkesler, içimizden birileri. Ne Türkiye'de yaşayanlar onlara azınlık diye bakmış, ne de onlar azınlık olduklarını hissetmişler. Yüz küsur yıl önce Türkiye topraklarına ayak basan bu insanlar, daha yüzlerce yıl dostça, kardeşçe içimizden birileri olarak yaşamaya devam edecekler.

Her yıl Mayıs ayında, İstanbul'dan topu topu bir saat uzaklıkta, büyük bir coşkunun, büyük bir heyecanın yaşandığını söyleselerdi biz de inanmazdık. Gidip görmeden sizin de inanmanız mümkün değil.

Bir yanda, çiçekçiler seralardan getirdikleri çiçekleri satıyor, onun hemen yanıbaşındaki tezgahtan mis gibi köfte kokuları geliyor. Biraz ileride bir baloncu, rengarenk balonları ile çocukları cezbedebilme kavgası verirken, lunaparklarda görmeye alıştığımız "5 halka 5 bin liraya" diye çığırtkanlık yapan iki halkacı, müşteri çekmeye çalışıyor. Çocuklar, bembeyaz sakallı dedeler, genç kızlar, orta yaşlı hanımlar, yemyeşil bitki örtüsü ile kaplı dağlarla çevrili bu geniş alanda, her yıl yaşadıkları bir heyecanı yeniden yaşayacak olmanın coşkusunu duyuyorlar. Önceleri çevrede birkaç at çarpıyor göze. Kimi alımlı, soylu bir görüntü içerisinde; ki-misi sade sakin, sınavlara iyi hazırlanamamış, bu nedenle sınıfta kalacağı kesinleşen öğrencilerin umarsızlığı içerisinde. Bir bakıyorsunuz, şaha kalkmış bir atı 5-6 kişi dizginlemeye çalışırken, bir başka atı yürütmek için bile, çaba sarfetmek gerekiyor.

Yarış saati yaklaştıkça atların sayısı da artıyor. Zonguldak'tan, Bursa'dan, Bolu'dan kamyonların üzerinde atlar gelmeye başlıyor. Kamyondan inen her atla birlikte en az 8-10 da insan iniyor. Atlarının başarısını görebilmek için 4-5 saat kamyon üzerinde, rüzgara karşı gözlerini kırpmadan gelmiş at sahipleri, çocukları ya da yakın akrabalar bunlar.

Zaman ilerliyor, heyecan da giderek doruğa tırmanıyor. Birazdan kimileri atlarına sarılıp sevinç gözyaşları dökecek, kimileri de atlarını terkilerine alıp, fazla dikkat çekmeden evlerinin yolunu tutacaklar.

Çerkes Köyü Uzuntarla

Burası Veliefendi çayırı değil. Burası Uzuntarla. İzmit-Adapazarı E-5 karayolu üzerinde "örnek bir köy." 128 yıllık bir Çerkes köyü.
Hazırlıkları sürdürülen büyük heyecan da kendi deyimleriyle "Kal-u Bela'dan beri" yaptıkları "Geleneksel at yarışları".

128 yıl önce Çarlık Rusyası'nda giderek soykırıma dönüşen baskılardan kurtulmak için canlarını Türkiye'ye atmış insanlar, bugün ağırlıklı olarak İzmit, Adapazarı, Düzce yöresinde yaşıyor. Öz yapılarını olabildiğince koruyup, Türkiye ile aralarında herhangi bir sorun olmadan yaşayan bu insanlar, özellikle büyüklerine gösterdikleri saygı ile tanınıyorlar.

Köyden bir yaşlı, "Eskiden babamız kahvenin önünde otururken, o kahvenin önünden geçemezdik, saygısızlık sayardık. Bugün pek o kadar değil ama, yine de gençlerimiz saygıda kusur etmezler" diye konuşuyor. Nitekim at yarışlarını izlemek için hazırlanan platformun hemen önünde küçük çocuklar (onlar biraz ayrıcalıklı), onların ardında köyün yaşlı erkekleri, daha arkada genç ve orta yaşlı erkekler, en arkada da genç kız ve kadınlar. Ancak yine dikkati çeken bir başka özellik, kadınların ve genç kızların oldukça modern giyinmeleri ve başlarının açık olması.

Maksat “nam” olsun

Bugün bir at yetiştirmek neresinden bakarsanız bakın, büyük maliyetlere neden oluyor. Acaba bu yarışlara katılanlar, bu masraflarının bir kısmını da olsa, karşılayabiliyorlar mı? Aldığımız cevap bir hayli ilginç:

"Ne gezer, bırak yetiştirme masrafını, bugün Zonguldak'tan, Bursa'dan bir kamyon 600-700 bin liraya geliyor. At sahiplerinin yemesi, içmesi, yarışlara katılma payı derken neredeyse bir milyon lira masraf ediyorlar. Birinci gelse adamın alacağı para bir milyon. Burada maksat para pul değil. Şan, şöhret. Bir de eşi dostu görmek."

Haydi Yarış Başlıyor

Günlerden beri süren heyecan artık doruk noktasına gelmiş durumda. Yarışların başlayacağı pistin boşaltılması anonsları onlarca kere tekrar ediliyor. Önce küçük-büyük boy köylü atları iki ayrı kategoride, sonra rahvan atlar, ardından Arap ve en son da İngiliz atları yarışacaklar.

Jokeylerde kılık-kıyafet şartı aranmadığı gibi yaş sınırı da yok. 8 yaşındaki çocukla, 60 yaşındaki dede, aynı yarışta yanyana kırbaç sallıyorlar.
Kimisi tam bir jokey görünümünde, atının üzerinde en hasından eyer, koşumlar pırıl pırıl, atın başı rengarenk boncuklarla süslü. Onun yanıbaşında çıplak at üzerine, belinden ve bacaklarından sımsıkı urganlarla bağlı bir başka yarışçı.

İşte ilk koşu başladı bile.

At sahibi jokeyin ardından bağırıyor, "İnişlerde atın yularını gevşet, atı kendi haline bırak, yokuş çıkarken dizginleri sımsıkı kavra, topuklarını karnına vur, bir yandan da kırbaçla."

Atların gözleri çakmak-çakmak. Yarışçıların kalbinde gelen sesler, atların nal seslerinden yüksek. Bir tur, iki tur, üçüncü tur ve ilk yarışın sonu. 15-16 yaşlarında bir genç, birinci gelen ata sımsıkı sarılmış, hüngür hüngür ağlıyor, "Aslanım utandırmadın beni, utandırmadın!”.