...................
...................
LAZLAR, ÇERKESLER VE KÜRTLER
Hüseyin Deniz / Ceylanpınar
Özgür Gündem, 23 Haziran 1992
                         
...................
 
...................

Türk basınının köşe başlarını tutmuş gazeteci-yazarları, ne zaman Kürt ve Kürtçe gündeme gelse hemen Lazlar, Çerkesler, Boşnaklar, Araplar... deyip saymaya başlarlar. Kürtlere Kürtçe konuşma olanakları tanısak, demokratik ve insani haklarını versek; Lazlar, Çerkesler, bilmem neler de aynı hakları istemezler mi? Bu durumda nasıl çıkarız işin içinden? O zaman Türkiye'ye 72 dilden yayın yapmak gerekecek ki, bu da olanaksız gibi birşey!

Bu gülünç ve kurnazlık kokan saptırıcı görüşlere değinmekte yarar vardır.
Bir kere Kürtlerle köşe yazarlarının yazdıkları ve sözüm ona haklarını savunur göründükleri Lazlar, Çerkesler... aynı kefeye konulamazlar. En başta sayı yönünden bir değiller. Bugün Türkiye'de devlet büyüklerine göre 12 milyon, bize göre en az 25 milyon Kürt vardır. Lazların, Çerkeslerin, Arapların sayıları taş çatlasa bir milyonu bulmaz. Kürtler, tartışmasız bir gerçektir, ulusturlar. Kendilerine özgü dilleri, kültürleri, yaşayışları, yoğunlukla yaşadıkları ülkeleri, milattan çok öncesine dayanan tarihleri... vardır. Aynı şeyler Çerkesler, Lazlar için söylenebilir mi? Bugün Lazca, Çerkesce diye bir dil kalmış mıdır? Hani bunların kültürleri, kitapları, alfabeleri, tarihleri? Ve her şeyden önemli ifadeyle, olsa olsa azınlık diye niteleye-biliriz. Ama azınlık hakları için bile olsa herhangi bir mücadeleleri yoktur. Hiçbir yolla yoktur; ne silahlı, ne dernek düzeyinde, ne siyasal partiler içinde, kısacası ne yasal ne de yasadışı.

Biraz insaf etmek gerekmez mi? Bütün yönleriyle, her yol ve yöntemle kimlik mücadelesinin içinde olan milyonlarca Kürt ile, sayıları, yerleşim yerleri bile bilinmeyen, en küçük bir mücadele içinde olmayan, dahası varlıkları bile tartışmalı olan Lazlar, Çerkesler, bilmen neler aynı kefeye konulabilir mi?

Bugün devlet televizyonu/radyosu olsun, özel radyo televizyonlar olsun, rahatlıkla Kürtçe ile yayın yapabilirler. Dil var, tarih var, edebiyat var, kültür var, alfabe var. Kısacası Kürtler ve mücadeleleri var. Eksik olan, devletin ilkel anlayışı ve inatçı tutum ve uygulamalarıdır.

Kürtler için istediğimiz demokratik ve insani hakları, adları sanları olan ancak varlıkları tartışmalı Lazlar, Çerkesler için de isteriz. Yeter ki, birikim ve istekleri olsun. Şayet Lazlar, Çerkesler... bugün kendi dilleriyle yayın yapacak, gazete çıkarabilecek, kitap yayınlayabilecek bilgi ve kültür birikimine sahip iseler, kendi dilleriyle konuşmaları, yayın yapmaları onların en doğal haklarıdır. Ancak yukarıda da söylediğimiz gibi, maalesef bu konuda en ufak bir istek, örgütlenme ve çalışma göremiyoruz. Lazların, Çerkeslerin nerede yaşadıkları, sayıları bile sağlıklı olarak bilinememektedir. Bugün kaç kişi Lazca, Çerkesce bilmektedir?

Tarihte sayısız etnik topluluğun, ulusların, halkların, tarihsel süreç içerisinde çeşitli nedenlerden dolayı yokolup gittikleri, tarihten silindikleri bir gerçektir. Günümüze sadece bunların adları yetişmiştir. Başka da bir kalıntıları kalmamış. Bana göre Lazlar da Çerkesler de ve daha başka topluluklar da başka uluslara direnip dayanamadıkları için tarihten yokolmak üzeredirler.

Kürtler, er geç kendi insani ve demokratik haklarına kavuşacaklardır. Kendi alınlarının terleriyle, mücadeleleri sonucu haklarını elde edeceklerdir. Doğrulara, insanlığa ve doğallığa karşı direnmenin, inatlaşmanın hiç bir yararı yoktur. Kürtlere Kürtçeyi serbest ettik, demekten daha ilkel, daha barbar bir söz var mıdır acaba? De-mezler mi, demek ki sen bugüne kadar Kürtlerin konuşmalarını yasaklamıştın? Bu ilkelliği nasıl yaptın? Konuşma, dil yasaklama kadar ayıp çirkin ve ilkel olan bir uygulama bence yoktur. Kaldı ki kimse kimsenin dilini serbest bırakmış değildir. Bu konuda yazılıp çizilenler yalandır. Kimsenin kendisine pay çıkarmaya, bu işi ben yaptım, ben serbest bıraktım, demeye hakkı yoktur. Çünkü Kürtlerin bizzat kendileri ve demokratik mücadelesi sonucu dillerini konuşma ve yazma hakları sağlanmıştır. Bugün kısıtlı da olsa Kürtçe kitaplar, gazeteler ve dergiler, kasetler yayınlanıyorsa, bu kimsenin Kürtlere bir lütfü, ihsanı şahanesi değildir. Bileklerinin, alınlarının terinin sayesinde elde ettikleri haklarıdır.

Mücadele ile orantılı olarak Kürtler, çok kısa süre içinde diğer insani ve demokratik haklarını da elde edeceklerdir. Daha şimdiden bazıları, bunları kendi lütufları olarak sunmanın gayret ve telaşına düşmüşlerdir. Ama Kürtler, eğriyi doğruyu ayırtedebilecek düzey ve bilince erişmişlerdir. Haklarımıza nasıl ve hangi çileli mücadeleler sonucu kavuştuğumuzu biliyoruz.

Lazca, Çerkesce... televizyon yayınları olmayacak ama çok yakın bir zamanda Kürtçe televizyon yayınları olacak. Artık hiç kimse dünyada sayıları 50 milyonu geçen Kürtleri görmezlikten gelemez. Avuç içi kadar yerler için Nahcivan, Kıbrıs, Bulgaristan, Yunanistan Türkleri için ortalığı velveleye verenlerin karşısına, muaz-zam kültürleri, zengin dilleri, milattan ve Türklerden çok öncesine dayanan tarihleri, ülkeleri, kalabalık sayıları ve en önemlisi de güçlü mücadeleleri ve örgütlenmeleriyle Kürtler, her yerde, her platformda ve her alanda çıkacaklardır. Kürtlerden kurtuluş yoktur.

Zararın neresinden dönülürse kardır. Akıl için yol birdir. Daha fazla kardeş kanı dökülmeden, devlet yöneticileri başlarını kumdan çıkarıp gerçekleri görmeli ve Kürtlerin insani, doğal ve demokratik haklarını kabul etmelidirler. Bu topraklar Kürtlere de Türklere de yeter. Bu topraklar üzerinde kardeşçe, eşitlik içinde yaşamak varken, boğazlaşmanın gereği var mıdır? Devlet yöneticilerine ve köşebaşlarını tutmuş kurnazlara, demagoglar, Kürtlerle, Lazları, Çerkesleri bir görme yanlışlığından, saptırmasından ve kurnazlığından vazgeçsinler. Kimseyi kandırmaları mümkün değildir, kendilerinden başka. Belki bir süre için Türk halkında şoven duyguları kamçılayıp canlı tutarlar ama zararını da bütün ülkeye ve halklara vermiş olurlar. Daha fazla yazık olmasın.