...................
...................
KÜRESELLEŞEN DÜNYADA DİPLOMASİ:
KAMU DİPLOMASİSİ
Yrd. Doç. Dr. Aslı Yağmurlu
                         
...................
 
...................
Aslında ideolojik kutuplaşmaların sona erdiği düşünülen Soğuk Savaş sonrası dönemde, tüm dünyadaki iyimser hava, kamu diplomasisine ihtiyaç duyulacak şartların ortadan kalktığı ve ülkelerin belli bir dünya görüşünde buluştuğu şeklindeydi. Artık ülkelerin imaj çalışmaları yapmalarına ya da kamuoyu oluşturma faaliyetlerine girişmelerine gerek yoktu. “Tarihin Sonu”nun (1) geldiği iddia edilmekte, küreselleşmenin yarattığı yeni dünyanın giderek “düzleştiği” ve dünya nüfusunun küresel düzeyde işbirliklerine gittiği öne sürülmekteydi (2).

Ancak 11 Eylül saldırıları ile bu değerlendirmeler büyük oranda değişti ve dünya, kamu diplomasisine eskisinden daha fazla ihtiyaç duyulan bir döneme girdi (Varadarajan, 2005). Tarih “sihirli anlar” ile şekillenmez belki, ama kırılma noktalarını gösteren “simgesel anlar” vardır (Attali, 1999). 11 Eylül de böyle bir nitelik kazandı. Esasında, bölücü, yıkıcı faaliyetler kadar uyuşturucu trafiği, yasadışı göç ve insan kaçakçılığı ile uluslararası terörizm, yoksulluk ve kitle tahrip silahlarının yayılması Soğuk Savaş sonrasında çözümlenememiş problemler olarak yerinde duruyordu.

11 Eylül sadece bunların daha görünür hale gelmesine sebep oldu. Ancak artık Soğuk Savaşta olduğu gibi karşı karşıya kalınan düzenli bir ordu, bir tehdit de yoktu, askeri güç kullanmak ya da kullanma tehdidi ile caydırıcılık çok anlamlı değildi. Tehditlerin belirsizleştiği, düşmanların bulanıklaştığı ve çatışmaların asimetrik bir nitelik kazandığı bu yeni dünyada, rakip adeta “hayalet” niteliği kazanmıştı (Coll, 2005). Dolayısıyla devlet, kendi halkı ve kendi dışındaki ülkelerin kamuoylarını kazanmak için yeni yollar bulmak durumundaydı. Özellikle otoriter yönetimlerin giderek daha fazla sorgulandığı 21.yy.da hem halkı kazanmak, hem tehditleri yok etmek, hem de çoğu kez bu tehditlerin üstü örtülü destekçisi olan “müttefik” rejimleri idare etmek için “algılama yönetimi” konusunda uygulanabilir bir strateji belirlenmeliydi. Kalpleri ve zihinleri demokrasi içinde kazanmaya yönelik bu faaliyetler, ancak yaratıcı fikirlerle yürütülebilecekti. Bu nedenle, kamu diplomasisinin kurumsal yapılarla entegre bir organizasyona ve sürekliliği sağlanmış girişimlere ihtiyacı vardı (Tiedeman, 2005).

Bugün geleneksel diplomasi artık bu ihtiyaçlara tam olarak cevap vermemektedir. “Eski Diplomasi” olarak anılan geleneksel diplomasi Rönesans döneminden başlayarak 1. Dünya Savaşı’na kadar ülkelerarası ilişkileri belirlerken, Antik Yunan medeniyetinden itibaren süregelen bir tanımı ve işleyişi temel almıştı. Diplomasi kelimesi Yunanca “diploma”dan gelmekteydi, diploma ise katlanmış ya da kıvrılmış kâğıt anlamında kullanılmaktaydı. Devletlerarası ilişkilerde içinde yazılanları gizleyerek elden ele aktarılan bu kâğıt parçaları, içeriği herkesten saklı ve yalnızca gönderen ve alan kişinin bildiği gizlilikte dokümanlara dönüşmüştü. Böylelikle, geleneksel diplomasi yalnızca yüksek seviyedeki hükümet görevlilerinin ya da bakanların yürüttüğü, kapalı kapılar ardında kararların alındığı ve sadece sonuçların halka açıklandığı bir şekle bürünmüştü. Ancak 20. yüzyılın iletişim devrimi muazzam bir değişim yarattı. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra “Yeni Diplomasi” devlet görevlilerin tuttuğu resmi notların ötesine geçerek, gazetelerin, radyoların ve televizyonların hâkim olduğu yeni bir karar alma süreci oluşturdu. Başka bir deyişle iletişim devrimi diplomasinin paradigmasını değiştirdi (Tiedeman, 2005).

Modern teknolojinin yaratığı koşullarda artık devletten devlete bir takım kâğıtların iletilmeye çalışılması ya da sırların ustalıklı bir şekilde korunabilmesi mümkün olmamaktaydı. Geleneksel yöntemler işe yaramıyordu. Ayrıca diplomasinin geleneksel aktörleri olan devlet bürokrasisinin de yetersiz kaldığı durumlar yaşanıyordu. Devlet dışı bir takım organizasyonlar, özellikle sivil toplum örgütleri (NGO), çok uluslu şirketler ve uluslar arası örgütler diplomatik ilişkilerde giderek daha fazla rol oynamaya başlamıştı. Bu süreçte kararlar artık devlet adamları ve politikacıların tek başlarına verdikleri kararlar olmaktan çıktı ve geniş kitlelerin etkide bulundukları bir boyut kazandı. Üstelik artık alınan kararların etkisi yalnızca alındığı bölge ile sınırlı kalmamaktaydı ve dünyada artan karşılıklı bağımlılığın etkisi ile geniş coğrafyalara uzanmaktaydı (Tiedeman, 2005). Metaforik bir tanımlamayla “Meksika Körfezi’nde kanatlarını çırpan kelebek, Japon Denizi’nde fırtınalar yaratmaktaydı”.

20. yüzyıl ile birlikte değişen diplomatik alışkanlıklar ve diplomaside karar alma süreçleri, 21. yüzyılda bir kez daha sorgulanmaya başlanacaktır. Gerçek zamanlı televizyon haberciliği veya “iliştirilmiş” gazetecilik, yeni döneme uyum göstermeye çalışan “tele-diplomasi”yi şekillendirmeye çalışsa da, artık tüm dünya kamuoyları gelişen teknolojiye paralel bir biçimde daha farklı iletişim ve haber kaynaklarına yönelmişlerdir. Internet ve cep telefonlarının hâkim olduğu bu yeni dünyada, kamu diplomasisi araçları da değişmektedir. Daha bireyselleşmiş, şeffaf ve etkileşime açık yöntemler ortaya çıkmıştır. Bugün kamu diplomasisi faaliyetlerinde geleneksel medya araçlarının yanında, internet üzerinden yayınlanan “blog”lar, “podcast”ler ve “facebook”-“twitter” gibi sosyal iletişim siteleri ya da gönderilen cep telefonu mesajları, hatta bilgisayar oyunları (3) oldukça etkili olabilmektedir. Mesajları gönderen karar alıcıların bu mesajların yerine ulaşıp, ulaşmadığını kontrol etme imkânına sahip olmaları ve hedef kitleleri belirleme konusunda ulaşılan isabet, mesajların etki gücünü arttırmakta, bu sayede planlı bir “algılama yönetimi” uygulanabilmektedir.

21. yüzyılı önceki dönemlerden farklı kılan nokta yalnızca gelişen teknolojinin yarattığı yeni iletişim araçları değil, tüm dünyada değişen siyasetin kazandığı yeni niteliklerdir. Bugün dünyadaki ülkelerin yarısı demokrasiyle yönetilmektedir (4) (Nye, 2005: 105). Otoriter devletlerin yerini alan demokrasilerde, kamuoyunu etkilemek, daha da önemli bir hale gelmiştir. Bilgi güç demektir ve artık dünya nüfusunun büyük bir kısmı bu güce ulaşabilmektedir. Bilginin işlenmesinin ve dağıtımının kolaylaşması ve ucuzlaması, “bolluk paradoksu” olarak adlandırılan bir bilgi patlamasına yol açmıştır. Bilginin bolluğu ilginin azalmasına neden olmuştur. İnsanlar karşılarına çıkan bilginin büyüklüğü altında ezilip, neye odaklanacaklarını ayırt etmekte zorlanınca, bilgiden ziyade ilgi nadir bulunan bir kaynak haline gelmiştir (Nye, 2005: 106). Bu kargaşada değerli bilgileri ayırt edebilen ve ilgiyi istedikleri gibi yönlendirebilenler güç kazanacakları için, kamu diplomasisinin idaresi ve siyasete etkisi giderek artmıştır. Kimi zaman “Spin Doctors” olarak da adlandırılan “algılama yöneticileri” dikkatimizi nereye odaklayacağımızı belirlemeye başlamışlardır (5).

Bunun yanı sıra 21. yüzyılın başında tüm dünyada ulaşılan eğitim seviyesi, eskiye kıyasla insanların propaganda konusunda daha tedbirli ve duyarlı hale gelmelerine neden olmuştur. Gerek ulusal düzeyde siyaset yapılırken, gerekse uluslararası ilişkilerde itibar ve güvenilirlik geçmişte olduğundan çok daha fazla önem kazanmıştır. Siyaset adeta rekabete dayanan bir güvenilirlik yarışması halini almıştır. Geleneksel güç politikalarının dünyası, genellikle kimin silahlı kuvvetlerinin ve ekonomisinin kazandığı üzerinedir, oysa 21. yüzyılın bilgi çağı siyasetinde önemli olan “eninde sonunda kimin hikâyesinin kazandığıdır” (Nye, 2005: 106).

Dünya siyasetinde itibar her zaman önemli olmuştur, fakat “bolluk paradoksu” yüzünden güvenirliğin rolü, bugün daha önemli bir güç kaynağı haline gelmiştir. Kamu diplomasisi de, propagandaya nazaran daha fayda sağlayan bir yöntem olarak öne çıkmıştır. Bilgi çağının yeni koşulları altında “yumuşak satış, zorla satıştan daha etkili hale gelmiştir”. (6) Ancak kamu diplomasisini, basit propagandadan ayıran şartların iyi görülmesi gerekir. Kamu diplomasisi sadece halkla ilişkilerden ibaret değildir. Bu bağlamda kamu diplomasisinin üç boyutu vardır (Nye, 2005: 108-109) :

1) Günlük İletişim ve Bilgilendirme: Belirlenen hedefe yönelik boşluk bırakılmaması için sürekli haber akışını sağlamak, özellikle dış basına kullanabileceği doğru malzemeyi vermek gerekir. Bu nedenle iç basına verilen beyanatlarda dikkatli olmak, söylenen sözlerin dışarıda nasıl algılanabileceğini hesaplamak, ilginin dağılmaması için konuyu sürekli işlemek ve bu doğrultuda haberlerin tutarlı ve bütünsel akışını sağlamak hayati derecede önemlidir.

2) Stratejik Planlama ve Ülkenin “Markalaşması”: Sahip olunan vizyon çerçevesinde olay ve semboller kullanılarak, ülkenin algılanmasında olumlu bir izlenim yaratmak için planlı bir sürece ihtiyaç vardır. Dikkatle oluşturulan ve uzun bir zamanı kapsayacak bu planlı süreçte hem ortaya çıkabilecek sorunların, hem de ülkenin itibarına zarar verecek karşı saldırıların önüne geçilmesi için gerekli tedbirler alınır. Akademik konuşmacılar ve sivil toplum örgütleri vasıtasıyla verilen mesajlar güçlendirilir. Yaratılan istikrarlı ve güvenilir ülke imajı kullanılarak, ülke hakkında olumlu ve kalıcı bir anlayış oluşturulur.

3) Uzun Vadeli İlişkilerin Kurulması ve Kurumsallaşması: Burslar, Değişim Programları, Staj Olanakları, Seminerler, Konferanslar ve Medya Kanallarının kullanılması suretiyle yıllar içerisinde “önemli kişilerle”, uzun süreli ve olumlu ilişkiler kurulması kamu diplomasisinin en önemli boyutudur. Propagandanın oldukça basit ve kaba stiline nazaran, daha etkin ve rafine bir algılama yönetimi kuran böylesi bir iletişim, çok daha verimli olmaktadır. Kişisel ilişkilerin yarattığı samimiyet ve kültürel anlamda anlaşılır ve kabul edilir hale gelmek, ülkenin meselelerini anlatmada ileride büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Örneğin; 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki yılarda yaklaşık 700.000 kişi, Amerika’nın kültürel ve akademik değişim programlarına katılmış ve bu değişimler Enver Sedat, Helmut Schmidt ve Margaret Thatcher gibi dünya liderlerine “eğitim” vermeye yardımcı olmuştur.

Eğer kamu diplomasisi ile yapılması hedeflenen, istediğiniz sonuçların aynısını başkalarının da istemesini sağlamak ise, mesajlarınızın nasıl duyulduğunu anlamanız ve buna uygun olarak bazı düzenlemeler yapmanız gerekmektedir. Dolayısıyla etkili bir kamu diplomasisi konuşmak kadar dinlemeyi de gerektiren iki yönlü bir yöntemdir. İşte bu yüzden değişim programları, sadece radyo ve televizyon yayını yapmaktan daha etkili bir yaklaşım olarak benimsenmiştir (Nye, 2005: 111).

Ancak kelimelerin etkili olabilmesi ve hedeflenen ortak değerlerin geliştirilebilmesi için, söylemin eylemlerle desteklenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, eğer yürütülen dış politika kamu diplomasisinin söylemleri ve sembolleri ile çelişiyor, uygulanan politikalar belli bir planlamaya dayanmıyorsa kamu diplomasisi yarardan çok zarar getirmektedir. Özellikle yaratılan olumlu beklentilerin ve işbirliği vaatlerinin karşılanmadığı durumlarda hayal kırıklıkları daha büyük olmakta ve radikal hareketler güç kazanmaktadır. Bu nedenle, kamu diplomasisi sürecine şu üç nitelik muhakkak dâhil edilmelidir (Kugelman, 2005) :

1) Kapsayıcı olmak: Kamu diplomasisi yürütülürken toplumun yalnızca belli bir kesimi düşünülerek mesajların hazırlanması sonuç getirmemektedir. Toplumun içindeki elit bir zümrenin ya da bir azınlık grubunun “kazanılması”, kitlelerin de kazanıldığı ve işbirliği yapacakları anlamına gelmemektedir.

2) Samimi ve dürüst olmak: Özellikle bireysel ilişkilerde gösterilecek içtenlik ve davranışlardaki iyi niyet, güven duygusunu güçlendirmekte ve uzun dönemli işbirliği için gerekli meşruiyet zeminini sağlamaktadır. Samimiyetin gerçek anlamda hissedilmesi kuşkusuz kamu diplomasisinin etkinliği için önemlidir, ancak bu hiçbir zaman abartılı bir nezaket veya dalkavukluk şeklinde düşünülmemelidir. Böylesi tavırlar, yürütülen politikanın samimiyetine delil olmamakta, aksine gölge düşürmektedir.

3) Hedeflenen ülke/ülkelerin milli “kimliğine” ve değerlerine saygı göstermek: Kamu diplomasisi sürecinde unutulmaması gerek en önemli nokta toplumların kendilerini ortak değerler ve milli bir kimlik üzerinden inşa ettiğidir. Bu kimliğe saygı duyarak kendi değerlerinizi göstermek, örneğin dilinizi ve hukukunuzu “tanıtmak-sevdirmek-özendirmek”, ancak “dayatmamak” son derece önemlidir. Bu tür dayatmalar genellikle hedeflenenin tam aksi sonuçlar vermektedir.

Kamu diplomasisinde devlet kurumlarından çok özel kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin ve bireylerin öne çıkması, toplumun ulaşılamayan noktalarına nüfuz etme imkânı sağlamaktadır. Başka bir deyişle klasik diplomasinin etkili olamadığı alanlarda kamu diplomasisi yalnızca destekleyici bir unsur olarak değil, başlı başına bir politika yapma biçimi olarak ön plana çıkmaktadır. Ancak kapalı toplumlarda, kamu diplomasisi çok fazla başarılı olamadığı için, kimi zaman farklı yöntemler kullanıldığı da görülmektedir. Bu çerçevede kapalı toplumların sosyal, siyasi ve ekonomik yapısı “aynı anda ve şiddetli bir şokla” alt-üst edilmekte, daha sonra topyekûn bir yardım ve işbirliği programı başlatılmaktadır. Kamu diplomasisi faaliyetlerinin yoğun olarak kullanıldığı bu toplumsal şaşkınlık süreci, kimi zaman bir ekonomik krizle, kimi zaman siyasal darbelerin ya da iç savaşların desteklenmesi ile kimi zaman da askeri bir işgalle başlatılabilmektedir. Dolayısıyla başlangıçta çok “diplomatik” görünmeyen bazı politik, ekonomik ve askeri eylemler, sonuçta toplumsal bilinçaltında kalıcı izler bırakan bir kamu diplomasisi faaliyetine dönüşmektedir. “Kaba Güç” (Hard Power) ve “Yumuşak Güç” (Soft Power) politikalarının bir arada kullanıldığı bu stratejik yaklaşım “Akıllı Güç” (Smart Power) olarak adlandırılmaktadır. (7)

Kamu diplomasisinin etkinlik ve meşruiyet sağladığı “Akıllı Güç”ün kullanımında, ehil ve istekli müttefikler bulmak en önemli unsurlardan biridir (Armitage ve Nye, 2008). Bu nedenle belirlenen politikaları destekleyecek koalisyonları oluşturmak esastır. Kamu diplomasisi sayesinde, ittifak sistemlerinin en önemli unsuru olan “ortak amaç birliğinin” tesisi ve “Causus Foederis”in belirlenmesi, yani ittifak antlaşmasıyla üstlenilecek sorumluluklar ve ittifakın hangi koşullarda harekete geçeceği gibi konuların saptanması mümkün olur (Gökırmak, 2003: 3). Müttefik ülkeler üzerinde uygulanan kamu diplomasisi faaliyetleri bu yüzden oldukça geniş kapsamlı ve hatta rakip ya da düşman ülkelere oranla daha yoğun ve sürekli bir nitelik gösterirler. Bununla birlikte ister müttefik, isterse rakip ülkeler üzerinde uygulanacak olsun, kamu diplomasisi için gerekli ön şart, bir vizyona sahip olmaktır. Herşeyden önce bir amaç ya da amaçlar bütünü oluşturulması gerekir. Eğer böyle bir vizyon yok ise, dış politika karar alıcıları arasında bir çatlak ya da kopukluk söz konusu ise ve kamu diplomasisi için gerekli örgütlenme ve buna ayrılmış yeterli mali kaynaklar bulunmuyorsa, kamu diplomasisi faaliyetlerinin başarı kazanması mümkün değildir.


KAYNAKÇA:
1)
Francis Fukuyama’nın Hegel'in tarih anlayışına dayandırdığı düşüncelerini içeren ve Soğuk Savaş sonrası bir dünyada liberal kurumların ve düşünce yapısının, hâkim unsurlar olarak kalacağı, kapitalizmin alternatifsiz-kaçınılmaz - nihai bir sistem olduğu ve dolayısıyla ideolojik anlamda insanoğlunun varabileceği son noktaya vardığı tezleri etrafında yoğunlaşan teoridir. Fukuyama, liberalizmin karşısında olan faşizm ve komünizmin tarih içinde yok olduğunu iddia ederek, liberalizmin bir ideolojik karşılaşma yaşamayacağını varsaymıştır (Fukuyama, 2006).
2) “Dünya Düzdür: Yirmi Birinci Yüzyılın Kısa Tarihi”, Thomas L. Friedman'ın 21. yüzyıl'ın başlarını vurgulayarak küreselleşmedeki değişimi inceleyen kitabıdır. Friedman’a göre uluslararası şirketler küresel etkileşimi arttırmış, toplumlararası farklılıklara ve çatışmalara son verilmesinde büyük rol oynamıştır. Ancak, bugün Friedman’ın savlarının aksine topraklarını “serbest piyasa” ve uluslararası şirketlere açmış ülkelerde hâlâ savaşlar sürmekte ve dünya hal⠓yuvarlak” görünmektedir (Friedman, 2005).
3) Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri’nde, Ordu Oyun Projeleri Bölümü Başkan Yardımcısı Binbaşı Chris Chambers, “America’s Army” adlı çok tutulmuş ordu yapımı oyun hakkında Mac Observer’a yaptığı açıklamada, “Orduya ulaşma fırsatı bulamayan Amerikalılara biz bu oyunla ulaştık. Video oyunlarını bu bağlantıyı kurmak amacıyla kullandık.”demektedir. Ancak ilginç olan, internet sayesinde “America’s Army”e katılanların büyük bölümünün Amerikalı olmamasıdır. Bu sayede elde edilen şey, aslında tüm dünyanın Amerikan ordusunun ne kadar harika olduğunu görmesi ve Amerika’nın savaşlarını anlamasıdır. Ayrıca oyunda, haber bülteni görünümü altında, cepheden özel görüntüler sunulmakta ve medyada Afganistan savaşı görüntülerinin çok yer bulamadığı bir dönemde, savaş konusunda bilgi açlığı çeken zihinler yeniden şekillendirilmektedir. Propaganda olarak adlandırılabilecek kadar doğrudan bir mesajı bulunmayan “America’s Army” bu anlamda herkesin hayalini kurabileceği türden başarılı bir pazarlama kampanyası olmuştur. (Halter, 2009: 11-16).
4) Bu konudaki diğer değerlendirmeler için bkz. (Zekeriya, 1997) ve (Zekeriya, 2003).
5) Planlı “algılama yönetimi” konusundaki en etkili çalışmalardan biri İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Bu çalışmada İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın tecrübeli diplomatları tarafından yönlendirilen özel bir internet birimi oluşturulmuştur. İnternette yer alan İsrail aleyhtarı her makale ya da yoruma karşı haber ve değerlendirme yazan bu grup, 24 saat internette “sıradan vatandaşlar” olarak gezmekte ve haber makalelerine yorum yazmakta, twitter ve facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinde özel sayfalar oluşturmakta, İsrail hakkındaki negatif algıları değiştirmeye çalışmaktadır. Maaşlı olarak tutulan, dil bilen genç aktivistlerden oluşan bu birim sanal ortamda yoğun bir manipülasyon ve algılama yönetimi faaliyeti göstermektedir. Bilgisayarlar için hazırlanmış özel programlarla (megaphone progr. vb.) İsrail aleyhtarı sitelerden ve girişimlerden haberdar olan daha amatör topluluklarla da irtibat halindeki bu çalışma grubu, “Dünya Yahudi Öğrenciler Birliği” (WUJS) gibi etkili organizasyonları harekete geçirebilmektedir. Böylece sanal dünyada düzenlenen herhangi bir anket çalışmasına bir anda yüzlerce internet mesajının gönderilmesi sağlanabilmektedir. Bilindiği kadarıyla uzun süredir internette faaliyet gösteren bu grubun resmi olarak gün yüzüne çıkması, 2009 yılında İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın bütçe görüşmeleri ile mümkün olmuştur. Başlangıç olarak 150.000 $ ayrıldığı beyan edilen bu çalışmalara, önümüzdeki dönemlerde daha fazla kaynak aktarılacağı ifade edilmiştir. İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın “Hasbara” birimi olarak görev yapan bu gruplar ayni zamanda İsrail kaynaklı özel şirketlerin imaj çalışmaları için de kullanılmaktadır (Cook, 2009), (Farago, 2006), (Kishinevski, 2009).
6) “Kamu Diplomasisi” ve “Propaganda” arasındaki farklılıklar için bkz. (Nye, 2005) ve (Brown, 2008).
7) Machiavelli, “korkulur olmak, sevilir olmaktan daha güvenlidir” diyerek yüzyıllardır hâkim olan bir yönetim tarzını ve güç kullanma anlayışını ortaya koyduğunda, içinde yaşadığı dünya bugünkünden çok farklıydı. Bu mottonun artık, “hem korkulur, hem de sevilir olmak” şeklinde okunması daha uygundur (Armitage ve Nye, 2008).