MENÜ





 

.

.

TALEBE'DEN MEKTUP -2
Talebe
Not: Bu mektup, CircassianCanada Forumlarımızdaki Dönmek ya da Dönmemek. İşte Bütün Meselemiz başlıklı konuyla ilişkilidir. (CC)

.

.

Selamlar,

Necdet ağabey, yazını okudum. Birkaç kez daha okuyacağım. Tam olarak anlayıncaya kadar...

.

2003 Deklarasyonu’nu okumayı isterdim, diye geçiştirdim doğru ama Türkçe’ye çevrilsin deme cesaretini gösteremediğim için. Şimdi söyleyebilirim: Eğer tartışmalara ve herkese bir yararı olacaksa çevrilmesini de isterim, okumayı da. Bu aşamaya gelince adres de verebilirim.

Sayın Ademey'in uyardığı bölümü okuyunca çıkan anlamın saçmalığı beni de biraz şaşırttı. Kötü bir örnek, söyleyeceğim fazla bir şey yok. Böylesine kötü bir örnekle incittiğim arkadaşlar kusuruma bakmasın.

Yazıyı uzatmamak için başlıklara değinip geçmiştim. Bir de yayınlanan biçimi benim yazdığımdan farklı. Yayınlanan biçiminde birçok paragraf veya cümle içice geçmiş. Okumak ve anlamak zorlaşmış.

Bu cümleyi sarf ettiğim bölümde, Dönüş Hareketi’nin ve bunun belli mevkilerinde yer alan insanlarımızın kimi ilkelerinin olması gerektiğine değinmek istemiştim. Aslında bu da, benim eğer diaspora Çerkesleri olarak ciddi bir değerlendirme ve yeniden örgütlenme sürecine girebilirsek, "Nasıl Örgütlenmeli" ana başlığı altında tartışmak istediğim bir konuydu.

Bir hareketin başarıya ulaşabilmesi için o hareketin politikasının, örgütlenme biçiminin ve yöntemlerinin doğru olması gerekir. Ancak günümüzde bunlar yetmiyor.

Bu politikayı geniş kitlelere ulaştıracak, yorumlayacak, anlatacak; aktaracak unsurların da doğru seçilmesi gerekiyor.

Derneklerimizin "herkese açık" niteliğinin, çalışmalarında dernekleri neredeyse merkez üs gibi kullanan Dönüş Hareketi’nin önünde aslında bir handikap gibi durduğuna inanmamın nedeni budur.

Bir hareketin politikalarını yapan, onu örgütleyen ve başkalarına ulaştıran insanlar titizlikle seçilmelidirler.   

Bu insanlar o hareketin "vitrin"idirler. Herhangi bir insanın yaptığı veya söylediği o kadar önemli olmayabilir ama bir hareketin "vitrin"inde oturan insanların her yaptıkları, her söyledikleri önemlidir.

Bu insanlar, mimiklerine varıncaya kadar gözlem altına alınırlar. Kimi zaman davranışları, kimi zaman da sözleri örnektir "başkaları" için. Hatta kimi gençlerin "idol"ü olurlar böyle insanlar.

Onun için bir hareketin politikası belirlendikten, nasıl örgütleneceğine karar verildikten sonra belirlenen görevlere "en uygun insan" konusunda kafa yorulur.

Bu belirlenen insanların yakın veya uzun vadede ne getirip ne götüreceği görülebilmelidir. Herhangi bir niteliği bir görev için uygun olan insanın başka bir zaafı, "vitrin"deki konumu itibariyle, harekete zarar verebilir. Böylesi durumlarda mesela bu insanın olumlu yönlerinden başka yollarla yararlanılmaya çalışılır.

Elbette herkes hata yapabilir. İnsan seçiminde de yanlışlar olabilir. Ancak ilkeleri net, politikası net hareketlerde bunlar "en aza" indirgenebilir. Eğitim çalışmalarına ağırlık verilerek "kadro" yaratma süreci hızlandırılabilir.

Bunlara ek olarak örgütlenmenin yapısı başlığı altında insanların göreve gelmeleri ve görevden alınmaları net olarak belirlendiğinde, kimi zaafları nedeniyle zarar verdiklerine inanılan insanlar başka görevlere kaydırılarak, verebilecekleri zararlar önlenebilir...

Çevremizden bunun gerekliliğine bir çok örnek verilebilir.

Mesela Diyanet İşleri Başkalığı’na dinsiz birini getiremezsiniz. Ağzı ne kadar iyi laf yaparsa yapsın, hatta ne kadar zengin olursa olsun. Parasıyla, hatipliğiyle daha yararlı olabileceği bir görev verirseniz daha yararlı olur bu insan.

Veya bir Ahlak Dersi öğretmeni sınıfta bir kız öğrenciye sarkıntılık yaparsa mesela, o sınıfta ne ahlak öğretmenine ne de ahlaka bir güven kalır.

Özelde Dönüş Hareketi, genelde ise Çerkeslerin diaspora örgütlülükleri ne yazık ki böylesi konulara, örgütlenme sanatının inceliklerine yeterince kafa yormadı. Ciddi politikalar yapamadı; politikayı yapanlar, şu veya bu ölçüde, örgütlenmeyi yapamadı ve örgütsüz hiç bir iş olamayacağı için de yıllardır yerimizde sayıyoruz. Hatta asimilasyonun hızını, görevlerimizin önemini ve aciliyetini göz önüne aldığımızda geriliyoruz...

Şimdi verdiğim örneklere veya Necdet ağabeyin değindiği konuya dönelim. Yıllardır "Dönüş, Dönüş" diyen biri, bir ağabey, bir yönetici şimdi bunun yolları açılmışsa ve hatta anavatan acilen ihtiyaç duyarken dönmüyorsa, inandırıcılığını yitirir. Dönüşün inandırıcılığını zedeler...Hatta dönüş düşüncesine zarar verir.

Bu durumdaki kişi kendi eksik ve zaaflarıyla bir hareketi veya örgütlenmeyi teslim almış demektir. Dönüş, dönüş diyor ama ne dönüyor, ne de koltuğu bırakıyor (burada elbette örgütlenmenin de zaafı var).

Aslında bu kişi Dönüş’e inanmıyor. Samimi değil...

Peki bu insan, kendisi Dönüş’e inanmayan bu kişi nasıl insanları anavatana döndürebilmek için canla başla çalışsın? Çalışmaz ki!

Kendisinin bugün neden dönemeyeceğine bin bir dereden su getirerek gerekçeler bulan biri bir başkasının gerekçelerine nasıl ikna olmasın? Olacaktır. Hatta için için böyle "gerekçeleri" olan insanların varlığına sevinecektir. Ne de olsa "gerekçeleri" olan yalnız kendisi değildir!

Peki böylesi insanlar "görevli", "sorumlu" mevkilerde iseler, nasıl dönüş düşüncesine inandığı halde, vatansever olduğu halde dönmekte tereddüdü olan birine tereddütlerini asma yolunda yardımcı olabilsinler. Böylesi insanlara yol yordam gösterebilsinler? Bu mümkün mü?

Düşünün bir Necdet ağabey gibi, düşünceleriyle pratiğiyle dönüş düşüncesine örnek bir insanımızı aslında çok önemli bir toplantıya çağırmıyorlar bile. Neden? Çünkü insanların dönmesini istemiyorlar ki. Söyleyeceklerinden korkuyorlar. Dönmenin mümkün ve gerekli olduğunun bilinmesinden.

Çıkmışlar "vitrin"e  inmiyorlar, "modanız geçti" diyorsun, "benim modam geçmez" diyor. "Yahu en akıllı sen misin" diyorsun, "ya ne zannettin" diyor.

Yöneticilik sanki onun kanında, sanki "genlerine kodlanmış" (Bu "genlere kodlanma" kavramını kim buldu bilmiyorum ama hoşuma gitti dogrusu :-)

İşin bir boyutu bu (yanlış örnekle bir cümlede geçiştirdiğim aslında böyle, hatta biraz daha geniş bir konuydu. Kırdığım arkadaşlardan tekrar özür dilerim).

Diğer boyutu ise aslında bu sonucun nedeni "politikasızlık" ve "örgütsüzlüktür. Ancak bu politikasızlığın ve örgütsüzlüğün sonuçları yukarı da sadece bir yanına değindiğim ama aslında çok daha büyük olumsuzluklar olmakta. Necdet ağabeyin bunu neden anlamadığını da ben anlamıyorum?


Kalın sağlıcakla.

Mektup 1         Mektup 2

.

.

.