|
2003 Deklarasyonu’nu okumayı isterdim, diye geçiştirdim doğru ama
Türkçe’ye çevrilsin deme cesaretini gösteremediğim için. Şimdi
söyleyebilirim: Eğer tartışmalara ve herkese bir yararı olacaksa
çevrilmesini de isterim, okumayı da. Bu aşamaya gelince adres de
verebilirim.
Sayın Ademey'in uyardığı bölümü okuyunca çıkan anlamın saçmalığı
beni de biraz şaşırttı. Kötü bir örnek, söyleyeceğim fazla bir şey
yok. Böylesine kötü bir örnekle incittiğim arkadaşlar kusuruma
bakmasın.
Yazıyı uzatmamak için başlıklara değinip geçmiştim. Bir de
yayınlanan biçimi benim yazdığımdan farklı. Yayınlanan biçiminde
birçok paragraf veya cümle içice geçmiş. Okumak ve anlamak
zorlaşmış.
Bu cümleyi sarf ettiğim bölümde, Dönüş Hareketi’nin ve bunun belli
mevkilerinde yer alan insanlarımızın kimi ilkelerinin olması
gerektiğine değinmek istemiştim. Aslında bu da, benim eğer
diaspora Çerkesleri olarak ciddi bir değerlendirme ve yeniden
örgütlenme sürecine girebilirsek, "Nasıl Örgütlenmeli" ana başlığı
altında tartışmak istediğim bir konuydu.
Bir hareketin başarıya ulaşabilmesi için o hareketin
politikasının, örgütlenme biçiminin ve yöntemlerinin doğru olması
gerekir. Ancak günümüzde bunlar yetmiyor.
Bu politikayı geniş kitlelere ulaştıracak, yorumlayacak,
anlatacak; aktaracak unsurların da doğru seçilmesi gerekiyor.
Derneklerimizin "herkese açık" niteliğinin, çalışmalarında
dernekleri neredeyse merkez üs gibi kullanan Dönüş Hareketi’nin
önünde aslında bir handikap gibi durduğuna inanmamın nedeni budur.
Bir hareketin politikalarını yapan, onu örgütleyen ve başkalarına
ulaştıran insanlar titizlikle seçilmelidirler.
Bu insanlar o hareketin "vitrin"idirler. Herhangi bir insanın
yaptığı veya söylediği o kadar önemli olmayabilir ama bir
hareketin "vitrin"inde oturan insanların her yaptıkları, her
söyledikleri önemlidir.
Bu insanlar, mimiklerine varıncaya kadar gözlem altına alınırlar.
Kimi zaman davranışları, kimi zaman da sözleri örnektir
"başkaları" için. Hatta kimi gençlerin "idol"ü olurlar böyle
insanlar.
Onun için bir hareketin politikası belirlendikten, nasıl
örgütleneceğine karar verildikten sonra belirlenen görevlere "en
uygun insan" konusunda kafa yorulur.
Bu belirlenen insanların yakın veya uzun vadede ne getirip ne
götüreceği görülebilmelidir. Herhangi bir niteliği bir görev için
uygun olan insanın başka bir zaafı, "vitrin"deki konumu
itibariyle, harekete zarar verebilir. Böylesi durumlarda mesela bu
insanın olumlu yönlerinden başka yollarla yararlanılmaya
çalışılır.
Elbette herkes hata yapabilir. İnsan seçiminde de yanlışlar
olabilir. Ancak ilkeleri net, politikası net hareketlerde bunlar
"en aza" indirgenebilir. Eğitim çalışmalarına ağırlık verilerek
"kadro" yaratma süreci hızlandırılabilir.
Bunlara ek olarak örgütlenmenin yapısı başlığı altında insanların
göreve gelmeleri ve görevden alınmaları net olarak
belirlendiğinde, kimi zaafları nedeniyle zarar verdiklerine
inanılan insanlar başka görevlere kaydırılarak, verebilecekleri
zararlar önlenebilir...
Çevremizden bunun gerekliliğine bir çok örnek verilebilir.
Mesela Diyanet İşleri Başkalığı’na dinsiz birini getiremezsiniz.
Ağzı ne kadar iyi laf yaparsa yapsın, hatta ne kadar zengin olursa
olsun. Parasıyla, hatipliğiyle daha yararlı olabileceği bir görev
verirseniz daha yararlı olur bu insan.
Veya bir Ahlak Dersi öğretmeni sınıfta bir kız öğrenciye
sarkıntılık yaparsa mesela, o sınıfta ne ahlak öğretmenine ne de
ahlaka bir güven kalır.
Özelde Dönüş Hareketi, genelde ise Çerkeslerin diaspora
örgütlülükleri ne yazık ki böylesi konulara, örgütlenme sanatının
inceliklerine yeterince kafa yormadı. Ciddi politikalar yapamadı;
politikayı yapanlar, şu veya bu ölçüde, örgütlenmeyi yapamadı ve
örgütsüz hiç bir iş olamayacağı için de yıllardır yerimizde
sayıyoruz. Hatta asimilasyonun hızını, görevlerimizin önemini ve
aciliyetini göz önüne aldığımızda geriliyoruz...
Şimdi verdiğim örneklere veya Necdet ağabeyin değindiği konuya
dönelim. Yıllardır "Dönüş, Dönüş" diyen biri, bir ağabey, bir
yönetici şimdi bunun yolları açılmışsa ve hatta anavatan acilen
ihtiyaç duyarken dönmüyorsa, inandırıcılığını yitirir. Dönüşün
inandırıcılığını zedeler...Hatta dönüş düşüncesine zarar verir.
Bu durumdaki kişi kendi eksik ve zaaflarıyla bir hareketi veya
örgütlenmeyi teslim almış demektir. Dönüş, dönüş diyor ama ne
dönüyor, ne de koltuğu bırakıyor (burada elbette örgütlenmenin de
zaafı var).
Aslında bu kişi Dönüş’e inanmıyor. Samimi değil...
Peki bu insan, kendisi Dönüş’e inanmayan bu kişi nasıl insanları
anavatana döndürebilmek için canla başla çalışsın? Çalışmaz ki!
Kendisinin bugün neden dönemeyeceğine bin bir dereden su getirerek
gerekçeler bulan biri bir başkasının gerekçelerine nasıl ikna
olmasın? Olacaktır. Hatta için için böyle "gerekçeleri" olan
insanların varlığına sevinecektir. Ne de olsa "gerekçeleri" olan
yalnız kendisi değildir!
Peki böylesi insanlar "görevli", "sorumlu" mevkilerde iseler,
nasıl dönüş düşüncesine inandığı halde, vatansever olduğu halde
dönmekte tereddüdü olan birine tereddütlerini asma yolunda
yardımcı olabilsinler. Böylesi insanlara yol yordam
gösterebilsinler? Bu mümkün mü?
Düşünün bir Necdet ağabey gibi, düşünceleriyle pratiğiyle dönüş
düşüncesine örnek bir insanımızı aslında çok önemli bir toplantıya
çağırmıyorlar bile. Neden? Çünkü insanların dönmesini istemiyorlar
ki. Söyleyeceklerinden korkuyorlar. Dönmenin mümkün ve gerekli
olduğunun bilinmesinden.
Çıkmışlar "vitrin"e inmiyorlar, "modanız geçti" diyorsun, "benim
modam geçmez" diyor. "Yahu en akıllı sen misin" diyorsun, "ya ne
zannettin" diyor.
Yöneticilik sanki onun kanında, sanki "genlerine kodlanmış" (Bu
"genlere kodlanma" kavramını kim buldu bilmiyorum ama hoşuma gitti
dogrusu :-)
İşin bir boyutu bu (yanlış örnekle bir cümlede geçiştirdiğim
aslında böyle, hatta biraz daha geniş bir konuydu. Kırdığım
arkadaşlardan tekrar özür dilerim).
Diğer boyutu ise aslında bu sonucun nedeni "politikasızlık" ve
"örgütsüzlüktür. Ancak bu politikasızlığın ve örgütsüzlüğün
sonuçları yukarı da sadece bir yanına değindiğim ama aslında çok
daha büyük olumsuzluklar olmakta. Necdet ağabeyin bunu neden
anlamadığını da ben anlamıyorum?
Kalın sağlıcakla. |