MENÜ





 

.

.

TALEBE'YE MEKTUP -2
Dr. Necdet Hatam

.

.

Sevgili Talebe,

Şimdi daha somutlaşmaya başladı yazılarınız. “Dönüş Politikası” ya da herhangi bir politikanın tartışılması gerektiğine aklı başında kim karşı çıkabilir?

.

Olayları yakından takip ettiğinize göre yıllardır bu mücadelenin içinde olduğumu, dönemimizde “dönüş”ü benimsemiş, yaygınlaştırmış arkadaşları özeleştiri için, yeni gelişmeler ışığında yol haritası belirlemek için bir araya getiremediğimi de bilmen gerekir. Kendini yenileme, hatalarından arınma, yeni koşullara göre taktik geliştirme, soyutu, somutlaştırmanın nasılını belirleme çalışmaları için, özeleştiri için arkadaşları bir araya getiremediğimiz içindir ki; bir çok eleştiriyi genele ilgilenen herkesle paylaşma yolunu tuttum. Bilmem benim gibi federasyon çalışmalarını, yayınlarını temel alarak eleştiren oldu mu? Ancak yine de “dönüş” ile daha yeni tanışan arkadaşların ayrıntıya inecek bu tartışmalardan sıkılacağı korkum var.

Birbirimizi tam anlayamamamızın temelinde, kuşak anlayış farkı mı var acaba? Örneğin ben bildirinin varlığından söz edip “isteyene Adigey, isteyene Kabardey Adigece’sini gönderirim” iletimden sonra; ilgilenenlerin, birinden birini mail adreslerine göndermemi isteyeceklerini sandım. Siz "2003 yılında da bir deklarasyon yayınlandığını Necdet ağabey söylemişti. Okumadım. Varlığından bile haberim yoktu. Ama okumayı çok isterim..." i yeterli buldunuz. Ben de çok uzun bir metni, anadili ile okur yazarların az olduğu bir platforma taşımayı uygun bulmadım. Sözünü ettiğiniz cümleye, bildiriyi çok görmek istediğiniz anlamını vermekte hala çok zorlanıyorum.

Federasyonun yayımladığı “Biz Çerkesler” kitapçığına kitap oylumunda eleştirimiz oldu. Federasyon’dan çıt çıkmadı. Anakara’daki II. Gençlik Toplantısı ve Sonuç Bildirisi’ne olan eleştirimizin yayınlanması için üzerinden yıllar geçmesi gerekti. Yayınlandı ama yine çıt yok. Başka platformlarda daha değişik içerikte çok eleştirilerimiz oldu eski dava arkadaşlarımıza. Dergilere, platformlara yazdıklarımı daha yakından incelerseniz, kaygılarınızı paylaşan bir çok bölüm göreceğinizi sanıyorum.

Sitemizin (CircassianCanada) Araştırma Bölümü’nde yayımda duran eleştirinin giriş bölümü, bu konudaki kaygılarımı, son bölümü de hastalığa ilişkin tanımızı yeterince ortaya koyuyor sanırım. Ancak siz, lütfen tamamını yeniden okuyun.

“Kasım'ın ilk günlerinde Ankara'da idim. Kafkas Derneği Gençlik Toplantısı konuşuluyordu yöneticiler arasında. İstanbul'daki derneğimiz yöneticilerinin toplantıya katılma istekleri olduğundan söz ediliyordu.

Yöneticilerin sadece açılışa katılacakları; sonra gençlerin, sorunları kendilerinin tartışması olanağının sağlanacağı söyleniyordu. Aynı gerekçe ile olsa gerek, tartışılacak konunun pek uzağında olmadığımı bildikleri halde, toplantıya davet almadım. Normalde, toplantıya kalmam, Maykop'a dönüşümü ertelemem için ısrarlı olurlar diye düşünüyordum. Ne de olsa, Kaf-Der'in de üye olduğu DÇB'nin, başkan yardımcısı idim. Adigey Cumhuriyeti Anavatana Dönenler Vakfı başkan yardımcısı idim. "Anavatana Dönüş Olanaklarını" tartışacakların, bu görevlerimi önemsemeseler de, 1992'de anavatana dönmüş olmamı, on yıldır Maykop'ta yaşıyor olmamı önemsemelerini bekledim, yanıldım. Doğrusu garipsedim de...

Defalarca anavatanda bulunmuş, konuyu yıllar boyu defalarca tartışmış, anavatana dönüş yapıp sonra yeniden Türkiye'ye dönmüş büyüklerin, deneyimlerini gençlerle paylaşmak istemeyişine anlam veremedim. Ancak amaç; herhalde gerekeni yapmak değil "yaparmış gibi" görünmek idi. Öyle olunca da deneyimli büyüklerin toplantıya katılmaması doğaldı elbette ki... Benim gibi, üzerinde konuşulacak sorunu, kişisel düzeyde olsa da çözebilmiş olanların, anavatanda yaşıyor olanların ise toplantıda bulunmaları değil, bulunmamaları daha iyi olurdu.. En azından, yapılabilecekleri yapmıyor olmanın verdiği suçluluk duygusunun rahatsızlığını azaltırdı...

Evet sevgili gençler,

Toplantınızı gerçekleştirmiş, coşkulu konuşmalar, tartışmalar yapmış, halk adına büyük işler başarmış olmanın huzuru ile evlerinize, işlerinize dönmüş olmalısınız. Büyükleriniz de böylesine önemli bir toplantı için sizlere ortam hazırlamış olmanın, dönüş yolunda önemli gelişmelere vesile olmanın mutluluğunu yaşıyorlardır herhalde. Benim gibilerin eleştirileri de, müşkülpesent birilerin sevimsiz sözleri olarak değerlendirilebilirse, mutluluk da sürgit olur. Kendini kandırmaca da...

Ancak, ben sözlerimi anlayacak samimi gençlerin de var olduğunu biliyor, onların uzak olmayan bir gelecekte yollan üzerindeki engelleri ayıklayacaklarına inanıyorum. Çünkü ben de döneminde, anavatandaki akrabalarımız ile mektuplaşmaya karşı, anavatana -görmek için bile olsa- gidilmesine karşı, anavatandan gelmiş, kanımızdan olan insanların ağırlanmasına karşı, anadilimizle okuyup yazma öğrenmemize karşı, kısacası Çerkeş varlığımıza karşı "büyüklerimizin(!)" engellerini, sayısı çok az olan gerçek büyüklerimizin yol göstericiliğinde, aşabilmiş gençlerden biriydim. Ancak doğrusu, kimin kim olduğu netleşinceye kadar, günümüz samimi gençlerinin görevi daha zor. Değişen dünya koşulları ulusal-kültürel varlığımızı korumanın geliştirmenin tek yolunun Anavatana Dönüş olduğunu bütün çıplaklığı ile ortaya koyduğu, Anavatana Dönüş’ü güçleştirmek bir yana, çok kolaylaştırdığı halde neden mi göreviniz daha zor? Çünkü bizim gençliğimizde, bizleri engellemeye çalışan -kimileri günümüzde de taze güç desteklerle görevlerini sürdüren- "sayın büyük!erimiz(i)" açık oynuyorlardı.

Ulusal kültürel varlığımızı yaşatma, geliştirme çalışmalarımızı engelleyici tavırları netti. Yürüyüşümüze de umdukları kadar engel olamadılar. Ancak sizlerin "sayın büyükleri (!)" öyle mi ya? İşin en acı yönü, çok ince taktiklerle Dönüş'ü engellemeye çalışanların, azından dönüşü desteklemeyenlerin arasında, hem de en ön saflarda, geçmişte birlikte mücadele ettiğimiz eski dönüşçülerin de bulunması. Kim bilir; belki de bu engelleme çabalarının nedeni, anavatana dönenler, yerleşenler, mutlu olanlar çoğalırsa, kendi utançları da büyür korkusudur. Ancak hiç kuşku duyulmasın, günü gelecek bu eskilerin kimler olduğu daha açık konuşulur yazılır olacak. Son yıllardaki davranışlarının, daha önce söyledikleri, yazdıkları ve yaptıkları ile ne kadar çeliştiği ve çözümü nasıl geciktirdikleri de belgeleriyle ortaya konacaktır.

Aslında bunların kimler olduğunu bilmeniz, kimin kim olduğunu anlamanız için, önceki yayınlarımızı okumanız, günümüzdekilerle karşılaştırmanız yeterli sevgili gençler. Daha kestirme olanı ise, toplantınız öncesi ve sonrasında gerçekçi uyarıları yapmayan, toplantınızı başarılı sayan her ''eskiyi'', bu kategoriye koymanız. Neden mi? Bildirinizi birlikte değerlendirerek bunu daha iyi anlatabileceğimi umuyorum. Bildirinizin eleştirisine geçmeden önce küçük bir açıklama: Aslında bildiriyi okuduğum günden beri, sizleri üzmeden, az üzerek, yanlışlarınızı sizlere nasıl anlatabileceğimi düşündüm, durdum. Metni birkaç kez yeniden yazdım. Bu arada 1946'da doğmuş, Adigece alfabe hazırlayıp yaygınlaşmasına çalışmak dahil halkının her türlü sorunu ile ilgilenmiş bir yurtseverle Antsuekhue Hacıbeç ile tanıştım. Doğumunun155. yılında, örnek yurtseveri anma etkinlikleri çerçevesinde yayınlanan yazıları okudum, araştırma enstitümüzün gerçekleştirdiği bilimsel toplantıya katıldım. Çok da etkilendim. Bir ömür; bu kadar dolu, bu denli halk yararına da yaşanabilirmiş demek. Eleştirileri yalındı, dolaysızdı. En çok etkilendiğim yönlerinden biriydi bu. Döneminde, belki de eleştirilerinin çok acımasız, kendisinin çok kaba olduğu düşünüldü. Ancak doğrusu; benim, konumumuzun dolaylı anlatıma tahammülü kalmadığına olan inancımı pekiştirdi. Sonunda, sert, kaba olarak değerlendirilebilecek olmasına karşın, eleştirilerimin yalın, dolaysız olması gerektiği sonucuna vardım.” 

(…)

Setenay Nil Doğan’ın yazısını da iyi incelenirse hastalığı bütünü ile açıklayabilecek bilimsel başlayıp, öznel biten bir yazı olarak değerlendirdim. Evet yazının "Geleceğe Dair" alt başlığına kadar olan bölümü değerlerimizin diasporada yaşatılamayacağının kanıtlandığı bir bölüm olarak değerlendirilebilir.

Ancak Setenay hanım, değerlerimizin geliştirilerek yaşatılabilecek tek yerin anavatan ve sorunumuzun tek çözüm yolunun da "mümkün olan en kısa sürede en çok sayıda Çerkes'in anavatana sağlıklı dönüşünü sağlamak" olduğunu söyleyemez. Bu çözüm yolunu doğru bulmak bir yana varlığından bile habersiz görünür, çözüm olarak olmayacak duaya "amin" der, bizlerin de demesini ister. Sekiz maddede özetlediği yapılması gerekenleri Türkiye'deki Çerkes diasporası "kaçınılmaz değişimi'' biraz olsun kontrol altına alabilmek için yapmalıdır.

Sorum da şu; insanımız "kaçınılmaz değişimi" yani etnik kültürel değerlerimizin yok oluşunu "biraz olsun kontrol altına alabilmek için" önerilen çalışmaları yapar mı? Bizce yapmaz, yapmıyor ve kan kaybı da son derece yoğun bir şekilde sürüyor...

Paradigmamızın ne olması gerektiği, nelerin yapılabileceği konusu da bir daha ki buluşmaya.

Kalın sağlıcakla..

Tüm bunlara karşın, kendini sorumluluğunun bilincinde olanların, politikasını gazete sayfalarında site sayfalarında tartışarak belirlemedikleri konusunda, böyle yapılırsa bunun yanlış olacağı konusunda sanırım siz de bana hak verirsiniz.

Bugünlük de bu kadar…

Sevgiyle…
Necdet

Mektup 1         Mektup 2

.

.

.