|
Olayları yakından takip ettiğinize göre
yıllardır bu mücadelenin içinde olduğumu, dönemimizde “dönüş”ü
benimsemiş, yaygınlaştırmış arkadaşları özeleştiri için, yeni
gelişmeler ışığında yol haritası belirlemek için bir araya
getiremediğimi de bilmen gerekir. Kendini yenileme, hatalarından
arınma, yeni koşullara göre taktik geliştirme, soyutu,
somutlaştırmanın nasılını belirleme çalışmaları için, özeleştiri
için arkadaşları bir araya getiremediğimiz içindir ki; bir çok
eleştiriyi genele ilgilenen herkesle paylaşma yolunu tuttum.
Bilmem benim gibi federasyon çalışmalarını, yayınlarını temel
alarak eleştiren oldu mu? Ancak yine de “dönüş” ile daha yeni
tanışan arkadaşların ayrıntıya inecek bu tartışmalardan sıkılacağı
korkum var.
Birbirimizi tam anlayamamamızın temelinde, kuşak anlayış farkı mı
var acaba? Örneğin ben bildirinin varlığından söz edip “isteyene
Adigey, isteyene Kabardey Adigece’sini gönderirim” iletimden
sonra; ilgilenenlerin, birinden birini mail adreslerine göndermemi
isteyeceklerini sandım. Siz "2003 yılında da bir deklarasyon
yayınlandığını Necdet ağabey söylemişti. Okumadım. Varlığından
bile haberim yoktu. Ama okumayı çok isterim..." i yeterli
buldunuz. Ben de çok uzun bir metni, anadili ile okur yazarların
az olduğu bir platforma taşımayı uygun bulmadım. Sözünü ettiğiniz
cümleye, bildiriyi çok görmek istediğiniz anlamını vermekte hala
çok zorlanıyorum.
Federasyonun yayımladığı “Biz Çerkesler” kitapçığına kitap
oylumunda eleştirimiz oldu. Federasyon’dan çıt çıkmadı.
Anakara’daki II. Gençlik Toplantısı ve Sonuç Bildirisi’ne olan
eleştirimizin yayınlanması için üzerinden yıllar geçmesi gerekti.
Yayınlandı ama yine çıt yok. Başka platformlarda daha değişik
içerikte çok eleştirilerimiz oldu eski dava arkadaşlarımıza.
Dergilere, platformlara yazdıklarımı daha yakından incelerseniz,
kaygılarınızı paylaşan bir çok bölüm göreceğinizi sanıyorum.
Sitemizin (CircassianCanada) Araştırma Bölümü’nde yayımda duran
eleştirinin giriş bölümü, bu konudaki kaygılarımı, son bölümü de
hastalığa ilişkin tanımızı yeterince ortaya koyuyor sanırım. Ancak
siz, lütfen tamamını yeniden okuyun.
“Kasım'ın ilk günlerinde Ankara'da idim. Kafkas Derneği Gençlik
Toplantısı konuşuluyordu yöneticiler arasında. İstanbul'daki
derneğimiz yöneticilerinin toplantıya katılma istekleri olduğundan
söz ediliyordu.
Yöneticilerin sadece açılışa katılacakları; sonra gençlerin,
sorunları kendilerinin tartışması olanağının sağlanacağı
söyleniyordu. Aynı gerekçe ile olsa gerek, tartışılacak konunun
pek uzağında olmadığımı bildikleri halde, toplantıya davet
almadım. Normalde, toplantıya kalmam, Maykop'a dönüşümü ertelemem
için ısrarlı olurlar diye düşünüyordum. Ne de olsa, Kaf-Der'in de
üye olduğu DÇB'nin, başkan yardımcısı idim. Adigey Cumhuriyeti
Anavatana Dönenler Vakfı başkan yardımcısı idim. "Anavatana Dönüş
Olanaklarını" tartışacakların, bu görevlerimi önemsemeseler de,
1992'de anavatana dönmüş olmamı, on yıldır Maykop'ta yaşıyor
olmamı önemsemelerini bekledim, yanıldım. Doğrusu garipsedim de...
Defalarca anavatanda bulunmuş, konuyu yıllar boyu defalarca
tartışmış, anavatana dönüş yapıp sonra yeniden Türkiye'ye dönmüş
büyüklerin, deneyimlerini gençlerle paylaşmak istemeyişine anlam
veremedim. Ancak amaç; herhalde gerekeni yapmak değil "yaparmış
gibi" görünmek idi. Öyle olunca da deneyimli büyüklerin toplantıya
katılmaması doğaldı elbette ki... Benim gibi, üzerinde konuşulacak
sorunu, kişisel düzeyde olsa da çözebilmiş olanların, anavatanda
yaşıyor olanların ise toplantıda bulunmaları değil, bulunmamaları
daha iyi olurdu.. En azından, yapılabilecekleri yapmıyor olmanın
verdiği suçluluk duygusunun rahatsızlığını azaltırdı...
Evet sevgili gençler,
Toplantınızı gerçekleştirmiş, coşkulu konuşmalar, tartışmalar
yapmış, halk adına büyük işler başarmış olmanın huzuru ile
evlerinize, işlerinize dönmüş olmalısınız. Büyükleriniz de
böylesine önemli bir toplantı için sizlere ortam hazırlamış
olmanın, dönüş yolunda önemli gelişmelere vesile olmanın
mutluluğunu yaşıyorlardır herhalde. Benim gibilerin eleştirileri
de, müşkülpesent birilerin sevimsiz sözleri olarak
değerlendirilebilirse, mutluluk da sürgit olur. Kendini kandırmaca
da...
Ancak, ben sözlerimi anlayacak samimi gençlerin de var olduğunu
biliyor, onların uzak olmayan bir gelecekte yollan üzerindeki
engelleri ayıklayacaklarına inanıyorum. Çünkü ben de döneminde,
anavatandaki akrabalarımız ile mektuplaşmaya karşı, anavatana
-görmek için bile olsa- gidilmesine karşı, anavatandan gelmiş,
kanımızdan olan insanların ağırlanmasına karşı, anadilimizle
okuyup yazma öğrenmemize karşı, kısacası Çerkeş varlığımıza karşı
"büyüklerimizin(!)" engellerini, sayısı çok az olan gerçek
büyüklerimizin yol göstericiliğinde, aşabilmiş gençlerden
biriydim. Ancak doğrusu, kimin kim olduğu netleşinceye kadar,
günümüz samimi gençlerinin görevi daha zor. Değişen dünya
koşulları ulusal-kültürel varlığımızı korumanın geliştirmenin tek
yolunun Anavatana Dönüş olduğunu bütün çıplaklığı ile ortaya
koyduğu, Anavatana Dönüş’ü güçleştirmek bir yana, çok
kolaylaştırdığı halde neden mi göreviniz daha zor? Çünkü bizim
gençliğimizde, bizleri engellemeye çalışan -kimileri günümüzde de
taze güç desteklerle görevlerini sürdüren- "sayın büyük!erimiz(i)"
açık oynuyorlardı.
Ulusal kültürel varlığımızı yaşatma, geliştirme çalışmalarımızı
engelleyici tavırları netti. Yürüyüşümüze de umdukları kadar engel
olamadılar. Ancak sizlerin "sayın büyükleri (!)" öyle mi ya? İşin
en acı yönü, çok ince taktiklerle Dönüş'ü engellemeye
çalışanların, azından dönüşü desteklemeyenlerin arasında, hem de
en ön saflarda, geçmişte birlikte mücadele ettiğimiz eski
dönüşçülerin de bulunması. Kim bilir; belki de bu engelleme
çabalarının nedeni, anavatana dönenler, yerleşenler, mutlu olanlar
çoğalırsa, kendi utançları da büyür korkusudur. Ancak hiç kuşku
duyulmasın, günü gelecek bu eskilerin kimler olduğu daha açık
konuşulur yazılır olacak. Son yıllardaki davranışlarının, daha
önce söyledikleri, yazdıkları ve yaptıkları ile ne kadar çeliştiği
ve çözümü nasıl geciktirdikleri de belgeleriyle ortaya konacaktır.
Aslında bunların kimler olduğunu bilmeniz, kimin kim olduğunu
anlamanız için, önceki yayınlarımızı okumanız, günümüzdekilerle
karşılaştırmanız yeterli sevgili gençler. Daha kestirme olanı ise,
toplantınız öncesi ve sonrasında gerçekçi uyarıları yapmayan,
toplantınızı başarılı sayan her ''eskiyi'', bu kategoriye
koymanız. Neden mi? Bildirinizi birlikte değerlendirerek bunu daha
iyi anlatabileceğimi umuyorum. Bildirinizin eleştirisine geçmeden
önce küçük bir açıklama: Aslında bildiriyi okuduğum günden beri,
sizleri üzmeden, az üzerek, yanlışlarınızı sizlere nasıl
anlatabileceğimi düşündüm, durdum. Metni birkaç kez yeniden
yazdım. Bu arada 1946'da doğmuş, Adigece alfabe hazırlayıp
yaygınlaşmasına çalışmak dahil halkının her türlü sorunu ile
ilgilenmiş bir yurtseverle Antsuekhue Hacıbeç ile tanıştım.
Doğumunun155. yılında, örnek yurtseveri anma etkinlikleri
çerçevesinde yayınlanan yazıları okudum, araştırma enstitümüzün
gerçekleştirdiği bilimsel toplantıya katıldım. Çok da etkilendim.
Bir ömür; bu kadar dolu, bu denli halk yararına da yaşanabilirmiş
demek. Eleştirileri yalındı, dolaysızdı. En çok etkilendiğim
yönlerinden biriydi bu. Döneminde, belki de eleştirilerinin çok
acımasız, kendisinin çok kaba olduğu düşünüldü. Ancak doğrusu;
benim, konumumuzun dolaylı anlatıma tahammülü kalmadığına olan
inancımı pekiştirdi. Sonunda, sert, kaba olarak
değerlendirilebilecek olmasına karşın, eleştirilerimin yalın,
dolaysız olması gerektiği sonucuna vardım.”
(…)
Setenay Nil Doğan’ın yazısını da iyi incelenirse hastalığı bütünü
ile açıklayabilecek bilimsel başlayıp, öznel biten bir yazı olarak
değerlendirdim. Evet yazının "Geleceğe Dair" alt başlığına kadar
olan bölümü değerlerimizin diasporada yaşatılamayacağının
kanıtlandığı bir bölüm olarak değerlendirilebilir.
Ancak Setenay hanım, değerlerimizin geliştirilerek yaşatılabilecek
tek yerin anavatan ve sorunumuzun tek çözüm yolunun da "mümkün
olan en kısa sürede en çok sayıda Çerkes'in anavatana sağlıklı
dönüşünü sağlamak" olduğunu söyleyemez. Bu çözüm yolunu doğru
bulmak bir yana varlığından bile habersiz görünür, çözüm olarak
olmayacak duaya "amin" der, bizlerin de demesini ister. Sekiz
maddede özetlediği yapılması gerekenleri Türkiye'deki Çerkes
diasporası "kaçınılmaz değişimi'' biraz olsun kontrol altına
alabilmek için yapmalıdır.
Sorum da şu; insanımız "kaçınılmaz değişimi" yani etnik kültürel
değerlerimizin yok oluşunu "biraz olsun kontrol altına alabilmek
için" önerilen çalışmaları yapar mı? Bizce yapmaz, yapmıyor ve kan
kaybı da son derece yoğun bir şekilde sürüyor...
Paradigmamızın ne olması gerektiği, nelerin yapılabileceği konusu
da bir daha ki buluşmaya.
Kalın sağlıcakla..
Tüm bunlara karşın, kendini sorumluluğunun bilincinde olanların,
politikasını gazete sayfalarında site sayfalarında tartışarak
belirlemedikleri konusunda, böyle yapılırsa bunun yanlış olacağı
konusunda sanırım siz de bana hak verirsiniz.
Bugünlük de bu kadar…
Sevgiyle…
Necdet
|