...................
...................
GENELE BAKMAK
Mahir Kaynak
Star gazetesi, 08 Nisan 2006
                         
...................
...................

Çoğumuz olayları birbirinden ayrık, bağımsız olarak düşünürüz. Ekonomi, diğer gelişmelerin dışında, kendi dinamikleriyle gelişir, iç politika siyasetçilerin doğru ya da yanlış kararlarıyla şekillenir. Bazen bu olaylar arasında ilişki kurulsa bile bu yaklaşım genel bir modele dönüşmez. Mesela ekonomideki gelişmeler olumlu olarak algılanmakta ve bunun sebebi olarak iktidarın uyguladığı politikalar gösterilmektedir. Sırf ekonominin sınırları içinde kalırsak bir başarıdan söz edilebilir ve gelecek için iyimser bir tablo çizilebilir. Ancak şu soru cevapsız kalır: 2001 yılında yaşadığımız kriz dünyanın onayladığı bir ekonomik program uygulanırken geldi ve kimse, bugün dile getirilen eleştiri ve kaygıların ötesinde, bir şey söylemedi. Program IMF gözetiminde yürütülüyordu ama büyük bir kriz önlenemedi. Bir operasyon olduğu şüphesiz gibi görünen döviz üzerindeki, çok büyük boyutlu da olmayan, spekülatif bir hareket derin bir bunalıma sebep oldu. Bu durum sadece ekonomik nedenlerle açıklanabilir mi? Bunu gerektiren uluslar arası şartlar neydi? Bugün sağlanan istikrarı bozacak benzer siyasi şartlar oluşabilir mi?

Bir ülkeyi yönetenler her konuyu, diğerlerinden bağımsız olarak ele alırsa, başarılı olduğu alana kimse dokunmaz ama en zayıf noktasını hedef olarak alır ve oradan saldırıya geçer. Genelde istikrarı sağlayan da krizi yaratan da ülke dışındaki aktörlerdir ve ülke bu oyuncuların mücadele ettiği bir oyun alanına dönüşür. Ülkeyi yönetenler ya da yönetime karşıt olanlar tribünlerdeki seyirci konumundadır. Maç bittiğinde kazananın taraftarı olmanın sevincinden öte bir duyguyu yaşamazsınız.

İlk iş bu aktörleri tanımlamaktır ama dünyada bundan daha zor bir şey yoktur. Bir ülkeyi yönettiği iddiasında olanların başka bir aktörü ön plana çıkarmaları ve onun yapacaklarının kendi uygulamalarından daha etkili olacağını kabul etmeleri imkansızdır. Dış etkileri, kabahati kendinden başkalarında aramak istemeyenlerin sığındığı bir mazeret olarak ileri sürmekle, bunları gerçekçi bir biçimde değerlendirmek aynı şey değildir. Hem dünyanın global bir köy olduğunu söyleyip hem de tüm gelişmelerin başarı ve başarısızlığını ülkeyi yönetenlere fatura etmek tutarsızlıktır.

Bugün devletin üst katlarında biri diğerine Anayasa kitapçığı atmak yerine taş atıp karşısındakinin kafasını kırsa ekonomi bundan etkilenmez. Çünkü uygulanan ekonomik program dünya ölçeğinde politika üreten küresel sermayenin koruması altındadır ve ana hatları onlar tarafından belirlenmektedir. Bu güçle çatışanların ekonomiyi araç olarak kullanıp bir kriz yaratmaları zordur. Ancak onların kullanabileceği başka silahları vardır ve bu silah belki de dünya ölçeğinde kullanmayı düşündükleri bir silahtır.

İnsanların birinci önceliği güvenliktir. Güvende olduklarına inananlar ekonomik taleplerini ön plana çıkarır ama eğer onları bir güvensizlik duygusuna iterseniz, gerçekte bir güven sorunu olan asgari ihtiyaçlarının ötesindeki ekonomik talepleri önemsiz hale gelir. Öyleyse ekonomiyi bir araç olarak kullananlara karşı güven duygusu üzerinde yapılacak operasyonlarla üstünlük sağlamak mümkün olur. Mesela eğer ABD’de Cumhuriyetçi kanat iktidarını sürdürmek isterse dünya ölçeğinde bir güvensizlik yaratır ve insanların ne demokrasi talepleri ne de ekonomik endişeleri bir anlam ifade etmez.

Türkiye’de, önümüzdeki dönemde, genel bir güvensizlik duygusu yaratılacağını ve siyasal iktidarın tek güvendiği dal olan ekonomik başarıların anlamsızlaştırılacağını düşünüyorum. Buna bir de bölgesel savaş ya da böyle bir ihtimal eklenirse halkın tüm öncelikleri değişir. Bu durumda ekonomik sorun farklı bir yönden kaynaklanır. İç talebin yapısı değişir ve daralır. Kredi geri ödemeleri aksar ve bankalar ağır bir yükle karşılaşır.

Bazılarının düşündüğü gibi kriz tellallığı yapmıyorum. Sadece dünya ölçeğinde çatışan tarafların nasıl davranabileceği konusunda tahminlerimi sıralıyorum ve genel bir modelin parçalı bir analizden daha isabetli olacağını söylüyorum.