...................
...................
ŞİMDİYE KADAR DİNSİZLER Mİ SİYASET YAPTI

Ferai Tınç
Hürriyet Gazetesi, 17.04.2006

ftinc@hurriyet.com.tr

                         
...................
...................
BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, muhalefet üslubundan hiç vaz geçmedi. Sanki iktidarda değil de muhalefet sıralarından seslenen ana muhalefet lideri gibi konuşuyor. "Siz dindar insanları dinden uzak tutmak için konuşuyorsanız. Bu millet sizi affetmez" diyor.

Bu millet kimi affetmeyecek? Başbakanın muhalefeti cumhurbaşkanına yönelik gibi duruyor ama değil. Devlete, düzene muhalefet ediyor Başbakan.

Devlet eleştirilemez değil. Türkiye’nin devlet politikaları, kurumları da eleştirilebilir, kurumlara kutsallık atfetmek demokrasinin dinamiklerine aykırı.

Devlete muhalif bir devlet başkanı anımsıyorum ben. Şili Devlet Başkanı Salvador Allende. Ama o sonucuna katlanmaya razı olarak iktidara gelir gelmez "değişim" sürecini başlatmıştı.

AKP lideri ise üç yıldır muhalif. Bu muhalefeti siyasi taktik olarak kullandığı için de bir türlü tam iktidar olamıyor. Meclis çoğunluğu, hayatta karşılığını bulamıyor.

Bu iktidarsızlık onu hırçınlaştırıyor. Eleştirilere fena kızıyor Başbakan.

Şu sözlere bakın.

"Bu ülkede dindarlar da siyaset yapma hakkına sahip."

Bugüne kadar dinsizler mi siyaset yaptı bu ülkede?

Bu soruya da yanıtı var başbakanın.

¡ ¡ ¡

"YAŞAMADIĞINIZ halde, yaşıyormuş gibi yaşayanların yanına gittiğinizde, o kılıfa, o hareketin içine girmek istismardır ve bunu da Türkiye’de kimlerin yaptığı gayet iyi bellidir."

Yani bugüne kadar Türkiye’de siyaset yapanlar halkı kandırmışlardır. Dinsiz oldukları halde dindar gibi gözükmüşlerdir.

Siyasi liderlik ağzından hele de başbakan seviyesinde ifadesini bulan bu yaklaşım Demokrat Parti’nin Vatan Cephesi listelerini anımsatıyor. Bizden olanlar ve olmayanlar anlayışı toplumu bölen, "bölücü" bir yaklaşımdır.

Başbakanın yukarıdaki cümlede kullandığı dini "yaşamak" deyişini daha önce de duydum. Sudan ziyaretinde Büyükelçilik bahçesinde kendisini karşılamaya gelen öğrencilere yaptığı konuşmayı anımsadıkça ne kastettiğini daha iyi anlıyorum.

Hepsi türbanlı olan ve Sudan’da halka "Müslümanlığı öğrettiklerini" öğrendiğim kız öğrencilere ve uzattığım elimi sıkmayarak havada bırakan erkek öğrenci gibilerine seslenen başbakan "burada istediğiniz hayatı yaşayabiliyorsunuz" diyordu.

Dindar gibi değil, dinci gibi yaşamak söz konusu olan. Dindar insanları dinci olmadıkları için dinsizlikle suçlayan bir zihniyetle "demokratik uzlaşma noktası" bulmak zor. İşte bu yüzden bu yaklaşım, çatışmaya yol açan bölücü bir söylem olarak iktidarı hep muhalefette bırakıyor. Ve her zaman da bırakacak.

¡ ¡ ¡

BAŞBAKAN
, Müslüman kimliğe dayanarak kurulan dayanışma ağı temelinde iş yapanların örgütü MÜSİAD’a seslenirken yanıt veriyor Cumhurbaşkanı’nın "irtica tehlikesi" uyarısına.

Benim cemaat dayanışmalarına bir diyeceğim yok. Ama bir iktidarın, cemaatlar, inançlar arasında tercihler yaparak çıkar grupları oluşturması ne demokrasinin ne de ekonominin kurallarına uyar. Kadrolaşmaların, ihalelerde "bizimkiler" kayırıcılığının temelinde bu ahbap çavuş cemaatleri yok mudur? İster dinci olsun ister dinsiz hiç fark etmez.

İşte bu yüzden Cumhurbaşkanı Sezer’in eleştirileri sadece ona ya da devletin ordu gibi kurumlarına ait değil.

Bu, "dini yaşayanlar ve dinsizler" ayrımı hepimizi rahatsız ediyor. Gündemi bulandırıyor, enerjimizi harcıyor.