...................
...................
KUANTUM FİZİĞİNE KARŞI YENİ DÜNYA DÜZENİ
Alev Alatlı
Zaman Gazetesi 29.03.2002
                         
...................
...................

Birinci Aydınlanma Çağ’ına hakim olan “atomistik” kainat/dünya görüşü, “bütün’ün anlaşılabilmesi için parçalara bölünmesi ve parçaların arasındaki ilişkinin saptanması gerektiği” şeklindeydi. İkinci Aydınlanma Çağı’nın “bütüncü” kainat/dünya görüşü ise, “bütün’ün parçaların toplamından daha büyük” olduğu savından yola çıkıyor ve oluşumların yada sistemlerin doğasını anlamak için bütününe bakılması gerektiğini söylüyor.

Bütüncü düşüncenin desteklerinden birisi, kuantum mekaniğinin “potinbağ teoremi” Potinbağ Teoremi, ne kadar bölünürse bölünsün, maddenin temel olarak nitelendirebileceğimiz bir parçasının olmadığını, hiçbir parçanın diğerlerinde daha vazgeçilmez olmadığını, “bütün”ün birbiriyle örülü olayların devingen ağı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Potinbağ Teoremi’nin toplumsal yaşamdaki telmihi, “üstün ırk”, “üstün ulus” vb kavramlarının yüceltilme nedenlerinin bilimsel değil, politik olmaları. Ve tabii, “en zeki”, “en çalışkan” vb gibi kavramların da öyle. Bu çerçevede, toplumsal örgütlenmenin “üstünler”in dorukta yer aldığı piramitler, koniler yerine, herkesin merkezden eşit mesafede durduğu daireler ve küreler olması gereği konuşuluyor. Potinbağ Teoremi doğrultusunda “madde”yi, yeryüzündeki yaşamın bütünü olarak yorumlamamız halinde, sadece insan ırklarının değil, tüm canlı türlerinin birbirlerinin yaşamlarıyla örülü birlikteliklerini gözetmek durumundayız. Hiçbir ulusun yaşam biçiminin diğerlerinden daha temel, dolayısıyla daha vazgeçilmez, dolayısıyla daha “üstün” olmadığını teslim etmek durumundayız.

21. yüzyıla da kendinden giderek daha çok söz ettirecek olan “küreselleşme” eğiliminin temel entelektüel dayanaklarından birisini bu teoremde buluyoruz. Ne var ki, teori pratikten farklı ve her ne kadar “küreselleşme” ve “Yeni Dünya Düzeni” eş anlamlı oluşumlar olarak sunuluyorsa da, günümüzde oturtulmak istenen düzenin “bütüncü” düşünceye ters düştüğünün işaretleri ihmal edilemeyecek kadar çok. Bu işaretlerin başta geleni de, “dünya devleti” düşüncesi “Dünya devleti”nin temellerinin daha 1877 yılında, John D. Rockefeller, John P. Morgan, Andrew Carnegie, Mayer A Rothschild ve Cecil Rhodes beşlisi tarafından atıldığı iddia ediliyor.

1890’lı yıllarda Birleşik Devletler petrol endüstrisinin yüzde yetmiş beşi kendisine ait. Ayrıca demir madenler, ormanları, imalat sanayinde ve ulaşım sektöründe büyük iştirakleri var. Yaklaşık 150 yıllık bir “Rockefeller hanedanı”ndan bahsediliyor, servetlerinin 1-2 trilyon dolar olduğu hesap ediliyor. John P. Morgan, uluslararası banker ve gezegenimizin ilk milyar dolarlık (1901 yılı itibarıyla) endüstrisinin, U.S. Steel’in sahibi, “Amerika’yı Amerikan yapan adam” diye bilinen kişi. Andrew Carnegie 1890’da İngiltere toplamından daha fazla çelik üreten Carnegie Çelik’in sahibi, ayrıca kömür ve demir madenleri, ticaret gemileri ve demiryolları var. Mayer Rothschild, ünlü Rothschild Hanedanı’nın kurucusu banker –Rockefeller’den daha zengin- 200 li yılların başındaki servetinin 3 trilyon dolar olduğundan bahsediliyor. Ve Cecil Rhodes, ünlü elmas imparatoru. Güney Afrika elmas tarlalarını işleten, Güney Afrika’yı İngiltere adına fetheden adam. Rhodesia, adını onun soyadından alıyor. Ayrıca apartheid/ırk ayrımının mucidi.

Bu beş adamın akıl hocaları, Oxford Üniversitesi profesörlerinden John Ruskin. !877’de “Yuvarlak Masa” adındaki gizli cemiyeti kuruyorlar. Amaçları İngilizce konuşan dünyayı bir oligarşik federasyon halinde birleştirmek. Büyük Britanya İmparatorluğu’nu siyasi, ekonomik ve kültürel olarak yeniden yapılandırmak suretiyle, oligarşik dünya federasyonuna giden yolu açmak. Otuz yıl sonra, 1908 yılına gelindiğinde, “Yuvarlak Masaéyı çok uluslu, Anglo-sever bir yarı açık cemiyet olarak görüyoruz.

Bilderberg Grubu, 1954’te Avrupalı Rothschild hanedanı öncülüğünde kuruluyor, Amerikalı rakibi, Rockefeller hanedanı tarafından destekleniyor, ev sahipliğini eski SS-Nazi Hollanda Kralı Bernhard yapıyor. “Biderberg” kralın sahip olduğu otelin adı. Bilderberg’ciler, 1954’den itibaren her yıl dünyanın değişik şehirlerinde toplanıyorlar. Gündem gizli, katılanlar gizli, meğer ki patron olsunlar gazeteciler Bilderberg toplantılarına alınmıyorlar. Hatta, ABD ve Avrupa devletlerinin gizli teşkilatları, toplantıların yapıldığı otellere gazetecileri sokmamak için olağanüstü önlemler alıyorlar. İçeri sızmayı başarabilen birkaç muhabirin feci şekilde tartaklandığı, tutuklandığı biliniyor.

Bilderberg’cilerin amaçlarının dünyayı sıkıca koordine edilmiş küçük,
seçkin bir uluslar-ötesi bankerler ve sanayicilerden oluşmuş, entellijensiya destekli oligarşinin eline teslim etmek olduğu söyleniyor. Avrupa Birliği’nin Avrupa kıtası için yaptığını dünya için yapmak ve bir dünya devleti kurmak istiyorlar. David Rockefeller’in farklı zamanlarda farklı yerlerde bu arada 1999 yılı Şubat’ında Newsweek İnternational dergisine verdiği bir mülakatta) “Hükümetlerin yerini alacak birileri olmalı ve bana öyle görünüyor ki, bunu da en iyi şirketler yaparlar…” demekten çekinmemiş olmasına işaret ediliyor ve yaygın söylemin aksine karşı çıkılmadığı takdirde önümüzdeki asırlarda dünyanın “yeni feodal lordlar”ın boyunduruğu altına gireceği hakkında uyarı yapılıyor.  Uyaranlar, Yeni Dünya Düzeni muhalifler.


Muhalifler, Yeni Dünya Düzeni’nin anlamının, dünyanın siyasi ve yasal hüviyetini tümüyle değiştirmek, ulus devletlerin tarihi rollerini ortadan kaldırmak, kontrolü uluslar-ötesi tröstlere devretmek suretiyle millet kavramını ortadan kaldırarak, idareyi İngilizce konuşan Anglo-sever bir oligaşiye teslim etmek olduğundan eminler. Yarı şaka ileri sürdükleri bir
iddiaları da Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın bundan böyle “Birleşmiş Tröstler Teşkilatı” olarak isim değiştireceği şeklinde. Bilderberg toplantılarına katılanların isimlerinin saklı tutulması, görüşmelerin basına kapalı olması, dünya ekonomisine ve siyasetine dair kararların kapalı kapılar ardında alınmasını, ülkelerinin anayasalarının en gizli ihlali şeklinde algılıyorlar. Ulusal politikacılarının, özgür iradeleriyle seçtikleri vekillerinin etkisizleştirilmesine tepki gösteriyorlar.


Amerikan başkanlarından, Dünya Bankası güvernorlarına, diğer ülkelerin başbakanlarına varıncaya kadar, dünyanın kaderini etkileyen eşhasın kapalı kapılar ardında saptanmasına şiddetle karşı çıkıyorlar. Dünya basın devlerinin Bilderberg’cilerle işbirliği içinde oldukları gerekçesiyle, seslerini ya bağımsız bası aracılığı ile yada internet üzerinden duyuruyorlar. Zaman, zaman da Seattle’da, New York’da olduğu gibi gösterilerine şahit oluyoruz.

“Yuvarlak Masa” cemiyetinin bir diğer uzantısının, “Roma Kulübü” olduğu söyleniyor. Roma Kulübü, 1968’de kuruluyor. Kendilerine “özel think-tank”
nitelemesini yakıştırıyorlar. İlan edilmiş amaçları, barışı desteklemek, insanların “tehlikeli “ uçlara, kısır milliyetçiliğe ve sınıf çatışmalarına yönelmelerini önlemek. “Roma Kulübü”nün güçlü adamı, SGI2nin başkanı Daisaku İkeda, “insan ırkının sesi ve zekası… İnsanlığın yolunu aydınlatan bir deniz feneri, tüm dünyaya umut saçacak olan ışık…”olduklarından bahsediyor. SGI, “Soka Gakkai İnternational”ın kısaltılmışı: Japon kökenli, Nichiren Daishonin Budist tarikatının uluslar arası örgütü. Muhalifleri Roma Kulübü’nün, kurulacak dünya devletinin resmi dinini oluşturduğunu söylüyorlar. Çokça Hıristiyanlık, biraz Budizm bir dinden bahsediliyor.

“Yeni Feodal Lordlar’ın ne denli güçlü olduklarını, ulusların kimliklerini kaybetmemek için ne denli direnebileceklerini kuşkusuz zaman gösterecek.
Ancak, Yeni Dünya Düzeni muhaliflerinin iddia ettikleri gibi “yeni bir toplumsal mühendislik projesi” ise, ki öyle görünüyor, ulusların işlerinin zor olduğunu kabul etmemiz lazım. Bir yandan “İkinci Aydınlanma Çağı’nın reddettiği “tek doğru” anlayışı, öte yandan finans oligarşisi, bir arada yaşayamayacak oluşumlar gibi görünüyorlar. Nitekim daha bugünden Birleşik Amerika’da iki bin beş yüz muhalif “kült”ün varlığından bahsediliyor.