...................
...................
IRKÇILIK ve BEYAZ IRK
wikipedia.org
25 Nisan 2006
                         
...................
...................
CC okuyucularının özgür Ansiklopediden ırkçılık ve beyaz ırk hakkındaki yazıyı okumalarını tavsiye edeceğim.  B. Özbek

Irk, bir canlı türünde aynı karakteri taşıyan canlıların oluşturduğu alt bölüm.

Aynı türün çeşitli üyelerinden birine diğerine nazaran fenotipik bakımdan daha fazla benzer olan bireyler topluluğudur.

İrsi yol ile atalarından kendilerine geçen genetik, biyolojik vasıf ve
karakterler gösteren insanlar topluluğu. Irk kelimesine biyolojik bir terim de
denilebilir. İnsan ırklarının renk ve fiziki şekil esas alınarak birbirlerinden
üstünlüğünü temel alan felsefeye de ırkçılık denilmiştir.

Irk terimi, zooloji ve botanikte son derece açık ve anlaşılabilir olmasına
rağmen, insan topluluklarının sınıflandırılmasında çok karmaşık bir durum
kazanır. Bu sebeple de insan ırkları bazen boylarla, milletlerle, hatta dil
gruplarıyla karıştırılır. İnsanoğlu yeryüzünün her tarafında yaşamıştır. Mevcut
şartlar ve aradan geçen uzun yüzyıllar, topluluklar üzerinde çeşitli tesirlerde
bulunmuş, bunların fiziki yapısında değişiklikler meydana getirmiştir.
İnsan türünün özelliği yani beyaz, sarı, siyah derili gibi çok çeşitli olması,
insanların yeryüzünde yaygın bulunmasındandır. İnsanların karakterlerine göre insan grupları ve bu grupların vücuda getirdiği ırklar vardır.

Irk biyolojik bir terim olup, millet, kavim; dil ise tarih, kültür ve toplum ile
ilgili terimlerdir. Kavim ve millet insanlardan meydana geldiğine göre, ırk esas temel olmaktadır. Bir milleti teşkil eden fertlerin bütünü ana bir ırka ve onun tali ırklarına mensup olabildikleri gibi, bu topluluğun içine başka bir ana
ırkın mensupları da karışabilir.

İnsan ırkları organik ve biyolojik bir gerçektir. Bu realitenin varlığını ve
devamını sağlayan başlıca amil bütün canlı varlıklara hükmeden verasettir.
Veraset değişmedikçe ırk da değişmez. Beyaz, sarı ve siyah derili insanlar eski devirlerden beri olduğuna göre, ırki verasetin değişmediğine hükmetmek gerekir.

İnsan ırklarını ayırt etmek için birçok karakterler vardır. Bu ayrılıklar deri
renginde, saçlarda ve gözlerdedir.

Bugün ırkların sınıflandırılmasında başvurulan bir usul de, kafatasının yapısını
esas tutar. Bunda da kafanın tepeden bakılınca görünümü esas alınır. Kafa
uzunluğunun genişliğe oranına göre ırklar ayrılır. Kafatasının uzunluğu 100 ise genişliğe oranı 75'ten aşağı olan tipteki kafalara dolikosefal (yani uzun kafa), oran 80'den yukarı ise brakisefal (yani kısa kafa), bunların ortalaması olan gruba da mezosefal (orta kafa) adı verilir.

Yeryüzünde bulunan insanlar, üç grup ırktan meydana gelirler.

1) Kara ırk (Mlenoderm)
2) Sarı ırk (Ksanthoderm)
3) Beyaz ırk (Leukoderm)
4) Irkçılık
5) Irkçılığın tarihi seyri
6) Irkçılığın tenkidi
7) Kaynak


Kara ırk (Mlenoderm)
Bu ırka mensup insanların derileri ile gözündeki iriste ve kıllarda melanin
denilen kara madde vardır. Alt çene kemiğinin ileri doğru uzun olması, yassı
burun olması, kafanın ön-arka çapının nispi uzunluğu, yani dolikosefal olması, bedeninde çok az kıl bulunması, kıvırcık saç, kalın dudaklar ve küçük kulakların olması gibi özellikler taşır. Afrika siyahları bu ırka mensupturlar.

Sarı ırk (Ksanthoderm)
Bu ırktan olan insanların derileri sarımtırak veya bakır rengindedir. Bu ırkın
başlıca karakterleri şunlardır: Yüzün kısalığı ve enliliği, elmacık kemiklerinin
büyüklüğü, gözün ve kılların koyu rengi, beden kıllarının azlığı, saçların
kabarık ve dik oluşu, boynun kısa oluşu, kafanın brakisefal oluşudur.
Sibiryalılar, Moğollar, Eskimolar ve Amerika yerlileri bu ırka mensupturlar.

Beyaz ırk (Leukoderm)
Bu ırktan insanlar Avrupa'nın tamamında, Afrika, Amerika ve Asya'nın bir kısmında bulunurlar. Diğer ırklar gibi bazı kesin vasıfları yoktur. Saçlar düz, dalgalı veya buklelidir. Hiçbir zaman kıvırcık değildir. Beden, boy, kafa ve yüz
ölçüleri, göz ve deri rengi, burun şekillerinde oldukça çok değişen vasıflara
rastlanır. Irk farklarını küçümsemek yanlış olduğu gibi, bunları büyütmek de
doğru değildir. Çünkü her ırk belirli bir ortama uymuş durumdadır. Fakat başka bir ortama da uyabilir.


Bilim adamları ırk kavramının M.Ö. 14 ve 15. yüzyıllara kadar uzandığını ifade etmektedirler. Mısır'da Firavunlar devrine ait mezar duvarlarındaki resimlerde, o zamandaki ırk anlayışını görmek mümkündür. Bu resimlerde yerliler (Mısırlılar) başka renkte, yabancılar başka renkte tasvir edilmiştir. M.Ö. 200 yıllarında Çin'de Çin hanedanı devrinde de insanları deri rengine göre farklı gruplara ayırmışlardır. Eski Yunan tarihinde bunlara benzer kabileci anlayışlarla karşılaşılır. Yunanların ırk ve renk ayrımları, eşitsizlik anlayışına dayanır.

Yunanlar birlikte yaşadıkları kendi toplumlarını üstün görerek diğer
toplumlara Barbar demişlerdir. Yunanlardaki bu tabakalaşma ileride
diktatoryaların ve köle sisteminin kurulmasına sebep olmuştur.

İsveçli botanikçi Linnaeus, insanları Afrikalı, Amerikalı, Asyalı, Avrupalı
olarak sınıflandırırken, kendisinin Avrupalıları Asyalılara, Amerikalıları
Afrikalılara tercih ettiğini belirtmiş ve böylece ileride doğabilecek bir ırkçı
doktrine kapı açmıştır. Bir müddet sonra Johann Friedrich Blumenbach (1776-1840) "İnsanlığın başlangıcında üstün ve ari olan tek bir toplumun bulunduğunu (Kafkasyalılar), daha sonra gelenlerin bu tek ırktan türemelerine rağmen tabii faktörler (iklim, hayat şartları vb.) yüzünden farklılaştıkları" tezini ileri sürerek, Linneaus'un açtığı yolda yürümüş ve onun tezini desteklemiştir.

17. yüzyılda Fransız bilgin Bernier, ırk kavramına bazı açıklamalar getirmiş,
bunu müteakiben natüralistler tarafından da antropolojik manada ırk kavramı
kullanılmıştır.

Tarihte bir ırkı diğer ırklardan üstün görerek, bu üstün ırkın mensuplarının
diğer ırktan olanlara göre fazla haklara sahip bulunması gerektiğini savunan
kimseler ortaya çıkmıştır. Bu siyasi cereyana ırkçılık denir. İnsanları ırklara
göre sınıflandırarak belirli bazı ırkları diğerlerine üstün tutan ırkçı görüşler, aşağı saydıkları diğer ırklara, kendilerine hizmetçi olmalarını teklif
etmişlerdir. Bu ırkçılar, zaman zaman dünya politikasına hakim ve tesirli
olmuşlardır. Hatta düşüncelerini, uygulama alanına bile dökmüşlerdir.
Genetiğe göre yeryüzünde yaşayan bütün insanların renkleri, ırki hususiyetleri ve kısmen psikolojik yapıları, üreme hücrelerinde bulunan kromozom iplikleri üzerindeki genlere bağlı olarak değişmekte, farklılık göstermektedir. Genler, her canlı varlığın ve insanın özelliklerine etki eden ve o canlının türüne tam benzemesini sağlayan baş faktördür. Mikroskopla görülemeyecek kadar küçük olan bu kimyevi maddelerin böylesine önemli bir işi nasıl başardıklarının izahı, bugünkü fen bilgilerimize göre özetle şöyledir:

Genler, bütün canlılardaki cinsiyet hücrelerinde bulunan atomların,
ultra mikroskobik bir şekilde düzenlenmiş olmalarından ibarettir. Yapı
projesini, geçmişlerin sicilini ve her canlının kendisine has özelliklerini
genler muhafaza etmektedirler. Genler, insan da dahil olmak üzere bütün
hayvanların şeklini, iskeletini, kıllarını, saçını... ve kanatlarını tespit
eder. Bütün genlerin görevleri aynıdır. Bu genler ırkları meydana getirmekte olup, bu olayın tayininde insanın elinde hiç bir kuvvet yoktur.

Genetik bilimi, insanın çok kökenli olduğunu ileri süren ırkçı teorilerin
aksine, insanın tek kökenli olduğunu ortaya koymuştur. Irklar da bu tek türün bir alt türü, diğer bir tabirle tek türün farklı varyasyonlarıdır.
Değişik ırklara ve renklere ayrılmalarına rağmen, bütün insanlar, aynı genetik
yapıya sahiptirler ve aynı gelişim devrelerinden geçerek olgunlaşırlar. Farklı
ırklar, kendi aralarında evlenerek üreyebilmektedirler. Hiç şüphe yoktur ki,
bütün insan ırkları, bir tek türü ifade ederler.

Değişik renkler, farklı iskelet yapıları ve kan grupları, bir tek türün varyasyonlarıdır. Yani, biyoloji dili ile ifade edilirse, insanlar monojeniktirler ve tek kaynaktan çıkıp dağılmışlardır.

Irkların nasıl teşekkül ettiği konusu, ayrı bir araştırma sahasıdır ve bu konuda
önemli yayınlar da yapılmaktadır. Irkların teşekkülü, ister İbn-i Haldun ve
Lamarck gibi düşünerek coğrafi ve kozmik etkiler ile, ister Darwin ve
taraftarları gibi tabii eleme (séléction natural) ile yahut mutasyonlar ile
açıklansın, ırklar, daima bir türü ifade ederler.

Bu hususu, bütün canlı tabiatta müşahede etmek mümkündür. Aynı tür bitki ve hayvanlar arasında da değişik renk ve biçimlere, yani ırklara rastlamak, her zaman mümkündür.

En son araştırmalar ve incelemeler göstermiştir ki, bir tür, şu veya bu
sebeplerle, farklı ırklara bölünebilmekte ve fakat başka bir türe
dönüşememektedir. Çünkü, buna, veraset kanunları engeldir. Bir türe mensup fertler, öteki türden fertlerle kendiliklerinden çiftleşemezler, çiftleşseler bile döl meydana getiremezler; döl meydana getirseler bile, bu döl yaşama gücünden mahrumdur; döller yaşasalar bile kendi aralarında üreyemezler, kısırdırlar. Türlerin vasıflarının sabitliğini sağlayan bu mekanizmadır.

Şu halde ırk, ırkçıların düşündüğü gibi kültürel, etnik, dile bağlı, psikolojik
nitelikler taşıyan bir kavram değildir. Tam manası ile biyolojik bir kavramdır.
[değiştir]Irkçılığın tarihi seyri Irkçılık anlayışları, milattan önceki çağlara kadar uzanmaktadır. Eski çağlardaki ırkçılık, genel olarak eşitlik veya eşitsizlik olarak değil, içtimai yaşayışı düzenleyen tipik kabileci anlayışlar şeklindeydi. Ancak Yunanlarda durum farklıdır. Mesela meşhur Yunan filozofu Eflatun (Platon)un aşağıdaki ifadeleri dikkat çekicidir:

Yunan olmayanlar, aşağı adamlardır. Bunlar için en büyük şeref Yunanlar
tarafından idare edilmektir. Çirkin, hasta ve cılız olanlara da yaşama hakkı
tanınmamalıdır. Eski Yunanlar, kendilerinden olmayan kavimlere Barbar
diyorlardı. Avrupa'da ortaçağa kadar ırkçı doktrinlerde fazla değişiklik
olmamıştır.

Rönesans ve reform hareketleriyle birlikte başlayan ilimde, fende inkişaf ve
coğrafi keşifler sonucunda, Avrupalılar o zamana kadar bilinmeyen yerlere
gittiler. Bu hal, aynı zamanda farklı ırkların birbirleriyle tanışması demekti.
Ancak bu tanışma Müslüman milletlerdeki gibi müspet yönde olmadı. Zira
Avrupalılar asırlarca kısır düşünce çerçevesinden dışarı çıkamadığı için,
yeryüzünde kendilerinden başka insanların olabileceğini hiç düşünmemişlerdi.

Nihayet Amerika ve Afrika'da fizyolojik yapıları ve içtimai yaşayışları
kendilerininkinden farklı olan insanlarla karşılaştıklarında şaşkına döndüler.
Bu insanlar da iki ayağı üzerinde yürüyebiliyor ve konuşabiliyordu. Ne var ki,
Avrupalı zihniyete göre bunlar insan değil, olsa olsa köle olabilirdi. Değer
yargıları, renkleri, siyah ve sarı olan bu insanları, insan olarak kabul
edemiyordu. Bir İspanyol bilgininin Güney Amerika yerlilerini gördüğünde
söylediği şu sözler enteresandır: "Köle seviyesinde, mantıksız kimseler,
insanlar, maymunlardan ne kadar farklı ise, İspanyollardan o kadar farklı
varlıklar."

Gene batı dünyasının ünlü politikacılarından Thomas Moore'nin şu ifadesi de onun insan haysiyetine olan saygısının derecesini göstermesi bakımından gayet açıktır:

Bütün zahmetli ve iğrenç işler kölelere verilsin!

Amerika'nın keşfi ile Kızılderililere uygulanan asimilasyon, yine 19. ve 20.
yüzyılda Amerika'da vuku bulan zenci aleyhtarı faaliyetler, kendi tarihi içinde
ırkçılığın ulaştığı en yüksek noktalardan biridir. Bunun yanı sıra Almanya'da
Naziler (Hitler), İtalya'da Mussolini, Doğu'da İslavlar, asrımız ırkçılık
faaliyetlerinin başını çekmişlerdir. Hatta Güney Afrika Cumhuriyeti bunu
resmileştirerek, ırk ayrımını içtimai ve siyasi kurumların temel ilkesi olarak
kabul etmiştir.

Birleşmiş Milletler'in 1948'de yayınladıkları İnsan Hakları Beyannamesi'nde,
bütün insanların ırk ayrımı gözetmeksizin eşit haklara sahip olduğu kabul
edilmesine rağmen, ırkçılık faaliyetleri devam etmektedir.

Irkçılığın tenkidi
Tarifinden de anlaşılacağı üzere, ırkçılık bir aldatmacadan ibarettir;
biyolojik, genetik ve antropolojik açıdan kendine bir temel ararken; ari ırk,
genetik kalite, saf kan gibi teorilerle biyoloji, genetik ve antropoloji ile
tenakuza düşmüştür.

Üstün ırk olduğunu savunanlar, bu üstünlük ve özel haklarını ırklarının
saflığına borçlu olduklarını zannetmektedirler. Halbuki saf ırklar yeryüzünden
silineli çok zaman olmuştur. Biyoloji, insanların çağlar boyunca birbirleriyle
münasebet halinde olduğunu ve birbirleriyle kaynaştığını, bunun sonucunda ari bir ırkın varlığının söz konusu olmayacağını kabul eder. Buna mukabil ırkçı düşünce ise, saf ırk, insanlık farkı arayışları içinde dönüp dolaşmaktadır.

Irkçı ideolojiye göre; insanları birbirine bağlayan duygular millet olmak, aynı
kültürü paylaşmak, aynı dili konuşmak, aynı dine sahip olmak... vb. değil, ırk
ve kan birliğine sahip olmaktır. İnsanları birbirinden ayıran yegane fark da
ırktır. Ahlak ve fazilet değerleri ise ırka tabi olup, eğer kişinin ait olduğu
ırk, ari bir ırksa o kişi, yüksek ahlaklı ve seciyeli, eğer değilse, ahlaksız ve
adi demektedir.

Irkçı düşünce ilimden uzak olmasına rağmen, ilmi ve ilim adamlarını sömürerek kendine alet etmiştir. Irkçılığa alet olan bilimler (veya teoriler) arasında en başta geleni Darwinizm'dir. Yanı sıra antropoloji, fizyoloji, psikoloji, sosyoloji, filoloji gibi ilim dalları da çeşitli şekillerde ırkçılığa alet
edilmiştir. Irkçılık sadece kafalarda ve kitaplarda kalmamış; dünyanın çeşitli
yerlerinde örnekleri görüldüğü gibi pratikleşip, resmileşerek devlet sistemi
olarak kabul edilmiştir. Yakın tarihte ırkçı devletlerin misalleri mevcuttur.
Irkçılığı temel alan devletler; tarih, millet, kültür gibi kavramları
yozlaştırdığı gibi demokrasiye ve insan haklarına da karşı olmuşlardır.
Irkçı devlet; milli kültürü sadece kan bağının bir realitesi; ırki saflığı
medeni terakkinin temeli; ilmi, gayr-i ilmi teorilerin aleti; milleti devletin
kölesi kabul ettiği için, o bu haliyle devlet sistemi olmaktan da esasen çok
uzaktır. Çünkü devlet, millet için vardır. Devlet, milli menfaatleri koruduğu
gibi, hangi ırktan, milletten olursa olsun, insan haklarını ve hukukunu
çiğnemez.

Ayrıca ırkçı devlet, fertleri haiz oldukları öz değerleri ile değil de, daha
önce belirlenmiş bazı kategoriler içinde yer almış olmaları bakımından ele
aldığı ölçüde totaliteryalizme de yaklaşmaktadır.

Kısaca ırkçılık, hiç bir yönden savunulamayacak durumda, insan şeref ve
haysiyetine kasteden, parçalayıcı, bölücü; medeni milletlerin kabul edemeyeceği çağdışı bozuk bir felsefeden ibarettir. İnsanı, insan olarak kabul etmek, insanlığın bir gereğidir.

Kaynak:
Rehber Ansiklopedisi Retrieved from "http://tr.wikipedia.org/wiki/Irk"
Sayfa kategorisi: Irk