...................
...................
KINAMA

Mahir Kaynak

Star Gazetesi, 12 Eylül 2006

                         
...................
...................

Hayatımızın her aşamasında kızdığımız, yanlış olduğunu düşündüğümüz davranışlar vardır ve bunları, gücümüz yeterse zorla durdururuz ama genellikle kınarız. Bütün hayatını bir şeyleri kınayarak ve lanetleyerek geçiren yazarlar, bu yolla siyasi kariyerini sürdüren politikacılar vardır ve bunlar çoğunluktadır. Çözüm olarak ileri sürdükleri şey karşısındakinin bu tavrından vazgeçmesinden ibarettir. Tartışmalar haklılık ve haksızlık üzerinedir ve şüphesiz karşı taraf her zaman haksızdır. Onlara göre dünya bir mahkemedir ve haklı olanın hakkı teslim edilmelidir. Kaybettikleri zaman haksızlığa uğradıklarını ve her şeyin kötüye gittiğini söylerler.

Mesela, bazıları için, liberalleşme ve bunun doğal sonucu olan küreselleşme iyidir ve aksini savunanlar insanları mutsuz yapacak bir yolu izlemektedir. Gerçekte yanlış olan bu bakış açısıdır yani önce iyi olan bir yol seçilip bunun gerçekleşmesine çalışmak hayal kurmakla eşdeğerdir. Liberalleşme bir projedir ve daha önceleri de denenmiştir ama bu mümkün olan tek proje değildir. Diğer projelere de bakıp bunlardan hangisinin geleceğin yaşam biçimi olacağını kestirmek daha doğru olur.

Ya da birileri çıkıp her soy ve kültürün bir devleti var öyleyse ben de bağımsız olmak istiyorum der ve diğeri sen ülkeyi bölmek mi istiyorsun diye sorarsa bu tartışma nasıl çözümlenir? Biri diğerini yener ve onun haklı olduğu anlaşılır. Haklılık, haksızlık tartışmasının hiçbir anlamı olmadığı binlerce kere denenmiş ve anlaşılmış olmasına rağmen tartışma bu çerçevede sürdürülür. Kimse bir problemle karşı karşıya olduğunu ve bunun uygun çözümünün ne olacağını aramaz. Şartları kendi projesinin en iyi çözüm haline getirecek biçime getirmeyi düşünmez.

Mesela Bush Irak’ın bölünmesinin doğru olmayacağını söylüyor. İşgalin ilk gününden beri siyasi yapılanma din ve etnik ayrılıklar üzerine kurulmuş, direniş olarak adlandırılan hareketin ABD işgaline karşı bütünleşmeyi amaçlamamış, aksine ayrılığı pekiştirecek bir çatışma ortam yaratılmış olmasına rağmen böyle bir sözün ne anlamı var?

Başbakan Erdoğan’ın küresel sermayeyle bütünleşme gerektiğini, geçmişteki komünist düşünceyi andıran uygulamaların modasının geçtiğini ifade eden sözlerini doğruluk ya da yanlışlık kriterine göre değerlendirmenin bir anlamı yoktur. Gerçekte yaşadığımız tüm gelişmelerin, terör olaylarının, bölgesel savaşların nedeni, küreselleşme mi yoksa ulus devletlerden oluşan bir ittifaklar sistemi mi geleceğin yaşam biçimi olacaktır sorusuna aranan cevaptır. Sorunun cevabı ise hangi modelin hayatın akışının varacağı yer olduğudur.

Yönetenler iyi, kötü ayırımıyla uğraşacak yerde geleceği kestirmek ve bunun içinde belirleyici bir konuma gelmeyi planlamak durumundadır. Bir projenin doğruluğunun tek kriteri hayatın akışına uygunluğudur. İnsanlar her iki modelde de aynı derecede mutlu ya da mutsuz olurlar ve her ikisini de kabule hazırdırlar.

Bir ülkenin dengede mi yoksa arayış içinde mi olduğunu gösteren bir çok kriter vardır. Genelde dengeye ulaşan toplumlarda farklı düşünceler ve yaşam biçimleri olabilir ama bu farklılık aynı renklerin tonları düzeyindedir. Hayata çatışmadan çok rekabet hakimdir. Şu anda ülkemizde pop konserini izleyenlerle Fatih’in Çarşamba semtinde yaşayanlar arasındaki fark siyahla beyaz gibidir. Siyasetteki genel yönelimin buna benzediğini ve farklılığın tonlarda olacağı zamana kadar istikrarın sağlanamayacağını düşünüyorum.

Bir NATO ülkesindeki üst düzey askeri düşünün. Tüm hayatı Doğu-Batı çatışması üzerine düşünmek, planlar yapmakla geçmiştir. Şöhretini, çoluk çocuğunun rızkını buna borçludur ama bu çatışma hiç gerçekleşmemiştir ve iyi düşünürse gerçekleşmeyeceği önceden biliniyordu. Tüm hayatı bir bilgisayar oyunundan ibaretti. Kişiler için olmasa bile yönetenler için bilgisayar oyununun başından kalkın ve hayata bakın diyebiliriz.