...................
...................
DİNDAR BİR GENCE MEKTUP

Ahmet Hakan

Hürriyet Gazetesi, 21 Eylül 2006

                         
...................
...................
SEVGİLİ kardeşim... Diyorsun ki:

"Ahmet Hakan Abi... Ben 19 yaşında dindar olmaya çalışan bir gencim. Senin yazılarını okuyunca kafam karışıyor. Bazen sana hak veriyorum, bazen de hakkında atıp tuttuğun yazarlara... Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Neyi okuyacağımı, nasıl düşüneceğimi bilemiyorum. Tam bir bocalama içindeyim. Ne olur bana bir yol göster."

Olur kardeşim, yol göstermeye çalışayım.

Sana ilk tavsiyem şudur:

Lütfen bana "abi" demekten vazgeç!

Ardından da gırtlağını patlatırcasına şöyle haykır:

"Bana ne abilerden, üstatlardan, yol göstericilerden!"

Unutma ki:

Her biri "gemisini yürüten kaptan" olan o "abiler"in keyfi her daim gıcırdır.

Biri gider, güya tebliğ yapacağı dini bütün televizyon kanalıyla pazarlığa oturur ve "parada" anlaşamaz.

Yani...

Aşırı alçakgönüllülüğünün altında bir "kibir abidesi" barındıran bu "abi", kendi çıkarları söz konusu olduğunda aslan parçası kesilir.

Öbürü "taksi plakası işletmeciliği"ne falan soyunur.

"Garip gureba"yı üç kuruş yevmiye karşılığında iliğine kemiğine kadar sömürür.



Sevgili kardeşim...

Lider pozisyonundaki adamlara da kulak asma!

Onlar seni yıllarca "afiş" astırmak için kullanırlar.

Ancak kendi biricik ve "doğuştan şanslı" oğullarına, şaibeli bir mal varlığıyla satın aldıkları Kandilli sırtlarındaki üç katlı, 38 odalı o muhteşem malikaneyi tahsis ederler.

Sen mücahitsindir.

Ama onların oğulları hep daha çok mücahittir.

Sevgili kardeşim...

Lümpenlere de bulaşma derim.

Gün yüzüne çıkmamış en aşağılık küfürleri sıralayacak kadar bayağılaşan adamlara karşı, "Bu davayı savunmak size mi kaldı?" falan diye sormak da anlamsızdır.

Unutma ki:

Adamlar bu işten para kazanmaktadır.

"Biz" ve "onlar" ayrımı olacak, diyalog kanalları sonuna kadar kapalı olacak, savaş çıkacak, herkes birbirine girecek ki, adamlar prim yapabilsin.

Düşünsene:

Normalleşme döneminde kim bu lümpen bozuntularının suratına bakar?

Sevgili kardeşim...

İşte gördük: "Çayda çıra" oynayan o "belediye müdürü" hakkında kim ne yazabildi?

Bir kez daha "kırılan kol", yen içinde kalmadı mı?

Unutma ki:

Sorun, iktidar sorunudur.

Sorun, tekere sokulan çomak sorunudur.

İster evli, iki çocuk annesi bir kadınla çayda çıra oyna, ister deveyi bilmem nesiyle götür.

Korkma: Savunulursun!

Yeter ki iktidarlar sarsılmasın.

Babaların tekerine çomak sokulmasın.

Tezgáh bozulmasın.

Bütün mesele budur.



Sevgili kardeşim...

Lütfen beni geç bir kalemde!

Sana doğru yolu gösterme iddiasında falan değilim ben.

Benim söylediğim sadece şudur:

Kafanı kimseye kiraya verme!

Ne bana, ne de başkalarına...

"Cemaatim! Al, erit beni"
şarkıları söyleme!

İster dindar ol, ister dinsiz.

İster sağcı ol, ister solcu.

İster liberal ol, ister komünist.

Her şeyden önce:

İnsan ol! Nazik ol! Ve özgür ol!

Zorlamaya gerek yok: Sonrası kendiliğinden gelir!

Unutma ki:

Kiraya verilmemiş bir kafayla da razı olunmuş bir hayatı yakalamak mümkündür.