...................
...................
BÜROKRASİNİN YERİ
Mahir Kaynak
Star Gazetesi, 27.02.2006
                         
...................
 
...................
Ülkemizde bürokrasiyle siyasi iktidarın ilişkisi sürekli bir sorun haline gelmiştir. Siyasi iktidarlar kendilerini ülke yönetiminde tek söz sahibi olarak görmekte, bunu sınırlama girişimlerini halkın iradesine müdahale saymaktadır. Bürokrasi ise siyasi uygulamaların ülke çıkarlarıyla bağdaşmadığını düşündüğü konularda kendini görevli saymaktadır. Devlet canlı bir varlık gibidir. Geçmişi, gününü belirler ve bugünün yöneticileri onun hayatındaki kısa bir zaman dilimini ifade eder. Yapılan her şey geleceği de etkiler ve bu yüzden hiçbir dönemin yöneticileri ve bürokratları kendilerini yaşadığı dönemin tek belirleyicisi sayamazlar. Günümüz, geçmişe saygılı geleceğe karşı da sorumlu olmak zorundadır.

Hiçbir dönemin yöneticileri ne ülkeyi yoktan var edebilir ne de yok edebilirler. Onlar bir sürecin sadece bir parçasıdır ve sonucu, onların iradeleri kadar, dünyadaki gelişmeler de etkiler. Rolleri şartları doğru değerlendirmek ve inşa halindeki bu binaya uygun bir taş yerleştirmek ya da yanlış bir taş koyarak çöküşe yardımcı olmaktır.

Yaşayanların en büyük yanılgısı günü ebedi sanmalarıdır. Siyasetin ya da bürokrasinin tepesindekiler kendilerini ülkeyi yeniden inşa eden bir mimar zannederler ama çoğu bir inşaat kalfası kadar bile rol oynayamazlar. İktidara gelişleri halkın doğruyu bulması, gidişleri yapılan hatanın fark edilmesi olarak algılanır. Yani her iktidar yanlış ve doğruyu aynı zamanda temsil etmek gibi bir özelliğe sahiptir.

Bürokrasi bir canlının iskeleti gibidir. O geçmişten geleceğe vücudu taşıyan, canlının genel görünümünü belirleyen bir yapıdır. Kendi içinde gelişir ve güçlenir ama birisi gelip bir tarafını çıkarıp atar ve yerine protez koyarsa dengeli bir yapı oluşmaz. Canlının her davranışı sarsaklaşır. Siyasetçi onu güçlendirecek, görevini iyi yapacak tedbirler alacak yerde onu etkisizleştirmeye çalışırsa sonunda kendisi de ayakta duramaz.

Halk vücudun adaleleri gibidir. Kemiksiz adale, adalesiz kemik bir işe yaramaz. Onların ahenk içinde hareketini de siyasetçi sağlar. Bu ahenk devlet dışı örgütlenmelerin ülkeyi kurtarmaya çalışmasıyla bozulur. Bu durum ne bürokrasinin ne de halkın hatasından kaynaklanmaz. Siyasetçinin ülkeyi yönetmesi bu ahengin sağlanmasıdır ve eğer bunu gerçekleştirmiyorsa tek sorumlu siyaset kurumudur.

Siyasetçi aklı temsil eder. Vücut doğru komutlara derhal itaat eder ama bir tehlike geldiği halde akıl tepkisiz duruyorsa ya da vücudun ihtiyaç duyduğu bir şeyi teminde aciz kalırsa refleksler devreye girer. Üzerine doğru gelen bir cisme karşı yer değiştirir yada ona saldırır. Aç iken bir yiyeceğe yönelir.

Vücudun davranışları önemli ölçüde alışkanlıkların etkisindedir. Eğer bunu değiştirmek isterseniz sabırlı olmak ve bir sporcunun yaptığı egzersizler gibi uzun bir alıştırma dönemi geçirmek gerekir. Yani birbirine karşıt olmak yerine aynı hedefe ulaşmak için ortak hareket gereklidir.