...................
...................
SARACOĞLU CEHENNEMİ'NE HOŞ GELDİNİZ
Engin Ardıç
Akşam Gazetesi, 11.02.2008
                         
...................
 
...................
Bu akşam milyonlarca Türk erkeğinin ve bir avuç da Türk kadınının aklı Şükrü Saracoğlu’nda olacak ama Şükrü Saracoğlu’nda olmayacak.

Çünkü onlar maçı ve futbol stadını düşünecekler, biz de adamın kendisini hatırladık.

Kimdir bu Saracoğlu?

Fenerbahçe’nin eski başkanıdır, Aziz Yıldırım gibi para dökemese de kulübe “büyük hizmetleri” dokunmuştur, nelerse onlar, söyleseler de öğrensek... Stada onun adı verilmiştir, falan filan.

Aynı zamanda eski başbakanımızdır.

Daha önce adalet bakanlığı, eğitim bakanlığı, maliye bakanlığı, dışişleri bakanlığı falan da yapmıştı, 9 Temmuz 1942 günü başbakan oldu. Bu görevi Refik Saydam’dan aldı, Recep Peker’e bıraktı.

Hıncal Uluç gibi, Mülkiye mezunudur!

Kendisini yakından tanımak amacıyla, meclis kürsüsünden hükümet programını okurken söylemiş olduğu iki cümleyi buraya aktaralım:

“Biz Türk’üz, Türkçü’yüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir KAN MESELESİ olduğu kadar ve laakal ve o kadar da bir vicdan ve kültür meselesidir.”

(Laakal, “en azından” demek.)

Sayın başbakanımız, Almanya’ya krom satan, ve de Varlık Vergisi’ni çıkarıp uygulayan adamdır.

(Pardon, “adam” deyip duruyorum, aman suç muç olmasın? Bu memlekette adama adam demek de yasak ya...)

Eğer hoşunuza gidecekse ekleyeyim, TIME dergisine kapak bile olmuştur vallahi! Demek ki aşağılık kompleksine kapılmaya gerek yokmuş, yücelerin yücesi o dergiye eskiden ara sıra Türkler de kapak olabiliyorlarmış...

Saracoğlu, Varlık Vergisi’yle, azınlıkları, özellikle de Yahudi burjuvaziyi sildi süpürdü.

Örneğin, o zamanın parasıyla ayda beş yüz lira kazanan, malı mülkü de beş on bin lira eden tüccara elli bin lira vergi saldılar, ödeyemeyeni Aşkale’ye taş kırmaya gönderdiler. Aşkale’de bu amaçla özel bir kamp kuruldu, burada gerçi “krematoryum” yoktu, insanları gazlayıp sonra da yakmıyorlardı ama sonuçta bu da bir kamptı işte...

Savaşı Almanya kazansaydı bizimkiler de bunların yarısını sabun, yarısını tuvalet kâğıdı yaparlar mıydı acaba, hep merak ederim!

“Savaş koşulları” falan hikâyedir, amaç sermayenin el değiştirmesini, gayrımüslimlerden Müslüman Türk müteşebbise geçmesini sağlamak, daha doğrusu, o sınıfı devlet desteğiyle yaratmaktı.

Bu politika, İttihat ve Terakki Fırkası’nın iktisat politikasıydı ve şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi tarafından uygulanıyordu.

Yok, 1943 yılında Yahudiler, yirmi sekiz yıl önceki Ermeni kazalarına uğramadılar canım... İsmet, Talat kadar çılgın değildi. En azından savaşı kimin kazanacağını bekleyecek kadar akıllıydı!

Sonra o sınıf, CHP’yi devirdi. Nankör evlat, “sebeb-i hayatına” başkaldırmıştı.

Saracoğlu, 1950 yılında meclise giremedi, çünkü Zülfü Livaneli ve Özdemir İnce’nin deyimleriyle “karşıdevrim” başlamıştı!

Üç yıl sonra da öldü.

Oğlunun ne iş yaptığını bilmem, torunu bankacıdır. Bizim kuşaktan sayılır.

Internet’de bir anket yapıyorlarmış, “ölülerden kimin geri gelmesini isterdiniz” diye, ben Saracoğlu’nu isterdim.

Gelse de, üzerine titrediği Türk burjuvasının tavrını, tutumunu, siyasal tercihini görse... Aslında keşke İttihat ve Terakki’nin İaşe Nazırı Kara Kemal de gelse görse...

Örneğin şu türban meselesinden dolayı TÜSİAD ile MHP’nin nasıl birbirlerine girdiklerini izlese... Yardan mı geçerdi serden mi acaba?

Yazının başlığı mı? Ay siz bunu futbol yazısı mı sanmıştınız? Welcome to the Saracoğlu hell... Yani, Türkiye’ye!