...................
...................
SÜS HAVUZU
Can Dündar
Milliyet Gazetesi, 01.07.2009
                         
...................
 
...................
Milliyet’in dünkü manşeti, nicedir cevap aradığımız can yakıcı soruyu, somut bir örnekten yola çıkarak yeniden gündeme getirdi.

Soru(n) şu:

“Farklılıklarımızla nasıl bir arada yaşayacağız?”

İstanbul’da lüks bir site yapılmış.

Güzelşehir villaları, müşterilere “yarı olimpik havuzlu” diye satılmış.
Site sakinleri evlerine yerleşmiş. Bir süre havuza da girmişler.

Ancak muhafazakâr sakinler çoğunluğa geçince havuzdan şikâyetçi olmuş.

Yönetim de yüzme havuzunu, “süs havuzu”na çevirivermiş.

Konu site genel kuruluna gitmiş. Oradaki oylamadan da “Burası yüzmeye müsait değil” kararı çıkmış.

Site yönetimi. “İsteyen, sitenin dışındaki havuzda yüzebilir” diyormuş.



Türkiye çapında yaşanan problemin havuz boyutunda tezahürü bu...
Zaten uzunca bir süredir, mahalleleri ayırmıştık.

Her kesim, kendisi gibi düşünen/giyinen/yaşayanlarla birlikte, sitelerin korunaklı duvarları arkasına çekilmişti.

Ayrı sitelerin insanları olmuştuk.

Son örnek bize, günümüzün “siteler cumhuriyeti”nde, aynı site içinde bir arada yaşamanın, ortak paydalar yaratmanın ne kadar zorlaştığını kanıtlıyor.

Başbakan, Medeniyetler İttifakı toplantılarında “Farklılıklarımız zenginliğimizdir” diye övünedursun... Güzelşehir villalarının muhafazakâr sakinleri, kendisine benzemeyen “ötekiler”e kapıyı gösteriyor.

Hoşgörü makyajı, havuz suyunun klorunda akıyor.

Yıllardır yakındıkları “tek kimlik dayatması”nı bizzat uygulamaya koyuyorlar.

Dünün mağdurları ne diyordu: “Bizi başörtüyle üniversiteye almıyorsunuz.”

Bugünün mağrurları ne diyor: “Sizi bikiniyle siteye almıyoruz.”

Bize de dün türbanlıların eğitim hakkını nasıl savunduysak, bugün de bikinililerin yüzme hakkını savunmak düşüyor.



Kimse, “Oylama yapılmış” mazeretine sığınmasın:

Hiçbir oylama, kendi tercihini başkalarına dayatan, kazanılmış hakları geri alan, antidemokratik bir kararı meşru kılamaz.

“Bikinili giremez” tabelasının “Türbanlı giremez”den farkı yok.

Yasak tabelaları çoğaldıkça, hürriyetlerin ve ortak yaşamın toplam alanı daralıyor.

Bu yasaklar yarışında “Şu kesim bundan daha toleranslı. Bunlar farklılığa daha saygılı” demek zor.

Gücü eline geçiren, kendi yaşam biçimini dayatıyor.

Oysa çağdaş demokrasi, çoğunluğun iktidarını değil, azınlığın çoğunluk karşısındaki haklarını güvence altına alıyor; uyum içinde bir arada yaşamanın yollarını arıyor.

Peki ya azınlığın talepleri çoğunluğunkilerle çelişirse?

Bizim havuz probleminde cevap şıkları şunlar:

A) Havuz kapansın (ya da havuza girenler kapansın).
B) Havuz açılsın; isteyen çıplak girsin.
C) Havuzları ayıralım; her kesim, kendi havuzuna girsin.
D) Hiçbiri

Son seçenek, herkesin birbirinin tercihlerine, farklılıklarına saygı duyarak bir arada yaşayacağı özgürlükçü formüldür.

O formülü bulduğumuz gün, bölünme-ayrışma korkuları ortadan kalkar. Demokrasimiz de bir süs havuzu olmaktan çıkar, büyük denizlere akar.