...................
...................
GÜCÜ OLMAYANIN TERCİHİ OLMAZ
Ünal Bolat
Ufuk Ötesi Gazetesi, 23 Eylül 2008
                         
...................
 
...................

Dünyaca ünlü kimi strateji uzmanları der ki:
“Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırısı ABD’nin Rusya’nın askeri gücünü test etmek için ortaya attığı bir yemdi.”

Vay be…

Bir başka strateji uzmanı der ki:
“Rusya’nın da ABD’nin de esas hedefi Ukrayna.”

Vay be…

Bir başka önemli strateji uzmanı:
“Gürcistan müdahalesiyle Rusya, kendisinden kopartılıp şimdi NATO’ya alınmak istenen ülkelerin NATO’ya girmelerine engel olmuştur.”



Hepsi de “vay be” dedirtiyor.

Sonra konunun mana ve ehemmiyetini belirten son sözlerini ifade buyuruyorlar (!):
Türkiye bölgede çok dikkatli bir politika izlemelidir.

İşte esas “vay bee!” dedirten bölüm.
Bunu bilmiyorduk bak.
Nasıl da akıl edebildiniz.



Dikkatli politika?
İyi de nedir şu dikkatli politika?
Şuna da bir açıklık getirseniz olmaz mı?
Mesela ne yapmalıdır Türkiye bu dikkatli politikada? Ya da ne yapmamalıdır?
Şu ana kadar yaptıklarından hangilerini bir daha yapmamalıdır?
Veya gelecekte izlemesi gereken tutum ve davranışlar ne olmalıdır?
Var mı elle tutulur bir tavsiyen?



Koca profesöre soruyorlar:
“ABD dünyanın jandarmasıyım diyor. Ekonomik, askeri, ticari birçok yönden de müttefikiyiz. İnsani yardım diye Montrö sözleşmesi gereği boğazlardan geçeceğim dediğinde hükümet ne yapabilirdi sizce?
- İzin vermemeliydi.
- Hangi gerekçe ile?
- Efendim bizim de uygulamaya konulabilecek yaptırımlarımız var. Ancak bunun için ciddi bir irade lazım?
- Tamam da hocam ne gibi yaptırımlarımız var? Bir iki örnek verebilir misiniz?
- Var var. Merak etmeyin var.
İşte cevabın hepsi bu…
Yok, sayın profesörüm yok. Senin hiçbir yaptırımın yok.
Esas bunu bilirsen, ne gibi yaptırım imkânlarım olur diye araştırma fırsatın doğar.
Bakın Rusya’ya karşı “Bizi üzeni biz de üzeriz” diyen Tüzmen’e ne oldu?
Hükümet “olmaz öyle şey!” dedi.
Kendi bakanını bile susturdu.



Beyler işin esası kendinin ve karşındakinin reel değerini iyi değerlendirmektir.
Strateji adlı modern senaryo üretmeye falan da gerek yoktur.
Her şey ayan beyan ortada durmaktadır.
O da şudur:
Gürcistan Güney Osetya’dan güçlüydü. Benden ayrılamazsın, dedi ve tokatladı.
Rusya da Gürcistan’dan güçlüydü. O da benim pasaportumu taşıyan insanlara vuramazsın, dedi ve Gürcistan’a kodum mu oturttu.
Gürcistan’ı desteklediğini söyleyen ABD ise bu tavır karşısında “Dünyanın kabadayısı” karizmasını fena halde çizdirmekle karşı karşıya kaldı.
Şimdi sıra ABD’de.
ABD bu karizmayı kurtarmanın derdinde.
Ama karşısındaki de Rusya. Bu ne bir Irak ne de turuncu devrimler yaptırdığı Ukrayna veya Gürcistan’a benziyor.



Bu filmin sonu nereye mi varacak?
Tatar Ramazan filmini hatırlayın isterseniz.
Filmde iki güçlüden biri olan Abdurrahman Çavuş, volta meydanında diğer güçlü Tatar Ramazan’ın kolladığı bir mahkûma yüksek sesle racon kesmişti:
- Yok öyle… Sana el kaldırmam. Söyle, ağan kimse o gelsin!
Tatar Ramazan da blöfü yememiş, avluya çıkıp racona racon kesmişti:
-Gel, dedin geldim Abdurrahman Çavuş.
İşte o andan itibaren avluda kapışma mukadder olmuştu…



Önce Ortadoğu, ardından Kafkaslar…
Güç gösterisine arena olmuş ve daha da olacaktır.
Artık bu racon kavgası kaçınılmaz hal almıştır.
Yavuz Sultan Selim’in meşhur sözüdür: “Cihan bir padişaha çok, iki padişaha azdır.”
2001’den beri “Haritalar değişecek” denilip durulması bundandır.
Rusya eski gücünü toplamış ve birinci hamlede, burnunun dibine kadar sokulmaya çalışan ABD kabadayısına “hoop!” demiştir.
Şimdi coğrafya nefesini tutmuş, ABD’nin bu tavra cevabı ne olacak onu beklemektedir.
Tatar Ramazan ile Abdurrahman Çavuş’un fon müziği eşliğinde mahpushane avlusunda birbirlerine odaklanmış ve hamle fırsatı kollayan gergin ve sessiz pozisyonlarını hatırlayın.
İşte coğrafya da şimdi o vakittedir.



Bugünkü hükümet mi?
Mevcut şartlarda her hükümetin yapabileceğini yapmaktadır.
Çünkü yapabileceği başka bir tercih yoktur…
Gücü olmayanın tercihi olmaz.
Dolayısıyla, biz ancak “maça” gideriz.