...................
...................
KESMEK
Bekir Coşkun
HaberTürk Gazetesi, 22 Kasım 2009
                         
...................
 
...................
BİZİM evde herkesin iki katı kadar bayram vardır.
Muhterem karımın bayramları geldiğinde ona saygıyla katılırım. Mumları birlikte yakar, yumurtaları birlikte boyarız.

Ama sıra benim bayramımı kutlamaya geldiğinde...

Diyelim ki bu önümüzdeki Kurban Bayramı’nda...

Eğer din adamlarımızın emrettikleri biçimde kutlayacak olursak bayramı, şöyle olması gerekir:

Bir sevimli koç satın alıp, arabamın bagajında eve getirip arka bahçeye bağlamam lazım.

O bağırmaya başlar...

Muhterem karım “Ağlıyor...” diye koşar...

Ona buzdolabından marul ve maydanoz götürür... Mikrop kapmasın diye benim koyduğum su leğenini atıp damacanadan taze su koyar...

Postal’ın fırçası ile onu tarar...

Gece üşümesin diye benim paltomu giydirmeye kalksa da itiraz ederim, o da altına kilim serer...

Ben bıçakları geceden bilerken koşup gelir, ona isim bulmuştur:
“Meloşko...”

O gece uyumaz, koç her melediğinde gidip bakar, karnı mı acıktı, sancısı mı var...



Yine misal; bayram sabahı kalkarız, benim elimde bıçaklar, karım sorar:
“Şimdi ne yapacaksın?”

“Meloşko’yu keseceğiz... Usulü üçe bölünür, biri bize, üçte biri eşe dosta, üçte biri fakirlere...”

Muhtemelen o ağlar:
“Parasının tamamını fakirlere versek olmaz mı?”

Olmaz...

Çünkü önceki gece televizyondan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kararı açıklandı; kurban parasını vermek, kurbanı kesme ibadetinin yerine geçmiyor...

İlla kan akıtılacak...

Mutlaka can alınacak...

Böylece; ortaçağdan bir adım beri gelmeyen din adamlarının elimden aldıkları bayramımın sadece mutsuzu ve şaşkınıyım...

Ve her Kurban Bayramı geldiğinde...

Alıp başımı giderim...