...................
...................
SUBAY OLMAK HİÇBİR GAYRİMÜSLİMİN
AKLINA GELMEZ
Ayça Örer
Radikal Gazetesi, 19 Eylül 2011
                         
...................
 
...................
Arkasında kuyruk aranan, 'Bedros' ismi 'Bedri' diye düzeltilen 'Mehmetçikler' onlar... Askerliğini farklı geçiren Rum, Ermeni ve Yahudiler... Rıfat Bali 'Gayrimüslim Mehmetçikler: Hatıralar - Tanıklıklar'da azınlıkların asker olma hallerini aktarıyor

Araştırmacı yazar Rıfat Bali son kitabında, askerliğini yapmış 80 gayrimüslim erkeğin anılarına yer veriyor.

Azınlıkların askerlikte yaşadıkları sorunlar üzerine çalışmaya nasıl başladınız?

Şimdiye kadar daha çerçeve çalışmalar yapmıştım, insani boyut çok azdı. Bu konuda çok çalışılmamıştı. Nafia askerleri meselesi daha çok biliniyordu. 50 sonrası, 70 sonrası çok araştırılmadı ama menfi anlamda çok konuşuluyordu. “Bize askerde kötü davranıyorlar, askerde subay yapmıyorlar” gibi. Aslı astarı var mıdır, hakikaten bu kadar siyah mıdır, beyaz mıdır diye niyet ettim ve hatıratlardan faydalandım. Gayrimüslimlerin çoğunlukta olduğu gruplara çağrı yolladım. Öyle başladı. 80 civarında tanıklık var orada.

Menfi anlatımların hakikati yansıttığını gördünüz mü?

Hakikaten menfi olanlar var. Menfi olmayanlar var. Menfi olmayıp komik olanlar var. Adam isminin belli olmaması için komik komik şeyler uyduruyor. Soyadı Levi’yse “Bu bir yayla ismidir” diyor. Karşısındaki komutanı da ne olduğunu anlamıyor. Böyle gülünç şeyler var. Dolayısıyla ben toplumda yaygın olan anlayıştaki menfiliği çok fazla görmedim. Bir de insan unsuru söz konusu. O insanın ya da o erin karşısındaki amirin zihin dünyasıyla da ilgili. 70’lerin, 80’in, 2000’lerin subayı başka. Benim açımdan resim şu: Bir dönem ayrımcılık oldu, bu belgelerle aşikâr ama 90’ların başından itibaren problem kalkmış gibi görünüyor. Ama kişisel bazda bir gayrimüslimin askere gittiğinde karşısına nasıl bir amir çıkacak, o nasıl yaklaşacak belli değil. Bu böyledir, bundan sonra problem yok gibi büyük laflar edemem. Kaygan zeminde olan bir şey.

Azınlıkları etkileyen 6-7 Eylül olayları, Kıbrıs Çıkarması, Asala olayları gibi tarihler var. Bu tarihlerde askerlik de zorlaşıyor mu?

Doğru bir teşhis. Konjonktürle ilgili bir problem de var. Asala cinayetleri, 80’lerden itibaren ABD Kongresine verilmesi tasarlanan soykırım taslağı süreci zorlaştıran şeyler. O zaman dilimine denk geliyorsa askerliğiniz ve de gayrimüslimseniz bir takım huzursuzluklar doğuyor er açısından. İtiraz etmek istiyor edemiyor. Rumlar için de Kıbrıs problemi var.

Anlatımların önemli kısmındaki sorunlardan biri isimler. İnsanlar isimlerini söylemekten çekiniyor…

Bu da ayrımcılık mıdır, çok tartışmalı... 73 milyonluk ülkede 100 bin gayrimüslimden bahsediyorsunuz. İstanbul’da yaşamıyorsanız bir gayrimüslimle karşılaşmanız zor. Anadolu’dan gelmiş çavuş, onbaşının isimlere şaşırması, “Sen yabancı mısın, Türk müsün?” diye sorması tırnak içinde çok normal. Tanımıyorlar ki… Türkiye’nin gerçeği maalesef bu. İnsanlar Ahmet, Mehmet, Hüseyin’e alışık. Bu erler zaten bir parça tedirgin gidiyor. İsim değiştirmek gibi bir yola gidiyorlar.

Din meselesi üzerinden sıkıntı yaşayan çok. Sünnet baskısı da dikkat çeken konular arasında…

Az mesele var. Yine karşısındaki amirin durumuyla ilgili bir şey. Tanıklıklarda yok. Ama ona mukabil Genelkurmay gayrimüslimlere bayramlarında izin veriyor. Erler arasında yanlış kanaatlerin oluşması mümkün, çünkü insanlar bilmiyor. Kafalarındaki algının dışına çıkmaları çok zor.

İnsanlarda, azınlıkların askerlik yapması sıkıntı yaratır algısı zayıflamaya başlamıştı ki Sevag Şahin Balıkçı olayı algıyı canlandırdı. Bir de insanların çocuklarına bir ikinci isim verdiği de bu olayla iyice görünür oldu.
Sevag hadisesine şu an yorum yapmak mümkün değil. Kitabımda nasıl algılandı, nasıl tepki gördü diye yer verdim. Türk-Ermeni basınında bakınca insanların ‘kaza kurşunu’ ihtimaline inanmadığı ortaya çıktı. Bu kanaati destekleyen bir şey yok ama psikolojik bir ortam var. Örtbas edilir diye bir kanaat var. Gayrimüslimlerin müesses nizama güvenmemeleriyle ilgili.

Cumhuriyetin, vatandaşlar arasında eşitlik iddiasına karşı, azınlıkların yaşadığı ayrımcılık bu cemaatlerde kırılmaya neden oluyor mu?
Kompratmanlar ayrılıyor ve kimsenin eşitlik iddiası kalmıyor. Osmanlı’daki sistem fiiliyatta devam etti ve bu insanlarda hayal kırıklığı yarattı. Mazide ne yaşandıysa mazide kaldı deniliyor. Bugüne kadar yaptığım tüm çalışmaların sonunda büyük bir hayal kırıklığının olduğu anlaşılıyor. Hayal kırıklığının ötesinde bir şey. Bu duruma alışıp kendi içinize kapanıyorsunuz. Bu diyardan gidemezsek bu şartlara da adapte olacağız diyerek taleplerini daha küçülten bir hayat tarzı var. Kamusal alanda görev alma, bürokrat, asker olma taleplerini küçültüyorlar veya tamamen unutuyorlar. Bugün hiç kimse TSK’ya girmek için önünde engeller var diyemez. Çok isteyen girer Kuleli Askeri Lisesi’ne yükselmeye bakar. Ama insanlarda öyle bir algı oluşmuş ki, öyle bir talep de yok. Bir de er Sevag örneğinde olduğu gibi peşin kanaat var.

Dikkat çeken bir konu da 1960’ta Erzurum yangınında hayatını kaybeden Vasil Harizanos için konuşma yapan CHP Gençlik Kolları İdare Heyeti Üyesi Neoklis Sarris. O dönem azınlıklar hayatın her alanında…
Şundan dolayı, nüfus yok. Seçmen kitlesi yok. 60’a kadar İstanbul seçimlerde tayin edici bir rol oynuyordu ve gayrimüslim oranı kayda değerdi. Siyasi partiler listeye dahil etme derdindeydi. Sonra nüfus tersine döndü. Gayrimüslim nüfusu düştü. Siyasi partiler iyi niyetli olsalar da tabanlarını gözetmek zorunda. Tepki almamak için hiçbiri koymadı. Bugün bu sadece İstanbul özelinde belediye seçimlerinde var. Öbür türlü hiç yok.

90’lardan sonra ne değişti de ortam yumuşadı?

Gayrimüslimlerin ‘tehlike’ olarak görüldüğü yıllar 70’lerin sonuna kadar. O da ticaret aleminde tehlikeydi. 80 sonrası bitti. 15 senedir azınlıklara pozitif ayrımcılığın ortaya çıkmasıyla bugün son derece nüfusu az olan bir topluluğa bir parça itinayla yaklaşmaya başladılar. Subaylar samimi olarak, korunmasını istiyor. Vatan için kan dökseniz bile “Şehit misiniz, değil misiniz?” tartışması var. Türkiye kendisinin laik olduğunu iddia etse de kültürel hayatta, toplumsal hayatta İslami ritüeller var. Şehadet kutsanıyor. Gayrimüslimler ölünce bu bir problem oluyor. Şehit kavramı tamamen İslam diniyle ilintili bir kavram.

KİTAPTAN

Çelebon Yaeş: 1934’te Askeri Mızıka Okulu seçmelerine gittiklerinde “Yahudilikle, Ermenilikle alakaları olmayacak” öğrencileri seçmeleri için talimatları olduklarını, binbaşı iken de kendisi için “Herkes Yahudileri öldürüyor, bizde ise subay yapıyorlar” dendiğini duyduğunu aktaracaktı.
Süryani, 26 yaşında: Askerde bir gün herkesi toplayıp çırılçıplak soydular. Ben soyunmadım. Sonra “Sünnet olmayanlar ayrılsın” dediler. Biz ayrıldık. “Sizi sünnet edeceğiz” dediler. Ben “Olmam” dedim. Beni ikna etmek için “Sünnet sağlıklıdır. Olman sağlığın açısından iyi” dediler. Ben yine “Ben Hıristiyan'ım ve olmayacağım” dedim. Bir Ermeni arkadaşa da aynı şeyi söylediler. O “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyeceksin” diyerek sünnet olacağını söyledi. Sonra sünnet olup olmadığını hatırlamıyorum.

Hrant Dink: Denizli 12. Piyade Alayı’na sekiz aylık kısa dönem askerlik için gittiğimde, devremdeki tüm arkadaşlarıma yemin töreninden sonra erbaş rütbesi taktılar ve bir tek beni er olarak bıraktılar. İki çocuk sahibi koca adamdım, umursamamam gerekiyordu belki. Amma velâkin fena koymuştu bu ayrımcılık. Tören sonrasında herkes ailesiyle mutluluğunu paylaşırken, teneke barakanın arkasında tek başıma saatlerce ağladım.
Yosi Kastoryano: Muhtelif görevler için yapılacak seçmelerde yaklaşık 500-800 kişi içinde “Aranızda cahiller, sabıkalılar ve gayrimüslimler kenara ayrılsın” dediklerinde o anda düşündüğüm ilk şey, “Ben niye sabıkalı ve cahillerle aynı kefeye kondum” idi.

Arsen Yarman/1972: Yüksek rütbeli bir subay geldi. Elinde liste. “Okuduğum isimler bir adım ileri” dedi. Birinci ismi okudu; “Garo Halepli”. Bir daha okudu, “Agop Yeşil”. Bir daha okudu “Ardaş Altınay”, bir daha okudu “Agop Yeşil”. Dokuz kişi yan yana çıktık, dokuzu da Ermeni. Dedi ki, “Diğerleri dağılsın, tüfek, teçhizatınızı, sırt çantalarınızı alın gelin.” Ermeni'nin biri bana bakar, bir ben Ermeni'ye bakarım. Dokuzumuz da birbirimize bakar, dokuzumuz da Ermeni. Dedim ne oluyor, tekrar mı götürüyorlar bizi kesmeye? Sonra anladık ki bizi çavuş yapmaya götürüyorlar. Ama biz tabii “Tehcire gidiyoruz” diye donumuza yaptık o ayrı.