...................
...................
BİLMİŞLİĞİN DE BİR ADABI VARDIR
Nihat Genç
Oda Tv, 09 Nisan 2012
                         
...................
 
...................
Tarihçi Murat Bardakçı gazete köşesinde, bir tek kendisi biliyormuş ağbisi, Hayyam’ın gerçekte böyle bir şiiri yoktur, diyor ve cahillikle suçluyor, Fazıl Say’ı. Aferin Murat Bardakçı’ya, bir kendisi biliyormuş, başka kimse bilmiyormuş. Bilgisi kültürü karşısında afalladım, eski Yunan mitolojisinden tanrıların giysilerine alıcı gözüyle bir daha baktım, hangisinden şimşek renkte elbiseler biçeyim kendisine, şaşırdım, bilmişlik makamına şallı mı yakışır, pelerinli mi?

Ne diyelim, Allah herkese böyle bilgiler ihsan etsin, tu tu maşallah. Şiirle uğraşan 17 yaşındaki çocukların dahi bildiği bir şeyi, nasıl açıklığa kavuşturdu, nazarlar değmesin, tahtalara vurun.

Hayatımda hiçbir zaman ‘tarihçi’ olmadım, Allah da yapmasın. Tarihle ilgim amatörcedir ve amatörlüğümü defalarca satırlarımda beyan ettim. Sıkı bir meraklıyım, mesela Hayyam, Yunus Emre, Sadi, Hafız gibi büyük ustaların Türkçe yazılmış neyi var neyi yok otuz yıldır kitapçılardan toplarım, sadece ben değil, etrafımdaki herkes. Allah bize de Murat Bardakçı bey gibi kitaplarımızı ekranlardan göstere göstere hava atma şansı verir inşallah, gerçi bu kitapların her biri herkesin kolaylıkla uzanabileceği yerlerde bol miktarda bulunur, olsun, konunun uzmanı olmayanlara karşı Arşimet’in ‘buldum buldum’ demesi gibi ‘benim benim bu kitap sadece benim’ diyebilmek için.

Mesela Hayyam’ı tanıyan herkes Hayyam’ın gerçek beyitleri hangileridir diye ‘ayıklama’ ‘tasnif’ çalışması ve tartışmalarını ve bu konuda yazılmış inceleme kitaplarını da iyi bilir. İlgi alanı olmayanlar ise bu kitapları tanımayabilir ve bolca hataya düşebilir. Bir çok insan pekala Hayyam ya da Yunus şiirlerini karıştırabilir ve bizler önümüze gelen şiirleri gerçekleriyle kıyaslamadan konuşmaz, tek satır yazmayız, buna rağmen işte geçtiğimiz aylarda Can Yücel’in Nazım Hikmet’in şiiriymiş diye bildiğimiz halde acaba mı deyip tereddütte kaldık, kitaplara uzandık.Yazmaya başladığımız ilk günden beri dikkat ve hassasiyetimiz bizleri mahcup etmedi Allah bizi utandırmadı.

Ama sorun başka, Murat Bardakçı bey, ısrarla bir şeyi anlamak istemiyor. Herkes her şeyi ‘bilmek’ zorunda değildir ve zaman zaman herkes yanılabilir hatta tuzağa düşebilir, okuma yazmayı meşguliyet yapmış herkes bilir ki şiirseverlerin yanlışları yanında, şairlerin yalancılığı hafif kalır.
‘Bilmiş’ makamında oturanlar, onun bunun hata’larında kasıt mı yoksa bilmezlik mi var, pekala fark eder.

Bu hatalar’ın ‘puştluğundan’ değil bilgi eksikliğinden kaynaklandığını da iyi bilir.

Bilmişlik makamı, kalem dilinin adabıyla, puştlukla bilgi eksikliğini kasıtla-hata’yı ayırd edebilecek incelikte olmalı ve hakimin kırdığı kalem gibi değil, kararını nezaketin gözleriyle verebilmeli; tam tersine, bilgiyi kırbaç sanıp okuyucusuna sömürge köleleri gibi davranmak aydınlarımızın en üstün hasletlerinden oldu.

Sorun da budur. Yoksa jandarma gibi bir yanlış bulur bulmaz alaylı kahkahalarla kaleme sarılıp infaza çalışmaz. Mürekkep yalamış olmak, okumuş olmanın, bir insanı, hiç değilse bu kadarcık olsun inceltmiş olmasını istemek herkesin ortalama beklentisidir. Muhalif bir aydın olmaktan haz etmiyor ya da tarzı olmayabilir, olsun, kendi ilgi alanı çelebilik ya da münevverlik’in edebine sığıyor mu?

Kendi eserlerine karşı zorbaca davranmayan zaten yazar olamaz. Hepimiz biliriz ki tiksindirici olan şey hataya düşmek değil ahlaksızlıkta inatçı olmaktır.

Bilim adına kabalık, her tür insan evladını hasta eder, çünkü her bilim adamı kendi acemilik günlerini hafızasından asla silmeden konunun uzmanı olmayan geniş kitlelere karşı konuşur, değilse, her yazıya iki karış burun kibirle girip okuyucular değil ‘dangalaklar’ diye söze başlamamız gerekir.

Ayrıca Murat Bardakçı bey, hınzır, alay ve öfkesini habire neden uzmanlık dallarının bu denli çeşitlendiği bilimin bilgi yanlışlarında aradığını da iyi bilir. Alay ve öfkesini neden ‘anlayışsızlık’ ve ‘ahlaksızlıkta’ bir türlü sorgulayamadığını da iyi biliyor. Ama nedense hınzır, ‘ahlaksızlığa’ ‘yobazlığa’ ‘infaza’ karşı pek bir hoşgörülü.

Zalime yasaklayana karşı esirgeyen koruyan rahman diliyle konuşmayı bir marifet biliyor.Murat Bardakçı, hınzır, zalime karşı konuşamayanların bilimi de ahlağı da bilgisi de beş para etmez bilmez mi?

Onlarca yıl oldu bi bismillah infazlara sansüre yobazlar’a zalime karşı tek bir cümlesini henüz görmedik. Yoksa çok mu göklere yükseldi, yıldızlara, yıldızların arkasındaki güneşlere mi erdi. Olabilir, bir tarihçi olarak dünyalar’ı aşabilir, ancak biz daha kendi yüreğimizi aşamadık, Fazıl Saylar yüreklerini aşamadıkları çözemedikleri yürekleri kendilerine dert olduğu için eser sahibi oldular.

Çocuk değiliz, metinleri okur okumaz böyle yaygın üretilmiş şiirler olduğunu fark ettik, mesela bugünlerde Can Yücel’e Nazım Hikmet’e dair böyle nice yanlış alıntılar yapılmıştır, üstüne basarak söylüyorum, yandaşların çullanma sebebi, bu beyitlerin bir büyük şaire atfedilmeden Fazıl Say’ın dine kasıtla hakaret olsun diye uydurduğu satırlar olduğu saldırısıdır ve Fazıl Say’ı imha girişimidir ve Fazıl Say, eser sahibi bir insandır.

Eser sahibi insanlara halkımız uykulu umarsız bakabilir ama eserden konuşanlar neden pembe topuğunda bir açık kollar, Reşat Ekrem Koçu’nun betimlemelerinden bir alışkanlık mıdır, yoksa kime karşı kıskançlık kimi ‘gıpta’ ediyoruz yüksek egolarımızdan hala bilemiyor ellerimiz ayaklarımız birbirine mi dolaşıyor.

Anlamamış olmanız mümkündür tekrar ediyorum, saldırıların hepsi Hayyam’dan üretilmiş satırlar olduğunu tek satır ima dahi etmedi, çünkü onlar da bilmiyordu, anlamadıysanız yine tekrar edelim, burada yapacağımız ilk şey Hayyam şiirleri üzerine bir inceleme değil, saldırılar’ın niyetini bildiğimiz için infaza çalışanlara karşı durmaktır, Zerdüşt Böyle Buyurdu havasında konuşuyorsunuz, Zerdüşt’ün, yılanın boğazına girdiği çoban hikayesini bilmez misiniz?

Bizim boğazımıza yılan girdi ve siz yılanla değil çobanla alay ediyorsunuz? Bilmez misiniz eser sahiplerinin düşmanı ‘zincirlerdir’. Zincirler ellerinde, yetmiş medya asıp kesenleri hala tanımıyor musunuz?

Yoksa erdemlerinizi diyet verip kanalınızı bir şekilde kurtarmış olmanın bahtiyarlığı, size, insanlık ve memleketimiz için kafi mi geliyor?
Murat Bardakçı bey, sizler de pekala kasıt mı hata mı olduğunu gayet iyi biliyorsunuz ama çok eskiden klasik batı müziğiyle bir hesaplaşmanız olduğu için, hiç anlayış göstermeden, fırsat bu fırsat deyip çullanmışsınız. Çullanmışsınız kaba oldu, ağanın da elini tutulmuyor mu diyelim, yoksa yüceliğinize akıl sır ermiyor sultanım mı diyelim.

Bir yazar olarak sizler de bu hatalara konunun uzmanı olmayanların kolaylıkla düşebileceğini bildiğiniz halde, tarafınızı yandaş yobaz kesimin infaz girişiminden yana kullandınız, aferin böyle olun, işte sağcı hükümetlerin okumuş insanı olmak tam da buna derler.
Yoksa uzmanı olmayanların hatasını yakalamak size daha mı ‘yağlı börekli’ geliyor.

Kabul edersiniz ki şahsi garezi kini intikamı olanların ‘bilmişlik’ makamına soyunması kontrol edemediği öfkesiyle kendini rezil eder, bilimi de mahalle dalaşına çevirir ve itibarınızı da hakikat’ten düşürür. Bu sözlerin sizde karşılığı yok onu da biliyorum, ne yapalım, bu sözlerin uğruna hayatları hapislerde mahvolan şimdi zindanlarda işkence çekenlerin tükürüklerine çok da uzaksınız, Allah koruyor işte, ne diyelim.
Mesela bizler de TV’de yıllarca sabahlara kadar yaptığınız tarih odası sohbetlerinde ne büyük bilgi yanlışlarına bilim facialarına şahit olduk, ama geniş kitleler bir şekilde bir tarih sohbetine katılıyor, sohbetin genel amacı ‘iyilik’tir, yani genel olarak faydalıdır düşüncesiyle içimize atıp, sessiz kalmayı ‘adap’tan boşuna mı saydık.

Konuşa konuşa bir gün hakikat nasılsa ortaya çıkar düşüncemiz boş bir kuruntuymuş, şimdi fark ediyorum ki ‘sert yastıklarda’ bir gün olsun yatmamış insanların kulakları da yaşlanmadan sağırlaşır, hem bilime hem insanlığa.

Bazen bazı yerlerde, bilim adamları-eser sahipleri bilerek seslerini kısar ve bizler niçin kıstıklarını anlarız, üstelik bilgi’den konuşan bir insanın Seda Sayan’ın 16. kocası gibi kasım kasım kasılmasının kime faydası var, şu anlamı var, yobazlar’a karnaval fişeği, buldum yanlışlarını çekin manşetlere, yani yobazlıktan kavrulan Orta-Doğu’ya yobaz ihracatına yarar.

Kendi adıma söylüyorum, TV’deki tarih sohbetlerinde bir çok affedilmez yanlışlarınıza şahit olduğumda, deliler kimseye bağımlı olmadan ve zarar vermeden tek başına hareket edebilen insanlardır, deyip sustum, yanlış mı yapmışım, ertesi gün katran dolu kara kazanlarla hücuma mı geçmeliymişim.

Mesela Mevlana üzerine söyledikleriniz bilim açısından hazmedilecek gibi değil. Ekrandan kalkıp Mevlana Farisi’dir diye bağırıyorsunuz, tıpkı Zerdüşt gibi, her iyi insan Farisi olmak zorundadır der gibi.

Farsi ne demek, İranlı ne demek, Selçuklu kimlerden oluşur? Resmi dili nedir?

Gayet iyi anladım ki, 11, 12, 13. yüzyıllar üzerine bilgileriniz çok sığ, bunları suçlamak değil tıpkı sizin Fazıl Say’a yaptığınız gibi, daha da ötesi, mesela Mevlana bahsinde gayet iyi anladım ki sabahlara kadar bilim değil maymun kafesi gibi cırlayıp duruyorsunuz (örneklerimiz boldur) ağzımızı açıp da bir şey mi dedik?

Selçuklu’nun hangi sosyal kesimleri hangi dili kullanır? Selçuklu coğrafyasının çeşitliliği nedir, medreselerinde hangi diller okutulur, resmi yazışmalarında hangi dil… uzmanı olunmayan konuda vahim yanlışlara Mamak Çöplüğünün çöplerinden çok düşmüş insanlar daha dikkatli olmalı, intikam için yola çıkanlar ‘kurbanlığın’ riskini göze alabilmeli.

Velhasıl bilgiyle yıkananlar, yasaklama, imha etme, yok etme, yakma,, sansüre karşı sessiz kalırlarsa köktenci bir eser düşmanı, bilim katili haline gelirler ve nihayet bir açığını yakaladım heyecanlarının kurbanı olup:
Bugün destek verdiğiniz imhacıların ucu Madımaklar’a uzanan infazcı jandarmaları haline gelir, nice tarihlerin karanlık odalarında olduğu gibi, unutmadan, İran’a gittiğimde bir üniversite rektörü evinde önce Hayyam’dan şiirler okudu, sonra kulağıma gizlice (ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum) ülkesinde Hayyam’ın yasak olduğunu söyledi.