...................
...................
19 MAYIS'TA TİYATRO AYAKLANMASI
Hıncal Uluç
Sabah Gazetesi, 19 Mayıs 2012
                         
...................
 
...................
Seyircilerden bir adam tiyatro sahnesine fırladı. Öyle iriydi ki, sahnedeki artist genç kızla karşı karşıya geldiğinde King Kong filmi canlanmıştı sanki.

Adam, "- Seni ... bilmem ne..." diye bağırdı. Kızcağız çığlık çığlığa sahne arkasına koştu. Beyfendi de (!) peşinde. Derken bir başka seyirci (!) sahneye çıktı. Parmağını salondakilere kılıç gibi uzattı:

"Okumuş ne kadder gravatlı vassa, ne kadder mötü başı açık garı vassa kafası koparılmadıktan kelli melmeket kurtulmaz!"

Söylevden sonra o da sahne arkasına daldı. Onu beş altı kişi daha izledi.
19 Mayıs 1964'te yaşanan bu olay neydi?

Brecht'in "Sezuanın İyi İnsanı" oyunu Şehir Tiyatrolarında sahneleniyordu. Eser bazı çevrelerden tepki almaktaydı.

Kovalanan genç kız Ayla Algan'dı. Amerika'da Sahne Sanatları Okulunu bitirip dönmüştü. Dünya çapındaki oyuncu Ayla Algan'ı kovalayan ise, ünlü anti-komünist Darendelioğlu idi.

Bu sırada acı ama komik bir olay yaşandı. Ertuğrul Bilda, oyundaki üç fantastik tanrıdan birini yalınayak oynuyordu. Oyun tehditler almaya başlayınca her akşam ayakkabılarını sahnenin kenarına koyar, "Saldırı olursa kaçmak kolay olur" derdi. O gece "baskın" gerçekleşmişti.

Karşısına dikilen adamlar,
"Lan bu işte!" diye bağırdılar,
"Tanrısın ha?
Tövbe tövbe!"

Ertuğrul Bilda tiyatronun küçük penceresinden kaçmaya çalıştı ama sığmadı. Ve kargaşada bir tek taş atıldı, o taş da onun kafasını buldu.
Oyuncular linç korkusu yaşarken güvenlik güçleri yetişti saldırganları götürdüler.

Sıkıyönetim oyunu durdurdu. Halk tepki gösterince oyunu bilirkişinin izlemesine karar verildi. İstanbul Sıkıyönetim Kumandanlığı bir kurul görevlendirdi.

Kurul şöyleydi: 6 yargıç subay, bir albay, Prof. Sulhi Dönmezer, Prof. Cemal Tükin, Doç. Ayhan Önder, Savcı Oğuz Barutoğlu ve Belediye Başkan Vekili Kadri İlkay.

Oyunu izleyen bilirkişi, bir sözü kaldırmak şartıyla oyuna izin verdi. Yeniden açılışı Ayla Algan şöyle anlatıyor:

"Alkışlarla oyuna başladığımızda yine yüreğimiz ağzımıza geldi. Sahneye minik paketler atılıyordu. Biz -Eyvah, bomba!-derken, bunların şeker olduğunu gördük. Halk sevgisini gösteriyordu."

Sansür edilen cümle, Sezuanın İyi İnsanı'nın bir repliğiydi:
"Sağ kolumu kırdım, sol kolumla iş yapıyorum!."



Bir kişisel anma günü..

Bugün köşemi izninizle kişisel bir anma, kişisel bir teşekkür için kullanacağım..

Bugün burada olmamı, sizlere bu yazıyı ulaştırmamı sağlayan insana, minnet ve şükranlarımı sunacağım..

Aslında siz okurlar, yani bu yazıyı okuyan herkes, şöyle bir düşünürse, kendisini ayni teşekkür, ayni minnet, ayni şükran borcu içinde bulur..
Bir düşünün o olmasaydı, bugün olduğunuz yere gelebilir miydiniz?.

Mekteb-i Sultani değil, Robert Kolej hiç değil, bir kenar mahallenin, adını kimsenin bilmediği lisesinde okuyup İETT'ye memur diye giren delikanlının bu ülkenin lideri, hem de ne lideri olması onun sayesindedir..

Söylediği laf, günlerce manşet olan, onlarca köşe yazısı yazdıran bir Kürt delikanlısının yükselişi, onun sayesindedir.. "Bu ülke filmlerinde niye ezan okunmaz" demişti ya..

Bu ülkenin camilerinde ezan okunması onun sayesindedir..

Bugün ona sövmeyi geçim yolu yapanların, ellerine geçirdikleri kalem ve mikrofonla saldıranların bu imkanlara sahip olmaları onun sayesindedir..

Ali Poyrazoğlu sahnede Carmen'i anlatıyordu..

"Carmen Türkiye'ye de geldi" dedi.. "İlki Osmanlı zamanı.. 1880'de.."
O hikayeyi dün naklettim..

"İkincisi, Cumhuriyet'te.."

Onu da anlattı..

Muhlis Sabahattin İstanbul'da Opera ve Operetler oynayan bir kumpanya kurmuş, 1930'lar.. Carmen'i oynuyorlar.. Turneye çıkmışlar.. Trenle.. İzmit..
Ful çekmişler.. Ordan Adapazarı.. Havalar bozunca temsil iyi gitmemiş.. Eskişehir tam felaket.. Kar diz boyu, temsil bile yapamamışlar..

Yapamayınca da otelde rehin kalmışlar iyi mi?. Beş lira lazım.. Beş lira da önemli para ha.. Babam anlatırdı.. Bebek Belediye'de 125 kuruşa faça masa donatılıp Müzeyyen dinlendiği günler..

Kumpanya karalar bağlamış otelde mucize beklerken, haber duyuluyor..
Atatürk Ankara'dan trene binmiş Eskişehir'e geliyor.. Şapka devrimi, o yıl çıkan ve kadınlarda peçeyi kaldıran kanunla tamamlanmış.. Ata, tanıtmak ve anlatmak için dolaşıyor..

Muhlis Bey lobide haykırıyor..

"Atatürk arkadaşım.. Parayı bulduk.."

Kostüm sandıklarını açıyor.. İçinden bir frak çıkarıyor. Giyiyor.. Doğru Eskişehir garına.. Orada görevliler penguen kılıklı adama bakıyorlar.. Biri "Amerikan Sefiri olmalı" diyor.. Yol açıyorlar.. Muhlis Bey en öne geliyor.. Tren gara giriyor.. Vagonun camı iniyor.. Atatürk'ün şapkalı eli gardakileri selamlıyor..

Sonra, iniyor aşağı, karşılayıcılara teşekkür etmek için..

Bir bakıyor, karşısında yakın dostu Muhlis Sabahattin..

Kollarını açıyor.. "Muhlis!.."
"Kemal!.."

Sarmaş dolaş oluyorlar..
Muhlis Bey iki cümleyle özetliyor..
"Otelde rehin kaldık, Kemal. Beş lira lazım!.."
Atatürk ceplerini karıştırıyor, cüzdanı açıyor..
Üç tek lira çıkıyor üzerinden..
"Üç liram var, Muhlis!.."
"Beş lira lazım, Kemal.."

Atatürk yanındaki dört yıldızlı generale dönüyor..
"İki liran var mı?..
Paşa ceplerini karıştırıyor ve 1 lira uzatıyor..
"Bu kadar var paşam.."
Atatürk "Dört lirayla idare et Muhlis" diyor..
"Beş lira, Kemal" diyor, Muhlis Bey..

Atatürk özel kalem müdürüne dönüyor bu defa.. Hasan Rıza Soyak olmalı..
"Bir lira bul" diyor.. Özel Kalem Müdürü ceplerini karıştırıp, beş kuruşlar, on kuruşlarla bir lirayı denkleştiriyor..
Atatürk sonunda "Beş Lira"yı Muhlis Sabahattin'e uzatıyor..

Ali Poyrazoğlu "Ben bu hikayeyi birinci elden dinledim" dedi.. "O kumpanyanın Carmen temsilinde Don Jose'yi canlandıran tenor Celal Sururi'den.."

Devrin güzelliğine bakar mısınız?.. Hani sövdükleri devrin..

İnanmadınız değil mi?.

İnanılacak gibi değil çünkü..

Ama Atatürk'ün hangi yaptığı inanılacak gibiydi ki?.

Onun için "Ata" Türk'tü o!..

Teşekkürler Atam.. Sana minnet!.. Sana şükran!..

Nice 19 Mayıslara, Yüce Ulusum!..