...................
...................
ERMENİSTAN, İSRAİL ÇİZGİSİNE NASIL ÇEKİLİYOR?
Barış Zeren
Odatv Gazetesi, 27 Mayıs 2012
                         
...................
 
...................

Yinelemekte ve anımsatmakta yarar var; dünya yahudiliğinin kadim örgütlerinden B’nai Brith’e bağlı ADL (İftiralara Karşı Birlik) üyeleri, 2008’in Temmuz ayında ülkemize gelip Cumhurbaşkanlığı koltuğundaki Abdullah Gül ve Başbakanlık koltuğundaki Tayyip Erdoğan dahil olmak üzere, en üst düzey devlet yöneticileriyle görüşmeler yaptılar. Görüşmelerde, “Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkileri geliştirmede yaratıcı ve etkin olmasını” önerdiler. Yahudi lobisinin bu önemli kolu, “Ermenistan’ın selametiyle yakından ilgilendiklerini” de açıkça belirtmekten geri kalmadılar.

Bu olayı, geçen yazıda, dünya yahudiliğinin, bu arada İsrail’in Ermenistan’a açılımı bağlamında değerlendirmiştim. ADL’nin telkinlerinden bir ay sonra Abdullah Gül’ün Ermenistan’a maç izlemeye gitmesiyle, İsrail’in açılımı, Türkiye’nin açılımı oluyordu.
 

İbrani-Ermeni İlişkileri Konusunda Bir Kısa Tarihçe

Dünya siyasal yahudiliğinin Ermenistan’a açılımı, örneğin Ermeni soykırımını tanıma eğilimi göstermesi, gözlemcilerin oldukça ilgisini çekti. Ne de olsa, en azından Osmanlı’nın dağılma sürecinden beri, birbirine düşman olan ve kin besleyen iki ulus söz konusuydu.

İbrani-Ermeni ilişkilerinin tarihçesine burada ayrıntılarıyla girme olanağımız yok. Ama şu nokta belirtilebilir: Yaygın kanının tersine, Osmanlılar’ın çöküş sürecinde Ermeniler ile Rumlar’ın tek düşmanı Türkler değildi. Bu iki millet, Yahudiler’le de yoğun mücadele içindeydiler.

Örnek olsun, tarihçi Stanford Shaw, Yahudi-Türk ittifakını anlattığı Turkey and the Holocaust kitabında, 1896 ile 1908 yıllarında Ermeniler’e yönelik katliamlara Yahudiler’in etkin biçimde katıldıklarını belirtmektedir (s.210). Ermeni komitacıların Yahudiler’e yönelik karşı eylemleri de eksik olmuyordu. Başka deyişle, mücadele, birbirine karşı katliam düzenlemeye kadar varmıştı.

Yirminci yüzyıl, bu çatışmanın uzun tarihinde yalnızca bir evredir. Ermenistan’ın da bileşeni olduğu Sovyetler Birliği’nin açık Arap yanlısı ve İsrail karşıtı siyaseti, iki millet arasındaki tarihsel düşmanlığı diri tutuyordu. Ermeni örgütü ASALA’nın İsrail’e karşı savaşan Filistinli örgütlerle sıkı işbirliği içinde olduğu basınımızda kimi zaman yer alıyor. ASALA lideri Agop Agopyan’ın ölümünde MOSSAD’ın rolü olduğu da hâlâ gündemde olan iddialar arasındadır.

Yurtdışında Yahudi lobisine özenen Ermeni lobiciliği bir yana, Ermenistan bu tutumunu Sovyetler dağıldıktan sonra da sürdürmüştü.

Soğuk Savaş sonrasında, Ter-Petrosyan liderliğinde kurulan Ermeni dış siyaseti, Batı’ya açılsa da Rusya çizgisinden sapmamaya büyük önem verdi. Azerbaycan’la savaşta kazandığı başarılarda Rusya desteğinin payını anımsıyoruz. Bundan sonra, Rusya’yla ittifak, Ermenistan’ın milli güvenlik siyasetinin ayrılmaz parçası oluyordu.

İsrail’in açılımını anlamak için ayrıca önemlidir; Ermenistan, bu dönemde bir başka tarihsel müttefiki olan İran’dan da kopmadı. İran, Türkiye’de Özal yönetimini de telaşa sokan 90’lı yıllardaki Kafkasya ve Ortaasya siyasetinde, Ermenistan’ın desteğini almakta zorlanmamıştı.  

Bununla birlikte, Rusya’dan ayrılmadan ABD’ye göz kırparak ayakta kalmaya çalışan Ter-Petrosyan yönetiminin kaypak siyaseti, 2000’li yıllara gelindiğinde ABD-İsrail için kabul edilebilir olmaktan çıktı. Hiç kuşku yok, Büyük Ortadoğu gibi makro tasarılar, özellikle İran’ın kuşatılması siyaseti, Ermenistan’da ABD-İsrail çizgisine daha yakın bir yönetim gerektiriyordu.

Bundan sonrası, eski Sovyet coğrafyasında sıkça görülen bir kirli siyaset öyküsüdür. Had safhadaki oportünizmiyle, tipik bir Sovyet-sonrası siyasetçisi olan Ter-Petrosyan’dan milliyetçi Robert Koçaryan’a, ardından Koçaryan desteğiyle seçilen şimdiki Devlet Başkanı Serj Sarksyan’a; Ermenistan halkı, giderek ABD-İsrail çizgisine daha hazır yönetimlere tanık oluyordu.
 

Ermenistan’ın Milliyetçileri ile “Ergenekonu”

İlginç bir nokta şudur; Ermenistan’ı ABD-İsrail çizgisine sokmada hevesli olan Koçaryan-Sarksyan ittifakı, son döneme kadar Ermenistan içinde “milliyetçi” bir kutup olarak biliniyordu. Koçaryan, Ter-Petrosyan’ın “Karabağ sorununu çözme” siyasetine karşı çıkarak, 1998 yılında onu devirmişti. Ermeni milliyetçisi Koçaryan’ın desteklediği Serj Sarksyan ise, 2008’de Ermeniler’in geleneksel ve tarihsel siyasetini tersine çevirme, Ermenistan’ı ABD-İsrail’e yaklaştırma yolunda önemli adımlar atıyor.

Bizde milliyetçi partilerin meclisteki kritik desteğiyle Cumhurbaşkanlığı koltuğuna gelen Abdullah Gül’ün, şimdi tüm tarihsel siyasetimizi tersine çevirmesiyle paralel düşünmek mümkündür.

Ülkemizde yaşananlarla paralellikler bununla sınırlı değil. ABD-İsrail çizgisine yaklaşma yolları arayan Sarksyan, Ter-Petrosyan liderliğindeki muhalefete karşı büyük bir dava ve soruşturma süreci başlattı. Ter-Petrosyan muhalefeti, 2008’de Sarksyan’ı başkanlığa getiren seçim sonuçlarına karşı gösteriler düzenlemiş, Sarksyan yönetimi, bu gösterileri kanla bastırmıştı. Sarksyan, bununla da kalmayıp muhalefeti “Yediler Davası” adlı yargılamalarla baskı altına aldı.

Bugün de sürmekte olan bu davanın Aralık 2008’deki duruşmasını, Milliyet “Ermenistan Ergenekonu” olarak duyuruyordu. İsabetlidir; muhalefet, kuşkulu seçimleri protesto ile hükümeti devirmeyi planlamakla suçlanıyordu.
 

Ermenistan İsrail’e Yaklaşıyor

Sarksyan yönetimi, şimdi Ermenistan tarihinin yahudilere en sıcak devlet başkanı durumundadır. Nisan 2008’de, Ermenistan’ın Tel Aviv büyükelçisi Edvard Nalbantyan, Sarksyan tarafından Dışişleri Bakanlığı’na atandı – Yahudiler’e açılımlarında iyi bir muhatap olduğu kesindir. Hemen bir ay sonra, Mayıs 2008’de, İsrail basını, Nalbantyan’ın, “Ermenistan İsrail’le ‘samimi’ ilişkiler geliştirmeye hazır” açıklamasını duyuruyordu. Hillary Clinton’ın danışmanı olup Amerikan Yahudileri Komitesi’nin başkan yardımcılığını yürüten Peter Rosenblatt da, 30 Mayıs’ta Erivan’a ziyaretinde, Başbakan Tigran Sarkisyan’a, “İsrail ile Ermenistan’ı birbirine bağlayacağını” müjdeliyordu.

Ermenistan kamu kanaatinin, İsrail’le yakınlaşmaya tümden ikna olduğunu düşünmek mümkün görünmüyor. Sarksyan yönetimine yönelik kuşkular, tarihsel müttefiklerden kopulmaması gerektiği yolundaki uyarılar, Ermenistan’da sıklıkla dile getiriliyor.

Nitekim, Ermenistan kamu kanaatinde, Sarksyan’ı, İsrail’in İran planlarına alet olduğu tartışmaları o denli yaygınlaştı ki, Sarksyan Temmuz 2008’de bir basın açıklamasında “İran’la Ermenistan’ın bin yıllık dost olduklarını” anımsatıp “İsrail’in, İran’la anlaşmazlığında Ermenistan’ın yardımını beklemediğini,” belirtmek zorunda kaldı.

Bununla birlikte, Ermenistan’da Sarksyan karşıtı muhalefet, tıpkı bizdeki gibi, dar milliyetçiliğinin esiri durumunda. Ermenistan ABD-İsrail çizgisine girdikçe Türkiye’nin soykırımı tanımak zorunda kalacağı beklentisi, milliyetçi muhalefetin de Sarksyan’a karşı dilini bağlıyor.

Başka deyişle, Abdullah Gül’ün Ermenistan açılımı ile Özür siyasetimiz, İsrail’e yaklaşan Sarksyan yönetiminin muhalefete karşı en büyük desteği oluyor.