...................
...................
ALEVİ BABALARA NASIL İMAM HATİP BASKISI YAPILIYOR
Murtaza Demir
Oda Tv Gazetesi, 29 Ekim 2012
                         
...................
 
...................

Bekteş, Banaz’ın küçük, şirin, cin gibi çocuklarından biridir… Banaz Köyü, ödünsüz dava adamı Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı, Sivas’ın Yıldızeli İlçesine bağlıdır… Bekteş (Bektaş), Banaz Köyü İlkokulu’nu bitirdikten sonra, ailesi O’nu ortaokulda okumak üzere Pamukpınar İlköğretim Okulunun orta kısmına kaydettirir. Ortaokul başarıyla biter; Bekteş köye, baba ocağına döner…

Pamukpınar’da okuma aşkı ve alışkanlığı kazanmıştır. Köyde sıkılır. Tatilin bir an önce bitmesini beklerken, okul ve arkadaş ortamını özlemiştir ki, hem de nasıl… Tatil bitecek, Bekteş, yeni okuluna başlayacak, yeni arkadaşlar edinecektir… Belli ki, Yıldızeli’ndeki yatılı liseye kayıt yapılacaktır. Bir bakıma da buna zorunludur. Aile de, kendisi de düz liseyi tercih etmektedir. Ama bir sorun var gibidir: baba endişelidir; lisenin yatılı bölümünün kapasitesi sınırlıdır, kayıt yaptırabilecek midir: olmazsa yurt bulabilecek midir? Bekteş okuyup adam olabilecek midir?

Baba, kayıt ve yurt sorununu, Bekteş, okul günlerini düşünmektedir. Bekteş için yeni okul, yeni arkadaşlar, yeni çevre, yaşam mücadelesinde yeni bir mevzidir. Baba için ise Bekteş’in okuyup “adam olması” son umuttur. Fukaralık canına tak etmiştir. İki de bir, “Bekteş okumalı” der… “Bekteş okumalı, bizi de, kendisini de kurtarmalı!”

Babaya göre; “devlet baba” çocuğunu okutmak isteyen aileye bir çözüm yolu gösterecektir. Devlet de, yönelimi de değişmiştir ama babanın devlet algısı değişmemiştir. Devlet, yurttaşlarını pozitif eğitim almaya, medeni dünyayla yarışacak insan yetiştirmeye, adam olmaya teşvik etmekteyken, Bekteş ailesinin bu yönelimini engelleyecek değildir. O halde endişeleri yersizdir. Cumhuriyetin eğitim ordusu, her türlü kolaylığı sağlayacak, ailenin eğitim talebini mutlaka karşılayacaktır.

Bu düşünce, umut ve kaygılarıyla birlikte, alır gözbebeği Bekteş’ni kasabaya gider. Fukaralığına karşın Bekteş’in çağdaş eğitim alması için her fedakârlığa razıdır. “Dilenirim” der, “kapı kapı dilenir, yine okuturum

Kasabaya gelir, yatılı okul yetkilisinin karşısında el pençe divan olurlar. Ve bizim küçük Bekteş’le babanın insanı isyanı ettiren hikâyesi başlamış olur… Baba ve küçük Bekteş’i dinleyen yetkili; “birkaç gün bekleyin” der, “birkaç gün bekleyin, bir çaresini bulup, çocuğun kaydını yapacağız, merak etmeyin.”

Söylenen günde tekrar giderler aynı yetkilinin huzuru âlisine; “okulda yer var kayıt yapabiliriz ama” der, din misyoneri haline gelen-getirilen eğitimci yetkili, “yurtta yer kalmadı!..”

Baba şaşkın ve umarsızdır!

Ezik bir ifadeyle; “efendim” der, “demiştiniz ki, birkaç gün sonra…”

İmam Hatip Okuluna her olanağı tanıyan, araç gereç, yer, yurt temin eden Hükümet, diğer liseleri bu olanaklardan özellikle mahrum bırakarak, cumhuriyete, laikliğe ve demokratik yönelimlere tuzak kurmaktadır. Özellikle!

Misyoner yetkili, ailenin fukaralığını, çaresizliğini, Banaz’ın bir Alevi köyü olduğunu, Alevilerin; cumhuriyete bağlılıklarını, laik devlet tercihlerini, devletin din eğitimi vermesine, zorunlu din derslerine, mezhep devleti istemlerine karşı olduklarını bilmekte, devletin olanaklarını milletin ve cumhuriyetin kullanmaktan geri durmamaktadır.

Bu yüzden özellikle de Alevi ve çağdaş ailelerin çocuklarına yönelmekte, maddi gücü olmayan genç beyinleri İmam Hatiplere, tarikat evlerine-yurtlarına çekerek, asimilasyona tabi tutmakta, “kindar gençliğe” insan devşirmektedir.

Sonuç;

Okul yetkilisi, tuzağı kurmuş, küçük Bekteş’i düşürmüştür… Avını kıstırmış sırtlan gibidir. Bekteş ve babasına karşı son hamleyi yapmaktan çekinmez: “ama” diye devam eder kararlı fakat mütereddit bir sesle; “talep çokluğu nedeniyle yatılı lisede yer yoktur, senin çocuğu İmam Hatip’e kaydedelim ama sen de bunu istemezsin ki, kardeşim!” der.

Baba, adeta şoka girer! Türkiye gündemini olabildiğince takip etmektedir: cumhuriyet, demokrasi, laikliğin can düşmanlarının fidelendiği seraları, şer odaklarını ve katlimize ferman yazanları bilmektedir. Düşünür; “demek bunlar bu kadar pervasızlaştılar; öyleyse bizim için her şey bitti!” Bekteş’e dönüp; “hadi gidelim oğlum” der…  

Okuma aşkıyla yanan Bekteş okumaktan, hayalleri yıkılan baba da Bekteş’i okutmaktan vazgeçer, birlikte köylerine dönerler…

Ve Bekteş mektepsiz kalır!..

“Acep kıssadan hisse olur mu” diyerek, bu trajik meseleyi elimden geldiğince hikâye etmeye çalıştım.

Cumhuriyeti koruyup, kollama görevi olanlar; eğer Anadolu’nun kent, kasaba ve köylerini sorup sival ederseniz, mesele şudur ki; buralar, kayıtsız şartsız teslim alınmıştır. Direnen zındıklar, defterleri dürülmek üzere “defter edilmektedirler ki onlar da tiz zamanda ya ateşe atılacak, ya da teslim olacaklardır.

Muhalif yurttaşlara, tuzu kuru sosyeteye, muhalefet partilerine ve cumhuriyeti tarumar eden AKP’ye koltuk değneği olmakta ısrar eden MHP’ye duyurulur…

Anısı ve enkazından başka hiçbir değer ifade etmeyen Cumhuriyet Bayramı, Cumhuriyet Başsavcısı’na ve tüm cumhuriyet savcılarımıza kutlu olsun!