...................
...................
NAZLIGÜL İNTİHAR MI ETTİ? BİZ Mİ ÖLDÜRDÜK?
Ayşe Arman
Hürriyet Gazetesi, 25 Kasım 2012
                         
...................
 
...................
Bu sayfada fotoğrafını gördüğünüz dünyalar güzeli kadının adı Nazlıgül.
29 yaşında hayata veda etti.
Kayseri’de.
Nazlıgül askerdi. Ordudan atıldı.
Gerekçe, ahlaksızlık ve disiplinsizlikti.
Ertesi gün intihar etti.
Silahını çıkardı.
Göğsüne dayadı.
Tetiği çekti.
Ardında 4 yaşındaki dünyalar güzeli oğlu Egemen’i bırakarak bu dünyadan göçüp gitti.
Bir insanın, bir annenin, çocuğunu bırakarak gitmesi için gerçekten kendisini çok çaresiz hissetmiş olması gerekiyor.
Çıkış yolu bulamamış olması gerekiyor.
Onun üzüntüsünü yüreğimde hissediyorum.
Çünkü bu ülkede kadın olmak ne demek biliyorum.
Allah kahretsin!
Nazlıgül’in ölümüne sebep olanları Allah kahretsin.
Onların erkeklikleri batsın.
Ahlak anlayışları batsın.
Bunun adı ‘intihar’ mı bilmiyorum.
Bir kadını ahlaksızlıkla suçlarsanız, bu kadar köşeye sıkıştırırsanız...
Bütün bir erkek güruhu olarak, abuk sabuk ahlak değerlerinizle, üzerine çöker, sorarsanız...
- Neden evlendin?
- Neden boşandın?
- Çocuğun velayeti neden sende?
- Arif neden sana mesaj atıyordu?
- Evren’le aranda ne vardı?
- Milli güvenlik derslerinden sonra neden sivil öğretmenlerle görüşüyordun?
- O erkekler seni neden arıyordu?
- Ne yapıyordun onlarla?
- Neden makyaj yapıyorsun?
Onu seçeneksiz bırakıyorsunuz demektir.
“Öl” diyorsunuz ona.
Bunun için de lanet olsun size!
 

O TEPEDEN BAKTIM
Kayseri’de o tepeye gittim, Nazlıgül’ün intihar ettiği tepeye. Onun durduğu yerde durdum, o tepeden Kayseri’ye baktım.
“Nazlıgül niye yaptın, niye kıydın kendine?” dedim.
Ama ne fayda.
Ordudan atıldığı günün ertesinde, evden çıkarken, annesine silahını teslim etmeye gittiğini söylüyor, hatta yoldayken bir arkadaşı arıyor, “Geliyorum” diyor ama hava üssüne değil, o tepeye gidiyor.
Arabasını otoparka bırakıyor.
Üzerinde bir penye bir bluz, bir kot pantolon ve ayağında botlar.
Otoparkın bitiminde korkuluklar var, aşağıda da ağaçlar, o demir korkulukların arkasına geçiyor.
Görgü tanıklarına göre manzarayı şöyle
bir süzüyor.
Ve cebinden silahı çıkarıp tetiği çekiyor.

SİLAHI YANINA DÜŞMÜŞTÜ
Şu anda tam onun durduğu yerde duruyorum.
Onun bastığı çimlerde basıyorum.
Hayal etmeye çalışıyorum: Nasıl bir ruh halinde o tetiği çekiyor? Nasıl bir sıkışmışlık bu? Nasıl bir yalnızlık bu? Nasıl bir çaresizlik bu?
Nazlıgül için ağlıyorum.
Oğlu için ağlıyorum.
Yaşayamadıkları yıllar için ağlıyorum.
Niye yapar insan bunu?
Onu nasıl bu hale getirdiniz?
Sadece ölümden medet umar hale.
Allah kahretsin!
Otopark görevlisiyle görüşüyorum.
“Silah sesini duyunca koştum” diyor, “Uzun boylu, üzerinde kot ve botlar olan bir kadın yerde yatıyordu. Yaşıyordu. Silahı da yanına düşmüştü. Göğüsün tam orta yerinde bir delik vardı. Kanlar akıyordu. Hırıltılar çıkarıyordu. Onu kucağıma aldım. Hiçbir şey söylemedi. Öylece durdu. Sonra zaten hırıltıları kesildi, nabız gitti. Hayatını kaybetti...”

EN SON ANNESİ ÖĞRENİYOR
O arada, Nazlıgül’ün annesi evde koli topluyor.
Küçük Egemen de koşturup duruyor.
Anne henüz kızını kaybettiğini bilmiyor.
O arada telefonlar çalıyor.
Millet, anne öğrendi mi acı haberi diye yokluyor.
Çünkü Nazlıgül’ün intihar haberi 20 dakika sonra internete düşüyor.
Ve en son onun haberi oluyor.
Oysa, bir gece önce, Nazlıgül annesine ordudan atıldığını söyleyince, “Oh be kurtuldun meleğim” diyor annesi, “Döneriz Osmaniye Bahçe’ye rahat ederiz.”
Kızı, yeni bir hayata başlayacak diye seviniyor.
Ama işte asker olmayan, askerin halini bilemiyor.
Bilenler de konuşmuyor.
Bu haberi hazırlarken sadece kadınlarla konuştum.
Nevin Daştanoğlu, Karslı aydın bir öğretmen...
Acılı bir anne, eriyip gitmiş bir anne, haplarla ayakta durabilen bir anne...
Ve kız kardeşleri Nil ve Güldane...
Bu üç kadına ek olarak yine ordudan aynı sebeple atılmış bir kadın subayla, M.Y’yle konuştum.
Ama erkeklerle de konuşmam gerekiyordu.
Nazlıgül’ün adının ahlaksıza çıkabilmesi için bu olayın içinde en azından bir erkeğin adının isminin de olması gerekmiyor muydu?
Mesela ona Genelkurmay bilgisayarından ilan-ı aşk mailleri atan o askerin de konuşması gerekmiyor muydu?
Ne yazık ki olayda adı geçen erkekler, kadınlar kadar cesur çıkmadı.
Biri “Evliyim, çocuğum var aman beni bulaştırmayın” dedi, diğeri köşe bucak gizlendi.
Yazıklar olsun böyle adamlara.
O kadın öldü.
Her şeyin yükünü üzerine alarak.
Mermiyi kendi bedenine sıktı ve gitti.
Yazıklar olsun size!

ANNE NEVİN DAŞTANOĞLU
Yetmedi bu ülkedeki ikiyüzlü ahlak yüzünden kadınların ödediği bedel!

Nazlıgül nasıl bir çocuktu?
- Neşeli, yetenekli ve çok zeki. Herkesin taklidini yapardı. Kendi kendine fen lisesini kazandı. Hep başarılıydı. Sonra “Hava Harp Okulu’na gideceğim” demeye başladı. Her sabah 4.00’te kalkıyor koşuyordu, şınav, mekik, barfiks... Bir şeyi kafaya koydu mu yapardı, vazgeçirebilene aşk olsun.

Ailede onu askerliğe özendiren biri var mıydı?
- Yok, öyle biri yok. Osmaniye’nin Bahçe ilçesindeyiz, orada kadın asker mi var? Nereden çıktı bu askerlik sevdası bilmiyorum. Hiç zorlanmadan Hava Harp Okulu’na girdi. Nasıl gururlandığımızı anlatamam. 360 kişi arasında sekiz kızdılar.

O dört yılda kişiliği değişti mi?
- Hayır. Hep asiydi kızım. Bir şekilde göze çarpardı. Erkeklere de taş çıkarırdı.

Güzel olması, işini zorlaştıran bir özellik miydi?
- Ne yazık ki evet. Çok uzun boylu oluşu, kendi güzelliği, vücudunun güzelliği, gösterişli oluşu... Bedenine oturan şeyler giyerdi, bol salaş şeyler sevmezdi. Makyaj yapması, erkeklerle konuşması, sosyal olması, işine bisikletle gitmek istemesi hepsi battı insanlara. Zaten atılış nedeni de bu: “Sen neden bu erkekle konuştun? Neden o erkekle mesajlaştın?”

PEŞİNE İSTİHBARATÇI TAKMIŞLAR

Mezun olduktan sonra nereye gitti?
- Malatya’ya teğmen olarak gitti. Orada Erman’la tanıştı. Eski eşi. O da havacı, bu da havacı. Bizimki Erman’dan rütbeli. Meğer askeriyede subayla astsubay evlenemezmiş. Nazlıgül, malzeme komutanından yardım istiyor, yardım edeceklerine peşlerine istihbaratçı takıyorlar. Apar topar 2006’da evlendiler, 2008’de Egemen doğdu. Çocuk 10 aylıkken de boşanma davası açtı.

Sonra...
- Ne anlatayım ki? Bir kasım ayında Nazlıgül burada doğdu, kadere bak ki yine bir kasım ayında burada öldü.

Niye burada doğdu?
- Öğretmendim, Kenan Evren döneminde buraya, Kayseri’ye sürüldüm. Benim gibi sürülen bir başka öğretmenle evlendim, 1983’te kızımı burada dünyaya getirdim. Dün de doğum günüydü...

Size, ordudan atılmasıyla ilgili ne anlattı?
- “İki kişiyle ilgili şüpheleniyorlar benden” dedi. Biri ondan daha küçük bir erkekmiş, diğeri boşanmak üzere olan bir erkek. Binlerce soru sormuşlar. Meğer telefonlarını dinlemişler, mesaj dökümlerini çıkartmışlar. “Çok aşağılayıcıydı” dedi Nazlıgül. Neden evlendiğini, neden boşandığını, kocasıyla ne tür problemlerinin olduğunu, çocuğun velayetinin kimde olduğunu, Arif’in neden ona mesaj attığını, milli güvenlik derslerine giderken sivil öğretmenlerle neden görüştüğünü falan sormuşlar. Bir de ellerinde ona ait görüntüler olduğunu söylemişler. Ama nedir, ne değildir bilmiyorum.

Sizce bütün bunların sebebi ne?
- Bilsem, “Arif neden sana mesaj gönderiyordu? Boşanmak üzere olan Evren’le niye görüşüyordun?” Koca koca adamların dertleri bu! Temmuz’dan beri kızın üzerine geliyorlardı. 6 Kasım’da “Seni Askeriye’den attık” dediler, 7 Kasım’da canına kıydı.

Ordudan atıldığı gün...
- O gün nöbetçiydi. Ama akşam 17.00’de kapı çaldı, geldi, “Hayırdır Nazlı sen nöbetçi değil misin?” dedim. “Anne, beni ordudan attılar” dedi. “Hayırlı olsun meleğim kurtulduk!” dedim. Gülümsedi. “Üzülmedin mi anne?” “Yok” dedim. “Offf” dedi, “Şimdi rahatladım.” Şuraya oturdu, bacaklarını uzattı, “Omzumdan bir yük kalktı” dedi. Tamamen kızımın yanındaydım yani. Ah vah demedim. Onun bir daha evlilik yapmasını bile istemiyordum. “Birlikte yaşa” diyordum. Benim için vız gelir tırıs gider birilerinin kızımı ahlaksızlıkla suçlaması, kızımı benden iyi kim tanıyacak? “Dava açarız, hakkımızı ararız” dedim. Sonra eşyalar üzerine konuşmaya başladık. Hangisi kalsın, hangisi gitsin. “Buzdolabını ve giyeceklerini alırız, gerisi kalsın boş ver” dedim.

EGEMEN’İ İSTANBUL’A GÖTÜRECEKTİ

Görünürde anormal hiçbir şey yoktu yani...
- Hayır. Cuma günü oğlu Egemen’i İstanbul’a reklam ajansına götürecekti. Resimlerini yollamış, kabul etmişler, “Görüşelim” demişler. Bilet almıştı. Onları burada bekleyecektim, İstanbul dönüşü Osmaniye’ye gidecektik. Ertesi gün de silahını teslim edecekti...

Peki o sabah?
- Uyandı. Kartlarımı verdim ona, bankaya para yatıracaktı. Oğlunu öptü, “Silahımı teslim edip döneceğim” dedi. Gitti. Yolda Arif armış, “Seni bekliyoruz üste” demiş, o da “Hemen geliyorum” diye cevap vermiş. Oysa yolda değilmiş, intihar edeceği yerdeymiş. Beş Tepeler diye bir piknik yeri. Sabah sekiz buçuk sularında göğsüne kurşunu orada sıkıyor ve çimlere düşüyor.

Bu olup bitene ne anlam veriyorsunuz?
- Veremiyorum. Temmuz’da burnunu yaptırdı, iki gün önce kıyafet aldı. Eğlence nerede, Nazlıgül oradaydı. ‘Gangnam Style’ı açıp oğluyla bir dans edişi vardı, çok tatlılardı. Üst üste yaşadıkları onu çok yıprattı. Bu son soruşturma da tüy dikti, kendini köşeye kıstırılmış hissetti. Bize de göstermedi. İyi oyuncuydu. Sivil hayatta ne yapacağını da düşünmüş olabilir. Oysa endüstri mühendisliği diploması vardı. Pilotluk eğitimi de almıştı. İş bulurdu.

Haberi nasıl aldınız?
- Bir sürü insan telefon açıyor, saçma sapan şeyler söylüyorlar kapatıyorlar. “Nazlıgül nerede, orada mı?” Sonra içime bir kurt düştü, internete baktım, “Yoksa bu benim Nazlı mı?” dedim. Çığlığıma komşular koştu. Ağla ağla, kızımı göstermiyorlar bana da bir şey söylemiyorlar. Akşam kızımı cenaze aracında gördüm. Çok güzeldi, sakin sakin orada yatıyordu. Sebep olanları parçalayasım geliyor. İlaçla ayakta duruyorum. Olaydan iki gün sonra da kalbimle ilgili operasyon geçirdim

En başa dönseniz, asker olmasına izin verir miydiniz?
- Asla! Olan kızıma oldu, toprağın altında yatan o! Birtakım adamların kararı yüzünden. İki binbaşı, bir yüzbaşı karar vermiş. Nasıl karar verebilirler Nazlı’nın ahlaklı olup olmadığına? Etek boyu mu ahlaksızlık? Yazışma, görüşme midir? Nedir? Yetmedi bu ülkedeki ikiyüzlü ahlak yüzünden kadınların ödediği bedel!

HAMİŞ:
Nazlıgül intihar ettiği gün, Facebook’undaki her şeyi siliyor ve sadece bir Sezen Aksu şarkısı bırakıyor. Kayseri’ye son bir kez bakıyor ve göğsüne kurşunu sıkıyor. Şarkının adı ‘Son Bakış’. 12 Eylül’de özel kanunla yaşı büyütülerek idam edilen 17 yaşında Erdal Eren’e yazılan bir şarkı. Sözleri çok acıklı: “Aman aman yandım aman/ Kurşun gibi izler/ Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda...”
 

NAZLIGÜL’LE AYNI KADERİ PAYLAŞAN M.Y.
Az kalsın ben de intihar edecektim

Bir kadın, neden asker olmak ister?
- İnsanın içinden gelen bir şey bu. Kendimi bildim bileli, “Subay olacağım” diyordum, Hava Harp Okulu’na girmeyi her şeyden çok istiyordum...

Neden Kara, Deniz değil de, Hava?
- Bu soruyu onlar da sordu. “En iyisi olmak istiyorum! O yüzden buraya başvurdum” dedim. Benim için, “O olmazsa buna gireyim, bu olmazsa şuna” yoktu. Üniversite sınavında kimya mühendisliğini kazanmıştım, kayıt bile yaptırmadım.

Girerken zorluk çektin mi?
- Hayır, zaten sporcuydum. Fiziksel olarak hiç zorlanmadım. Yapım da müsaitti, hiçbir disiplinsizliğim olmadı.

Müracaat ettiğin dönemde, ‘kadın-asker’ olabilmenin şartları neydi?
- Seçilecek kadın askerlerin güzel olması önemliydi. Bunu da gizlemediler. “Madem kadın alıyoruz, hem akıllı hem güzel olsun” dediler. Benim dönemimdeki bütün kızlar, hem yetenekli hem de çok güzeldi. O dönemde, 8 bin kişi arasında ilk 10’a girdim, gazetelere çıktım.

O dört yıl bir kadın için ne kadar zordu?
- Askerlik zor. Sürekli ast-üst ilişkisi, emir-komuta zinciri, mantıklı şeyler var, olmayan şeyler var. Ama bir şekilde itaat ediyorsun. Ben de hep öyle yaptım. Ama tabii ki erkeklerin çoğunlukta olduğu bir yerde, azınlık olmak zor. Hava Harp Okulu’nda 256 kişi arasında 13 kadındık. Askersin ama aynı zamanda kadınsın, etrafındakiler de erkek. Dikkat etmen gerekiyor. Şort giyemezsin, dar giyemezsin. Ne yaparsan yap, aşık olan oluyor, bazıları musallat oluyor. Ama asıl kabus okuldan sonra başladı...

KAPININ ÖNÜNE KOYDULAR

Nasıl bir kabustu yaşadığın?
- Yüksek lisansımı yaptım. Kurmay olmaya hazırlanıyordum. İkmalciydim. Rütbem de yüzbaşı. Lojmanda kalıyordum. Bir siville nişanlıydım. Bir anda, beni kapının önüne koydular. Ordu yuvam, askeriye ailemdi. Sivil hayat nedir bilmem. Sebebini bile söylemeden attılar. Sonradan öğrendim: ‘Ahlaksızlık, disiplinsizlik’. Ben de aynı Nazlıgül gibi intihar edecektim. Kendimi oturduğum apartmanın balkonundan atmayı düşündüm. O kadar umutsuzdum.

Bir dakika şunu baştan anlat...
- 2011 Haziranı. Dediler ki, “İkmal Grup Komutanlığı’nda silah sayımı yapılacak, M.Y. sen topla, say.” “Emredersiniz” dedim. O arada bana da sordular, “Silahın nerede?” “Depoda” dedim, “Onu da getir.” Getirdim. Sonra birlik komutanım beni çağırdı, “M.Y, seni ordudan ayırıyoruz” dedi. Şoke oldum. “Ne yapmışım komutanım?” dedim, “Biz de bilmiyoruz” dedi. “Avukatın aracılığıyla Hava Kuvvetleri genel sekreterliğine gerekli yazışmaları yapar, öğrenirsin.” Bu kadar! Kimseyle vedalaşamadım bile. ‘İlişki kesme kağıdı’nı herkese imzalatmışlar. Silahım da onlarda, kimliğimi alıp beni kapıya koydular.

Ne yaptın?
- Hava Kuvvetleri’ne dava açtım.

Peki neymiş hikâye?
- Bir erkek beni şikayet etmiş. Ahlaksızmışım güya. Önüme gelenle yatıyormuşum. Lojmana adam alıyormuşum. O yüzden. Ama şikayet eden kim, kimler ifade verdi, neler söylediler, bunlar yok. Her şey gizli. Askeri İdare Mahkemesi böyle bir şey. Kendini doğru düzgün savunamıyorsun bile. Dedim ki, “Yaptığım bir ahlaksızlık varsa, bunu ispat edin!” Hiçbirini ispatlamadılar, bana soru bile sormadılar.

Nasıl oluyor böyle bir şey?
- Oluyor işte. İspatsız, kanıtsız beni önüne gelenle yatan biri haline getirdiler. Bundan daha onur kırıcı ne olabilir?

10 YILDA DOKUZ KİŞİ

Sence bütün bunların sebebi ne?
- Eşimle tanışmadan önce bir yüzbaşı sevgilim vardı. Birkaç ay birlikte olduk. Beni dövmeye başladı. Ayrılmak istedim. “Hiçbir kadın bana tekmeyi vuramaz. Ben istersem ayrılırım” dedi. Psikolojik problemliydi. Ben uzaklaşmaya çalışıyorum, o üzerime geliyor. Bir de üstümdü. Psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladı. Bunu adı ‘mobbing’. “Seni orduda barındırmayacağım” dedi, “Seni attıracağım” dedi, “Herkesle yattı diyeceğim” dedi. Ben ihtimal vermedim. Ama yaptı.

Peki ona ne oldu?
- Hiçbir şey. Çünkü o erkek. İsmi bile ifşa edilmedi. Bir suç işledimse bunu bir kişiyle işledim değil mi? Bir erkekle. O neden ortada yok? Yok. İkincisi bu suçu işlediysem beni mahkemeye çıkar, yargıla ve adalete teslim et. Beni yargılamadan kapalı kapılar ardından onun bunun ifadesini alarak, üç kişinin imzasıyla ahlaksızlıkla suçlama.

13 yılını resmen çöpe attılar öyle mi?
- Evet. Dahası 82 bin TL tazminat talep ediyorlar. Hava Harp Okulu’nda benim için harcadıkları paraymış. Madem bir disiplinsizliğim var, önce ihtar ver, hapse sok çıkar. Yine adam olmuyorsam, o zaman at. Uyarılmamışım, disiplin cezası almamışım, kınama almamışım beni atıyorsun...

Ben de tam sana, ahlaksızlık gerekçesiyle ordudan atılıp intihar eden Nazlıgül’ü soracaktım. Onu en iyi sen anlarsın diye...
- Evet, okulda Nazlıgül’ün lideriydim. Benden üç-dört yaş küçüktür. Güzelliği bir tarafa inanamayacağın kadar hayat dolu, neşeli, cıvıl cıcıl kızdı. Herkesin taklidini yapar, bizi gülmekten kırar geçirirdi. Yaşadığı baskıları tahmin edebiliyorum.

İyi ama insan 4 yaşındaki çocuğunu arkada bırakıp intihar edebilir mi?
- Eder. Ben de edecektim.
Sivillerin bunu anlaması mümkün değil. Asker oldum diye bu kadar gururlandıktan sonra, saçma sapan bir gerekçeyle ordudan atılınca, hayatın da çöpe atılıyor. İntihar dahil her şeyi düşünürsün. Beni nişanlım kurtardı. O olmasaydı, şimdi yaşamıyor olacaktım. Atıldıktan sonra sivil hayata alışamadım. Uyum sağlayamadım. Bir askerin sivilde yeni bir hayat kurması çok zor. Nazlıgül’ü de en son bir eğitimde gördüm...

Neler konuştunuz?
- Dedi ki, “Abla, kendimden rütbece kıdemsiz birini sevdim. Arkamıza istihbaratçılar taktılar, apar topar, alelacele evlendik. Flört etmemize biraz zaman tanısalardı, ikimiz de birbirimizle yapamayacağımızı anlayacaktık. Bedelini boşanarak ödedim. Ama dünya tatlısı bir oğlum var.” dedi. Çok çok yazık oldu. Nazlıgül’ü de nasıl sıkıştırdıklarını tahmin ediyorum. Silahını da almaları gerekirken almamışlar. Ertesi gün o silahı teslim etmek yerine, kendini öldürmeyi tercih etmiş. Ben araştırdım, son on yılda dokuz kişi böyle intihar etmiş. Çünkü artık son nokta geliyorsun. Seni o son noktaya getiriyorlar...