...................
...................
CADI ÖLMEDİ, TÜRKİYE’DE YAŞIYOR 
Gülşah Karadağ
Birgun Gazetesi, 12 Nisan 2013
                         
...................
 
...................

Günlük hayatta 'serbestlikten yana' ama 'tutucu' biri olduğunuzu söyleseniz, size kendini bilmez derler. Israrla bu iki niteliği aynı anda taşıdığınızı savunarak yaşarsanız, iki temel iktidar aygıtı 'para' ile 'silah'ı da elinizde bulunduruyorsanız, kendini bilmezliği yaşam biçimine dönüştürebilirsiniz.

80'lerde Margaret Thatcher rüzgârıyla İngiltere'den başlayıp tüm dünyayı saran, bugün AKP'nin kendini tanımlamakta kullandığı 'liberal muhafazakârlık' (neoliberalizm) budur. Bütün karmaşık pratiğinin ve teorik tartışmaların ötesinde, 'kendini bilmezlikle' özetlenebilir. Değer yargılarını alt üst eder, toplumsal zemini ortadan kaldırır, kendi anlamsızlığını muhalefete yansıtır, yapı güdükleşir.

'Demir Lady' Margaret Thatcher öldü. Mirası Türkiye'de yaşıyor. Başbakan Erdoğan'ın iktidarı Thatcher'ınkine o kadar çok benziyor ki, insanın 'politik reenkarnasyon' diye bir kavram üretip, ona inanası geliyor!

Thatcher, Birleşik Krallık'ta 1979-1990 arasında iktidardaydı.

Başbakanlık öncesinde Muhafazakâr Parti'de çeşitli görevler aldı. Sonra başkanını devirdi.

Seçimleri üç kez kazandı. İktidarda en uzun dönem kalan başbakan oldu.
Çıraklık döneminde dolaylı vergileri artırdı.

Kalfalık döneminde özelleştirme ve sendikasızlaştırmaya hız verdi.
Ustalık dönemini, emek karşıtı ve antidemokratik uygulamalarını kalıcılaştıracak bir 'sistem' kurmaya adadı.

Demir Lady, "Büyük bir ekonomik krizin
(!) ardından dümenini devraldığı İngiltere'yi 10 yılda 'muhafazakar bir özgürlükle serbestleştirerek' (!) 'monarşi' günlerindeki (!) gücüne kavuşturmayı hedefledi!"

Sonra ne oldu? Demir Lady dönemi, partisinin içten çatlaması sonucu bitti. Sadece 20 yıl sonra İngiltere ekonomisi çöktü. Artık daha da işsiz, daha da düşük gelirli, daha borçlu, bütçe açığı daha yüksek bir İngiltere var. Küresel gücü eriyor. Elde satıp savuracak mal da kalmadı. Bakalım, 'politik reenkarnasyon' süreci nereye kadar doğrulanacak?

'Yeni Osmanlıcı liberal muhafazakâr' AKP'nin lideri Başbakan Erdoğan'ın, Erbakan'ın siyaset sahnesinden silinmesini takiben iktidara gelmesinden 24 yıl önce iktidar günleri başlayan Margaret Thatcher'ın dönemi, 8 temel ekonomik sonuçla özetlenebilir:

-Dolaylı vergiler artırıldı, vergi yükü 'malvarlığı sahiplerinden' emekçilere doğru kaydı.

-1979'da 1.5 milyon olan işsiz sayısı 1990'da 3 milyonu aştı. İşsizlik oranı yüzde 5,3'ten yüzde 9,5'e çıktı.

-Çalışma yaşamında yapılan düzenlemelerle sendikaların gücü kırıldı. Sendikalılık oranı düştü.

-Kamu kuruluşlarının 'verimsiz' ve 'zarar üreten' yapıları özelleştirme seferberliğiyle 'sona erdirildi.' Enerji en büyük hedefi oldu.

-Hükümet harcamaları yüzde 42.7'den yüzde 39.2'ye düştü.

-Kişi başına düşen milli gelir yüzde 181 arttı ama zenginler lehine. En zengin yüzde 1'lik kesimin milli gelirden aldığı pay yüzde 6'dan yüzde 10'a yükseldi.

-Enflasyon yüzde 22'den yüzde 9.7'ye geriledi.

-Yüksek faiz politikası izlendi. 1979'da yüzde 14 olan faizler, 1990'da enflasyon tek hanedeykenbile yüzde 15 düzeyindeydi.

10 yıllık AKP iktidarında yaşananlar aynı değil mi? Sendikalar can çekişiyor. Baskı, siyasi operasyonlara kadar uzandı. AKP'ye yakın konfederasyonlar 10 yılda hem özel sektörde hem de kamuda hakimiyet elde etti. Esnek çalışmadan 4+4+4 eğitim sistemine ve taşeronlaşmaya, çalışma yaşamında geniş hak kayıplarına ve örgütsüzlüğe sebep olan bir dizi değişikliğe gidildi. Meslek odaları seçimle ele geçirilemeyince tümden işlevsizleştirildi. İşsizlik oranının yapısal düzeyi çift hanelere yakınsadı. Telekom, TÜPRAŞ, elektrik dağıtımı, elektrik üretimi, Hazine arazileri, belediye arazileri, köprü ve otoyollar, Milli Piyango ya özelleştirildi ya özelleştirme kuyruğuna alındı. Sağlık, sosyal sigortalar, istihdam alanları 'liberalleşti.' Milli gelirdeki artış Türkiye'nin 80 yıllık ortalamasıyla aynı düzeyde kalırken, zenginlerin refah düzeyinde sıçrama görüldü. Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirine payı yüzde 70'e çıktı (OECD ortalaması yüzde 30.)

Tüm bu gelişmeler içinde, tıpkı Thatcher döneminde olduğu gibi, enflasyon geriledi, hükümet harcamaları düştü.

Sadece, 'faiz' konusunda kafalar karışık. AKP döneminde faiz oranları üç haneli rakamlardan tek haneye indi. Ancak bu, 'düşük faiz' anlamına mı geliyor? Türkiye, geçen on yıl boyunca kendisiyle aynı kategorideki ülkeler arasında hep en yüksek faizi veren ülke oldu. Bugün gösterge faiz yüzde 6 civarında seyrediyor, hâlâ en yüksek faiz bizde. Yabancı sermaye için 'faiz cenneti'yiz.

İçeride ise durum farklı. Merkez Bankası'nın deneysel politikası, içeride halkın borçlanma faizlerini enflasyonun iki katına kadar yükseltirken, borç verme faizlerini enflasyonun altına -hatta yarısına kadar- indirdi. Buna, amiyane tabirle 'halkı kazıklamak' deniyor. Kibar tabiri 'resmi soygun' olabilir. Thatcher'ın gurur duyacağı bir tablo.

Thatcher öldü.

Binlerce İngiliz sokaklara dökülüp 'Bitch is dead' (Kibar çevirisi 'şirret öldü.' Ama öyle de demeyelim biz, ne olur ne olmaz, 'cadı öldü' diyelim) sloganlarıyla şenlik yaptı.

Thatcher öldü.

'Ustası' olduğu sisteme uygun biçimde, 'Cenazesini en ucuz fiyatı veren firmanın kaldırması' için ironik bir imza kampanyası başlatıldı. 'Liberal muhafazakar' bileşkesinin kusursuz örneği bu teklife 24 saat içinde 30 bini aşkın kişi imza attı.

'Bu ne kendini bilmezlik' mi dediniz Sayın Başbakan, ama sisteminiz budur!