...................
...................
YÜZLERİ KIZARMADAN ASLA ANLATAMAZLAR
Mehmet Y. Yılmaz
Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu

Hürriyet Gazetesi, 22 Haziran 2013 
                         
...................
 
...................

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gezi Parkı protestolarına polisin müdahale tarzını övmüş ve demokrasi sınavından başarıyla geçtiğini açıklamıştı.

Dün elini bir kademe yükseltti ve “Polisimiz Taksim’de destan yazdı” dedi!

Hızını alamadı “Polisimiz kurşun yiyor, karşılığında su ve biber gazı sıkıyor” diye de ekledi.

“Kahramanlık destanı” yazılırken gencecik kızlar yerlerde sürükleniyor, öylece duran insanların gözünün içine gazlar sıkılıyordu.

İnsanların canı daha çok yansın diye TOMA’ların suları kimyasal silaha dönüştürülüyor, hedef gözetilerek atılan gaz fişeklerinden insanların gözü çıkıyor, kafatası çatlıyordu.

Yerlere düşen insanların tekme ve coplarla dövülmesi bu kahramanlığa ekstra bir asalet de katıyordu tabii!

Kurşun yiyen polis ortada yoktu ama Ethem Sarısülük polis kurşunuyla öldürülmüştü.

Başbakan bunları kahramanlık olarak görüyor ve sahip çıkıyorsa söylenecek bir şey de kalmıyor doğal olarak.

Polisiyle ne kadar iftihar etse azdır!

Beş–altı polis, aralarına aldıkları, teslim olmuş gençleri sadistçe döverken bundan kahramanlık çıkarıyorsa helal olsun.

Öyle görünüyor ki Başbakan giderek kendi kendini daha da gaza getiriyor.
Meydanlardaki vahşeti kendisinin emrettiğini de söylüyor.

Meydanlarda günahsız yere canı yakılan insanların ahlarından kurtulmak için çok dua etmesi gerekecek.

Avrupa Birliği’ndeki büyükelçileri de çağırmış ki Emniyet olayları anlatsın, onlar da gidip Avrupalılara anlatsın!

Çok iyi bir fikir!

Bakalım büyükelçiler insanların üzerine kimyasal silaha çevrilmiş suların sıkılmasını, otoparklarda garibanların dövülmesini, kızların saçlarından yerlerde sürüklenmesini nasıl açıklayabilecekler?

Bunları, demokratik meşruiyet içindeki olaylarmış gibi anlatırlarken muhataplarının ve büyükelçilerin yüz ifadelerini görmeyi ne kadar çok isterdim!

Zulm ile abad olunmaz

BAŞBAKAN, bir dönem “kardeşlik” yaptığı ama daha sonra düşman olduğu Esad’ı unuttu.

Şimdi Türkiye’deki insanlara daha çok kızıyor, işkenceci polise sahip çıkıyor, vatandaşlarının kimyasal sularla zehirlenmesine onay veriyor.
Bu arada da Esad bildiğini okumaya devam ediyor tabii.

Ama buna gönlüm razı olmadı, Başbakan’ın Esad’a seslenişlerinden küçük bir derleme yaptım. Esad okusun da aklı başına gelsin diye!
İşe yarar mı, göreceğiz.

“Esed. Gittiğin yol yol değil. Bu yol çıkmaz sokaktır. Daha fazla kan akıtmadan, daha fazla masum sivilin canını almadan bu yoldan dönmesini bir kere daha tavsiye ediyorum. Ey Beşşar, men dakka dukka. Ey Beşşar, eden bulur.”

“Tanklarla, toplarla iktidar bir yere kadar. Gün gelecek sen de gideceksin. Çünkü o koltuklar baki değil. O koltuklar geçicidir. Çok söylememize rağmen, maalesef anlamadı Suriye’nin başkanı.”

“Ne yaparsa yapsın hak galip gelecektir. Hiç endişeniz olmasın. Belki bedeli ağır ve zor olacaktır. Ama er geç, Suriye halkı buradan zaferle çıkacaktır.”

“Beşşar yönetiminin yanında asla değiliz. Zira halkına tankla topla silahla yürüyen bir rejimin yanında bizim olmamız mümkün değildir.”

“Şunu unutmayın her kutlu doğum sancılı olur. İnşallah bu kutlu doğum Suriye’deki kardeşlerimizin iradeleriyle tecelli edecektir. Zalim Esad zulmüyle anılacaktır, babası hayırla yâd edilmiyor, kendisi de hayırla yâd edilmeyecektir.”

“Suriye’deki uygulamayı şu anda bir diktatör uygulaması olarak görüyoruz.”

“Suriye’de kanlı halk hareketlerinin olmaması için çeşitli reformlar gereklidir.”

“Kendi halkına zulüm eden bir yönetimle bir işimiz olmaz.”

“Zulm ile abad olunmaz.”

Sorun da bu: Kimse görmemiş!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, polis şiddetini eleştirenlere ve genel olarak medyaya verip veriştirirken şunu da söyledi:

“Yanında bebeğiyle şiddete uğrayan başörtülü kadını görmüyor.”

Başbakan’ın gerçekleri işine geldiği gibi çarpıtmasına alışkınız ama bu kadarına da artık pes demek gerek!

Günlerdir bu konuyu konuşuyoruz ama İstanbul Emniyeti’nin bu konuyu açıklığa kavuşturmak için kılını kıpırdattığına ilişkin bir işaret almış değiliz.

İddialara göre ellerinde kamera kayıtları da var ama ortada bir tane sanık yok!

Şu kişileri bulmak ne kadar zor olabilir?

Sayıları 70 ile 100 arasında, üstleri çıplak, ellerinde deri eldivenler, başlarında garip sargılar olan yetişkin erkekler. Üstelik kadının üzerine çişlerini de yapıp, arkalarında DNA izi de bırakmışlar.

Kadını korumaya çalışırken iddiaya göre öldüresiye dayak yiyen yaşlı adam ve yanındaki kızı. O kalabalıktan böyle “öldüresiye” dayak yedikten sonra en yakın hastaneye kaldırılmış olmalı zaten. En azından bölgedeki ambulanslarda tedavi görmüş olmalı.

İstanbul’da polis bu işlerin uzmanı!

Kamera kayıtlarını izliyor ve suçluları şıp diye yakalıyor. 

İzleri bu kadar belli kişileri nasıl olup da bulamıyor?

Başbakan gibi soruyorum ben de: Bebeğiyle şiddete uğrayan kadının başına gelenleri gören kimse yok mu?

Durduk yerde otoriter olmuyor tabii!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın olağan salı azarlamalarından nasibini alanlar arasında, Gezi Parkı eylemcileri baş sıradaydı.

“Bir avuç çapulcu” diye yola çıkmıştı, bunlar artık nasıl büyüklükte bir avuç ise her gün onlardan söz ediyor, onlar için mitingler düzenliyor.

Demek ki o kadar da küçük bir avuç değillermiş! 

Azarlama faslı sürerken öyle bir söz söyledi:
“Yazılı ve görsel medyadakiler bu tiplere hadlerini bildirmiyor. Önce haddini bileceksin yahu. Sen kalkıp da yok bilmem ne platformuymuş, ne platformu olursan ol yahu. Ayaklar ne zamandan beri baş olmaya başladı.”

Bu Başbakan’ın ilk ayak–baş kıyaslaması değil.

2008 yılında sendikaların 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlamalarına izin verilmediğinde de böyle konuşmuştu: “Ayaklar baş olursa kıyamet kopar.”
Hep söylüyorum, Türkiye’de ta Osmanlı’dan beri oluşmuş bir devlet geleneği var ve iktidara gelen kim olursa olsun aynı şeyin etkisi altına girmekte gecikmiyor.

Bu da en genel tanımıyla iktidarın, hükümet etmenin belli bir kesimin imtiyazında olduğu, geri kalan “ayakların” bu işlere karışmaması gerektiğidir.

Yakın bir geçmişe kadar, AKP ideolojisindeki bir partinin iktidara gelmemesi gerektiğini savunanlar da böyle söylüyordu: Ayaklar, baş olur mu?

Bir demokrasiden söz ediyorsak, evet olur!

Çünkü demokrasilerde herkesin oyu eşittir, sırf belli bir görüşe oy verdi diye belli bir grubun oyu daha değerli, öbürününki daha değersiz değildir.
Ve artık günümüzde demokrasiden söz ediyorsak “çoğulcu” bir rejimden söz ediyoruz demektir, o zaman en azınlıktaki ayakların bile oyları, talepleri, istekleri meşrudur, değerlidir.

Başbakan’ın bu elitist sözleri, “tek adam olma düşüncesini” iyice içselleştirdiğini gösteriyor.

Nitekim bu tutum bütün davranışlarına da yansıdı. Her şeye o karar veriyor.
İhale mi var, kime verileceğinin kararı ondan geçiyor. Park mı yapılacak, o karar veriyor. Kaç çocuk doğuracağınıza, içkinizi nerede ve nasıl içeceğinize de! Hangi görüşün, hangi ortamda seslendirilebileceğini de o kararlaştırıyor, gazetelerin hangi manşeti atıp, hangi fotoğrafı basacağını da!

“İleri demokrasi” vaat eden bir iktidarın, gittikçe daha fazla otokratik bir görüntü kazanmasının nedeni budur.

Artık her copun ardında Başbakan var

BU memlekette işkence ve kötü muamelenin önüne bir türlü geçilemiyor olmasının nedeni, işkenceci polislerin ilk derece amirlerinden başlayarak, bütün devlet yetkilileri tarafından korunmasıdır. Emniyet müdüründen tutun, valiye, savcıya ve hatta yargıca kadar bütün yetkililerin genel eğilimi budur.
Onun için de ne işkence biter, ne kötü muamele.

Ama bugüne kadar hiç olmazsa iktidarlar, bakanlar, başbakanlar yalancıktan da olsa işkenceye karşı çıkarlardı.

Polisin aşırı şiddet kullanması, talimatları hiçe sayarak gaz bombalarını kapalı alanlara atması, gaz fişeklerini atarken hedef gözetmesi, TOMA’ları birer kimyasal savaş silahına dönüştürmesi, talimatlara aykırı olarak plastik mermileri hedef gözeterek atması Başbakan tarafından “Taksim’de destan yazmak” olarak nitelendirildi.

Bundan sonra bilin ki Türkiye’de polisin aşırı şiddet kullanmasının önünde hiçbir engel kalmadı.

Başbakan, bu sözleriyle, halkına uygulanan şiddeti oturup zevkle izleyen malum liderlerden biri haline gelmiş bulunuyor.

Böyle olaylarda artık ne polisi, ne amirlerini suçlayın! Ne valiyi, ne de içişleri bakanını!

Önceki günden itibaren halka uygulanacak aşırı şiddetin tek sorumlusu Başbakan’dan başkası değildir!