...................
...................
İSTANBUL’DAKİ 38 BİN POLİSİN 5600’Ü
MAKAM ŞOFÖRÜ
Ayşe Arman
Hürriyet
Gazetesi, 17 Temmuz 2013 
                         
...................
 
...................

“POLİS röportajı”nı Yeşilköy’de yaptım.

İki sivil, iki çevik, uzun uzun ince ince Gezi’de, sonra teşkilatta yaşadıkları olumsuzlukları anlattı.
Doğruya doğru, onların derdi teşkilatın içindeki haksızlıkları kamuoyuna yansıtabilmekti.
Çünkü canlarına tak etmiş.
Polis teşkilatında bir sürü polis intihar etti.
Rakamlar ortada.
Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) verilerine göre 2000’den bu yana 340.
Emniyet-Sen’e göre ise bu sayı 600’ün üzerinde.
2012 yılında 20 kişi.
Bu yılın ilk 6 ayında intihar eden polis sayısı ise daha şimdiden 20’yi bulmuş durumda.
Gazetelerde haber oldu, yeni bir şey değil.
Pek çok polis, bu gidişata “Dur!” demek için, sosyal medya üzerinden örgütleniyor.
Bir de ortada sendika var.
 
Emniyet-Sen.
Biraz sosyal medyada araştıran, zaten neyin ne olduğunu görür.
Girin bakın:
@polishaklari
http://facebook.com/poliskursusu
http://polishaklarigrubu.blogspot.com

CUMARTESİ, YÜZÜ AÇIK POLİS

Röportaja, “Gezi tanıklıkları”yla başladık.
Daha sonra da teşkilatta yaşanan haksızlıklara geldi sıra.
Ne var ki, bir röportajın iyi olması için sadece anlatılanlar yetmiyor, fotoğraf da gerekiyor.
Çıktık bir park bulduk.
Uçsuz bucaksız bir parktasınız ve yüzünün görünmesini istemeyen 4 kişi var.
Fotoğraflarını çekeceğiz.
Evden çıkarken her ihtimale karşı 4 bere kapmıştım. Allah’tan almışım o bereleri.
 
Taktılar, arkalarını döndüler.  
Çok iyi sonuç vermedi, estetik de olmadı.
Elimizde maske filan da yoktu, n’apsak, n’apsak, kâğıtları maskeye benzer şekilde kestik.
O da içimize sinmedi.
Manyaklık bende, “Bu kadar oldu!” de, yürü, devam et değil mi?
Hep daha iyi olsun istiyorum. Röportajlarda içerik kadar görselliğe de önem veriyorum.
“Bir daha çekim yapalım” dedim. Ertesi gün, pazar günü gördüğünüz çevik kuvvet kıyafetleri içinde çektik.
Kasklarla yüzlerini kapatmak daha kolay oldu.
Ama bu sefer de, “Hadi ya, böyle poz veren polis mi olur?” dediler.
Ne yapsan suç.
Salaklık bende.
Üçüncü sayfa haberi gibi fotoğraf dayayacaksın, olacak bitecek.
Yalancılığım kalmadı. Provokatörlüğüm kalmadı. Kadınlığım kalmadı. İnsanlığım kalmadı. Akla gelmeyen küfür kıyamet.
Takvim gazetesi, Ayşe Armanpour dedi.
Ağaçla röportaj yapmış insanları ciddiye alacak halim yok. Ama manasız işler...
Bir de Christiane Amanpour’la bir benzerlik kurmaları hakaret değil, olsa olsa iltifattır ama nerede onlar da vizyon, o zekâ...
Alper T. diye bir adam çıktı Twitter’da, “Kadının hayatı yalan. Ne röportaj yaptığı polis var ne de başka bir şey... O polisler yok ise yeryüzünün en namussuz kadınıyım diye kendi köşenden yazacaksın ve seçeceğim 4 polise öpücük vereceksin, var mısın?” dedi.
Bu ne iğrençliktir!
“O polislerle beni tanıştırırsan ve doğru olduğuna ikna olursam, o dört polise 200 bin lira ve birer daire vereceğim” dedi.
20 küsur yıldır bu işi yapıyorum.
Olmayan bir şeyi yazmam mümkün mü?
Bu nasıl bir şuursuzluktur!
Tamam aldırmayıp yolumuza devam ediyoruz ama bu kendi bilmezlere de, “Yettiniz be!” demek istiyorum.
Bu vesileyle de demiş oluyorum.
Bugün 4 polisin anlattıkları son buluyor.
Cumartesi de yüzü açık bir polis anlatacak.
Tamam mı? Okuyun ve sessizce dağılın!

1. Polis anlatıyor

POLİS İNTİHARLARININ SEBEBİ

Polisteki intiharların oranı dikkat çekici. Sence neden oluyor?
- Sadece Gezi olayları sırasında 9 polis intihar etti. Sebep hep aynı. Bizde bunu anlatmaya çalışıyoruz. Çalışma şartlarımız, amir, müdür baskısı... Bizde yaşananlar mobbing filan değil, basbayağı işkence. Bir noktadan sonra polis patlama yaşıyor. En son intihar her şeyi anlatıyor. Ben o canına kıyan memurla o sabah mesajlaştım, ne yazık ki kendini öldürmesine engel olamadım. Sabah işe giderken gördüm, Facebook’a şöyle yazmıştı: “Polisin de adalete, insan gibi yaşamaya ve çalışmaya hakkı olduğunun farkına varılması için İzmir-Çeşme Adliyesi’nin önünde kendimi şehit edeceğim. Umarım işe yarar. Sesimiz duyulur. İnşallah siz, geride kalan meslektaşlarım, hak ettiğiniz özlük haklarına ve insani çalışma şartlarına kavuşursunuz. Arkamda bıraktığım 71 yaşındaki annemi oğulsuz, 9 yaşındaki zaten annesiz büyüyen oğlumu babasız, ailemi ve sevenlerimi de bensiz bıraktığım için üzgünüm, ancak meslektaşlarımın geri bıraktığım emanetlerime sahip çıkacaklarına şüphem yok”. Bir de not vardı, “Vakıfbank’taki iki adet kredi kartımın borcu var. Eğitim konusunda da oğluma yardımcı olabilecek hayırseverlere şimdiden teşekkür ediyorum”. Bunları kendi profilinde paylaşıyor. Mesajı görür görmez, “Erol Bey, intihar çözüm değil. Hiçbir şey ölmeye değmez, hiç kimse yoksa bile oğlunuz için yaşayın. Orada mısınız, bir ses verin!” diye yazdım. Ne yazık ki, o arada intihar etmiş. Düşünün neler yaşanıyor bu teşkilatta, bu arkadaşımızı bile intihardan döndüremedik...
Bir insan bu kadar düzgün cümleler kurup, sonra kafasına sıkar mı?
- Facebook’a yazdığı metin belli, Çeşme’de intihar ettiği saat de, girin bakın, arada beş dakika var. Bu yazdığı her şeyi özetliyor aslında. Emniyet hep, “Ailevi nedenler, maddi sebepler ve psikolojik bunalım!” diyor. Nedense bütün o sebepler de polisleri buluyor! Kim inanır buna...

Amirlerin kızlarını okuldan almaya giden polisler

İstanbul’da 38 bin polis memuru var, 5600 tanesi makam şoförü olarak kullanılıyor. Aslında çok az kişinin makam şoförü olması gerekirken İstanbul’da binlerce var. Vatandaşa hizmet etmesi gereken araçlar, amirlerin özel işlerine, karılarına, kızlarına tahsis edilmiş durumda. Bir ilçe müdürüne sadece 8 tane polis tahsis edilmiş, düşünün. Bu insanlar hizmetçi olmak için mi polis oldu? Amirlerin kızlarını okuldan almaya giden polis arkadaşlarımız var, seslerini bile çıkaramıyorlar...

Kasklarda numara olmaması hukuka aykırı... Sorumlusu idareciler

Kasklarda numara olmamasının 2 sebebi vardı. Birincisi, olayların bu kadar büyüyeceği düşünülmemişti. Büyüyünce, izinde olan, raporlu olan, ‘tayini-şark’ı çıkmış tüm polisler apar topar göreve çağırıldı. Gecenin 2’sinde gelmemiz istendi. Bu yüzden birçok polis, kendisine ait olmayan kaskları takmak zorunda kaldı. Ve kendilerine ait olmayan kaskların üzerindeki numaraları bantla kapattılar. Hem polisin başkasının kaskını takmak zorunda kalması hem de bantlaması, hukuksuz bir işlem ama maalesef idareciler buna göz yumdular. İkincisi de, yeni mezun polislere yeni kasklar geldi. Bunlar sıfır olduğu için henüz numara basılmamıştı. Bu da hukuksuz bir işlem ama bunun da tek sorumlusu idareciler.

OKUL BAŞKA ÇEVİK BAŞKA

Çevik kuvvet çok genç arkadaşlardan oluşuyor. Sanki bir oyundasın. Bilgisayar oyunu gibi. Müdahale var, aksiyon var. Adrenalin var. Zaten özellikle çok gençleri alıyorlar ki, sorgulama yeteneği çok olmasın diye. Eski memurlardan alsalar ‘çevik’in bu kadar şiddet uygulayacağını düşünmüyorum. Gençler sorgulamıyorlar. Ben polis okulundan çıkıp ‘çevik’e katıldığımda söylenen ilk laf şuydu: Okulda gördüğünüz her şeyi unutun. Burası ayrı bir dünya”. Öyle de 
gerçekten...

HER ŞEY SUÇ

Teşkilat olarak bugüne kadar polislere nasıl ceza verebiliriz, onları nasıl cezalandırırız, onları zorbalıkla, zulümle nasıl yönetiriz, bunun peşinden koşmuşsunuz. Bu teşkilatın sorunlarını nasıl çözeriz, bu teşkilatın mensuplarını nasıl eğitiriz diye düşünülmemiş. Bugün on binin üzerinde polise soruşturma açıldı. Niye? Facebook’a iki satır kendi fikrini yazmış diye. Sendikaya üye olmamış ama destekliyor. Bu bile suç!

KANUNLAR DEĞİŞMEDİKÇE

Kanun, tüzük ve yönetmelikler sil baştan değişmedikçe ve polis siyasete bağımlı kaldıkça, bu sorunlar devam edecek. Ayrıca biz bu tür olaylardan sonra taltif, ödüllendirme gibi şeyler değil, hakkımızı istiyoruz. Zam değil para değil, çalışma saatlerimizin düzenlemesini istiyoruz.

16 BİN POLİS DAVALIK

Devlet kurumlarının içinde, insan hakları ihlaline en çok maruz kalan kurumların başında geliyoruz. O yüzden bu kadar çok intihar var. 16 bin polis kendi kurumuyla davalık. İlginçtir, kazanma oranı da yüzde 98. Yargılamalarda sürekli kurum kaybediyor. O kadar insan haklarına aykırı uygulamalar var ki, Gezi Parkı küçük bir kısmı...