...................
...................
SORGULAYAN POLİSE VATAN HAİNİ DENİYOR
Ayşe Arman
Hürriyet
Gazetesi, 19 Temmuz 2013 
                         
...................
 
...................

İnanıyorum ki…
Gezi’den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Polis teşkilatı dahil.
Toplumun her kesiminde bir farklılaşma, bir değişim çabası gözleniyor.
Birkaç gün önce başladığım polis röportajları Faruk Sezer’le son buluyor.
Sezer, Emniyet Sen’in başkanı.
Sendika faaliyetlerine katıldığı için meslekten ihraç edilmiş.
Teşkilattaki haksızlıklara dur diyebilmek için Emniyet Sen’i kurmuşlar.
Ve her geçen gün biraz daha seslerini yükseltiyorlar.
Mücadeleden vazgeçecek gibi de durmuyorlar!

Kaç yıl aktif polislik yaptınız?

- 19.

Neden ayrıldınız?

- Ayrılmadım, ihraç edildim!

Sebep?

- Sendika kurduğumuz için.

İhraç edildiğinizi öğrendiğinizde ne hissettiniz?

- Silahımı teslim ederken gözlerim doldu. Dile kolay 19 yıl. Ama teşkilatı tanıdığım için böyle bir şey bekliyordum.

Polisin, sendikalaşması serbest mi?

- Anayasamızın 12.13. ve 51. maddeleri, polise bu hakkı veriyor. 90. maddesinin atıfta bulunduğu uluslararası sözleşmeler de. Ama “Ne ölçüde kullanılacağı kanunla belirlenir” deniyor. Bu da hiç mümkün olamayacağı anlamına gelmiyor. Ne var ki, 4688 sayılı kanunun 15. maddesinin J bendinde yasaklanmış. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Anayasada mümkün, kanunda değil.

Bu durumda polisler, haklarına ne kadar sahip çıkabiliyorlar?

- Çıkamıyorlar. Zaten sendikayı kurma sebebimiz de bu. Biz, teşkilatta reform isteyen polisleriz. Size günlerdir konuşan polisler gerçekleri anlatıyorlar. Gezi Parkı’nda net bir şekilde görüldü, polisler sadece öne sürülen kişiler. Lojistik destekleri filan yok. Kaderleri amirlerinin iki dudağı arasında, 18 gün boyunca evlerine gidemediler. Hiçbir yetkileri yok, inisiyatif kullanmaları mümkün değil. Biz artık bu gidişata “Dur!” demek istiyoruz.

BÖCEKLER BİZDEN DEĞERLİ

Teşkilatta tam olarak neler yaşanıyor?

- Acıklı şeyler. Öyle kokuşmuş bir sistem ki, itiraz eden polis olursa yıldırarak baş etmeye çalışıyor; baş edemediklerini de intihara sürüklüyor…

Nasıl yani?

- Art arda bu kadar çok polisin intihar etmesi tesadüf olamaz değil mi? Amirinin özel işini yapmadığı için sürülen, bir günde içinde beş kere görev yeri değiştirilen polisler var. Antalya’da daha geçtiğimiz hafta 5,5 aydır oradan oraya sürüldüğü için bir polis isyan etti, meydanlara çıktı, “Artık yeter bana bunu yapmayın!” diye haykırdı...

Bunların sebebi ne?

- Şöyle bir anlayış yaygın: “Amirin özel işini yapmayan, kötü memurdur. Kötü memurun sonu da sürgündür!” Bu kadar net. Amir, “Oradan iki çay getir!” diyebiliyor memura. Oysa teşkilatta, çaycı kadrosunda arkadaşlarımız var. Buna rağmen, sırf egosunu tatmin etmek için memurdan çay istiyor. Ya da çocuğunun şoförlüğünü yaptırıyor, “Git okulunun önünde bekle, çıkınca al getir” diyor. Memur da iki saat orada dikiliyor. Sorsanız, bahane hazır: “Personel yetersiz” derler. Nasıl yetersiz! 250 bin personel var, Avrupa standartlarına yakın. Anlayacağınız bu teşkilatta işler keyfi yürüyor.

Amirlerle memurların çalışma şartları farklı yani…

- Elbette. Amirler, kendilerini ‘işveren’ olarak görüyorlar. İşlerine gelmeyen bir durum ortaya çıktığında, “Mesleğini elinden alırım! Köyüne geri gönderirim!” lafları başlıyor. Oysa amir olmak, ona böyle söyleme hakkı vermiyor. İkisi de devlet de memuru, amir de, memur da. Ama işte, memurun çorabına, ense tıraşına, sakalına takıyor. Cebinde pamukla gezen amirler gördüm ben…

Niye?

- Traşı, sinek kaydı olmuş mu, olmamış mı onu anlayacak. Pamuğu alıyor, yüzüne sürüyor, parça kalırsa, “Sakal tıraşı olmamışsın!” diye ceza veriyor. Oysa, sakalı gür arkadaşlarımız var. Ben mesela biraz önce tıraş oldum ama şimdi pamuk sürsen, kalır yüzümde. Ceza vermek istiyorsan, her şeye verebilirsin. Onlar da hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Telefonda konuşman suç, sosyal medyada olman suç, ekip arabasından çıkman, bekleme yapman suç, güneş gözlüğü takmak bile suç!

Bayağı ‘böcek’ gibi mi davranıyorlar?

- Böcekler bile bizden kıymetli! Buna rağmen biz amirleri değil, sistemi eleştiriyoruz. Ya da şöyle diyelim, sistem içinde yanlış yapan amir ve memurları.

Polis teşkilatı, hangi kanunlarla yönetiliyor?

- İşte sorun bu! Her şey nuh nebiden kalma. ‘Emniyet Teşkilatı Kanunu’ desen 1937 tarihli. Bir de ‘Polis, Vazife ve Salahiyetler Kanunu’ var. İsmi bile Osmanlıca. O kadar eski. O da 1934’ten beri yürürlükte. ‘Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’ var, o da 1978’den kalma…


POLİSİN YÜZDE 94'Ü ÜNİVERSİTE MEZUNU

Neden yenilenmemiş o kanunlar?

- Çünkü istemiyorlar! Çağdaş kanunlara tabi olacak polisi, istediğin gibi yönetemezsin. Dağ kanunundan daha berbat kanunlarla yönet ki, istediğin gibi kullan. E bu durum da birilerinin işine geliyor ki, aynen böyle devam ediyor. Artık polisin yüzde 94’ü üniversite mezunu, 30’larda çıkardığın kanunla onları yönetebilmen mümkün mü?

Peki polis bu şartları değiştirebilmek için çaba göstermiyor mu?

- Sendikadan önce bireysel mücadeleler vardı. Ama bir faydası olmadı. Birlikten güç doğar diye birleştik. Öteki türlü, ‘psikolojisi bozuk… Kötü polis… Tembel polis’ gibi tabirlerle suçlanıyorduk. Gerçi, bana kimse bugüne kadar özel işini yaptıramadı…

Siz nasıl başardınız?

- Eğer kanunu bilirsen, hakkını aramayı bilirsen, kimse seninle uğraşamaz. Ama herkes bilmiyor. Bir kere kolunu kaptırırsan, gövdeni de ruhunu da gitmiş bil. Emniyet Sen’in Genel Başkanı da ben de, şimdiye kadar, tek bir cezası bile olmayan polislerdik. Kanunu iyi bildiğimiz için, hiç açık vermedik. 80’lerden kalan düdük ve eldivenimi bile, mesleği bırakana kadar cebimde taşırdım. Ola ki benimle uğraşmak isteyen biri, “Düdüğün nerede?” diye sorar diye. Çünkü o düdük yoksa, isterse ceza verebilir. Kimse bana “Neden çorabın gri?” de diyemezdi çünkü kanunda yazıldığı gibi hep siyah çorap giydim. Ve siyah iç çamaşırı. Resmi ayakkabının dışında ayakkabı giymedim. Oysa bize verilen resmi ayakkabılar adi, ayağı pişiren ayakkabılar. “Teşkilat gelişti” deniyor ama bu ayakkabılar yüzünden ayak yapısı bozulan pek çok memur var. Olsun, ben yine de giydim. Ama giymediği için ceza alan tonla arkadaşımız var.

10 YILDA 630 POLİS İNTİHAR ETTİ

Sendika kurmanızın en önemli sebebi…

- Tabii ki intiharları önlemek. Bu meslekte uzun süre kalınca, o kadar çok intihar olayına tanık oluyorsun ki, için oyuluyor. 8 aylık polis memuruyken, oda arkadaşım intihar etti. Ekip arkadaşım intihar etti. Oysa intihar, bizim toplumumuzda, dinen kabul edilen bir şey değil. Buna rağmen, intihar eden arkadaşlarımız arasında beş vakit namaz kılanlar vardı. Bu kadar dinine bağlı insanlar nasıl intihar etti? Demek ki bu teşkilatta öyle kötü şeyler yaşadılar ki, maneviyatlarından vazgeçip canlarına kastettiler.

BASKILAR YILDIRMALAR VE BİTMEZ BİR MOBBİNG

Sendikanın çalışmasından ne kadar memnunsunuz? Ne kadar mesafe kat edebildiniz…

- 8 ayda önemli adımlar attık. En önemlisi, farkındalık yarattık. Sonra, gönüllerde kabul gördük. Şu an 11 bin üyemiz var. 250 bin de gönüllü üyemiz. Ayrıca, yöneticiler bilincinde, “Artık Emniyet-Sen var” algısını yerleştirebildiğimiz için arkadaşlarımızın uğradığı bazı haksızlıkların önüne geçebildik. “Çocuklarımı artık resmi arabayla okula göndermiyorum, tedirgin oluyorum çünkü Emniyet Sen var” diyen bir müdür biliyorum mesela. Biri bile huzursuz oluyorsa, gelecekten umutlu olmamamız için hiçbir sebep yok…

Bütün polis teşkilatı içinde, 11 bin üyenizi, ciddiye bile almıyorlardır…

- Olur mu? Çok alıyorlar. O yüzden de bizimle uğraşıyorlar.

İntiharların ana sebebi, çalışma şartlarının kötülüğü mü?

- Yok değil. Bir sürü sebep var. Baskılar, yıldırmalar, mobbingler, izin alamamak yüzünden aile kavgaları, maddi sorunlar… İntihar edenler için diyorlar ki, “Psikolojisi bozuktu!” İyi güzel de, bu teşhisi koyabildiğine göre, onun psikolojisinin bozuk olduğunu biliyordun. Sormazlar mı adama, biliyordun da, niye yardımcı olmadın? Niye silahını almadın? Silahıyla dolaşmasına izin verdin? Niye kafasına sıkıncaya kadar bekledin? Ve en önemlisi, sorunlarını giderebilmesi için, neden şartlarını iyileştirerek yardımcı olmadın?

HAYROLA, HANIMLA SORUN VARMIŞ...

Psikolojik sorunu olan adama ne yapılıyor teşkilatta?

- Soruşturma açılıyor! Sonra da sürülüyor!

Psikolog- msikolog?

- Rehberlik diye bir birim var. Ama ne işe yaradığını bilmiyoruz. Gidiyorsun, sorununu anlatıyorsun, ertesi gün amirin karşına geliyor, “Hayrola hanımınla sorunun varmış!” diye seni azarlıyor. Böyle vakalarla karşı karşıyayız. Yardımcı olmak istiyorlarsa, gerçekten olsunlar.

İntihar oranları ne seviyede?

- Bize göre son on yılda 630 civarı. Ama Emniyet Genel müdürlügü 320 diyor. Oysa, biz bu rakamı, şehirlerdeki temsilcilerimizden sıcağı sıcağına alıyoruz. Emniyet Genel Müdürlüğü’nun resmi rakamlarına göre 1990-2010 arası 516 intiharı var. İlginç olan nokta şu, bunun 427’si polis memuru. Sadece üçü birinci sınıf emniyet müdürü. İntihar eden ikinci sınıf emniyet müdürü yok. Üç ve dördüncü 4. sınıf emniyet müdüründen birer tane var. 1 emniyet amiri, 6 baş komiser, 4 komiser, 7 de komiser yardımcısı… Orantısızlığa bakar mısınız? Demek ki yüksek rütbeliler arasında bunalım geçiren yok? Aile hayatları mükemmel, her işleri yolunda… Polis memurlarını hiç sormayın…

Bu yıl intiharlar ne durumda? 
- 2012’de 20, bu yılın ilk 6 ayında 20’yi buldu. Eskiden açıklanmıyordu bazı intiharlar, gizleniyordu. Ama sendika olunca, saklanamaz hale geldi.

İntihar etmek ‘suç’ mu?

- Suç tabii. İntihara teşebbüs, tedaviyi gerektiren bir durum değildir, memurun hakkında hemen soruşturma açılır. “Neden?” diye sorulur, ceza verilir, başka bir yere sürülür. Bakın şöyle şeyler yaşanıyor bu teşkilatta, bir polis intihara teşebbüs ediyor, ölmeden kurtarılıyor, soruşturma açılıyor, cezalandırılıyor, Köprü’ye sürülüyor. İntihar etmek isteyen birinin gönderileceği en son yer, hani orada başaramadın, burada tamamla der gibi. O polis de zaten, “İntihar ettim çok şükür ölmedim, ama beni Köprü’ye sürdünüz. Buradan her gün biri aşağıya atlıyor. Ne demek istiyorsunuz? Yarım kalan işimi tamamlamak için mi beni buraya gönderdiniz?” diye dilekçe yazıyor. Onun üzerine apar topar alıp Vatan Emniyet’te bir büroya veriyorlar…