...................
...................
KASET MASET

Ahmet Hakan
Hürriyet Gazetesi, 10 Aralık 2013

                         
...................
 
...................

DENİZ Baykal’ın kaseti çıkınca...

-“Bu özel hayat değil, genel hayat” dediler.
-“Kasetlerde neler olduğunu görüyoruz” dediler.
-“Bu kasette olanlar bizim muhafazakâr yapımıza ters” dediler.

MHP’lilerin kaseti çıkınca...
-“Milliyetçi muhafazakârların şu düştükleri hale bakın” dediler.
-“Vay anam vay... Neler dönmüş neler” dediler.
-“Kasetlerin ardı arkası kesilmiyor sayın seyirciler” dediler.

Ve gün olup devran dönmesin mi?
Kasetlerin kendi mahallelerinden çıkma ihtimali belirmeye başlamasın mı?
Şimdi hep beraber...
-“Kaset çıkarmak çok alçakça bir şeydir” diyorlar.
-“Bel altına inilmemeli” diyorlar.
-“Mahrem diye bir şey var kardeşim” diyorlar.

Yahu bir kere de kendi başınıza gelme ihtimali belirince değil, başkalarının başına geldiğinde bir tutum alın, bir duruş sergileyin be mübarekler!
Bir kere olsun yapın şunu.

Medyasızlık o kadar da kötü bir şey değildir

MUHALEFET şikâyet ediyor:
Onu 16 kanal günde üç sefer birer saat canlı gösteriyor ama bizi gösteren yok.

Bu yaklaşımın arkasında şu anlayış yatıyor:
“Ne kadar çok görünürsen o kadar çok kazanırsın.”
Oysa bu hükme, biraz kuşkuyla yaklaşmak gerekir.

Mesela elimizde kapı gibi şöyle bir örneğimiz var:
Bir zamanlar bu ülkede 16 kanalın 16’sı birden Tayyip Erdoğan bir yerlere gelmesin diye uğraşıyordu.
Ne oldu?
Hepsine rağmen geldi Tayyip Erdoğan...

“Medyasız kaldık anne” diye feryat etmenin âlemi yok yani...
Yeter ki...
Medyasızlığı lehine çevirecek enerjin, gücün, azmin, sözün, inadın, davan, hırsın, inanmışlığın, dikkatin, özverin, cesaretin, dayanışman olsun.

Fethullah Gülen bir kaset komplosunu engellemiş

SON sohbet videosunda Fethullah Gülen, gayet samimi bir şekilde anlatıyor.
Diyor ki:
“Bana seneler evvel bir telefon geldi. Dediler ki ‘Bir büyük zat, nefsine uyarak bir yerde bir tane alüfte (cilveli, düşük, oynak kadın) ile buluşmaya gidiyor’. Gece yarısı Türkiye’de onu tanıyan bir arkadaşa telefon ettim. ‘Kalk, evine koş git, oraya gitmesin katiyen. Hem kendisi masiyete girmesin (günaha girmesin), hem de hafazanallah (Allah korusun) bir komplo meselesi ise şayet günümüzde geldiği noktaya gelemez’ dedim.”

Gülen’in bu anlattıklarını dinledikten sonra kafamda beliren “deli sorular”ı sormadan geçemeyeceğim:
-Gülen’e telefon edenler kimlerdi acaba? İsim olarak sormuyorum, makam mevki olarak soruyorum. Hangi makam mevkideydiler ki henüz gerçekleşmemiş olan bir eylemin bilgisine sahiptiler?
-Bu şahıslar neden Türkiye’de henüz meydana gelmemiş ama az sonra meydana gelecek bir olayın bilgisini, ta Amerika’daki Fethullah Gülen’e iletme gereği duydular?
-Henüz oluşmamış, oluşacak olan bir “kaset komplosu”nu haber alabilecek kadar gelişmiş bir istihbarata sahip olan bu şahıslar, bundan önceki kaset komplolarından da haberdar mıydılar acaba?
-İleride “çok mühim mevkilere gelecek zat” için sağlanan bu koruma perdesi, neden Baykal için de, MHP’li milletvekilleri için de devreye girmedi, giremedi? Neden onları da bir “uyaran” çıkmadı? Baykal’ın ve MHP’li vekillerin başları kel miydi?

Anket takibindeyim

HERKES kendi meşrebine göre anket sallıyor:
-“AK Parti İstanbul ve Ankara’yı aldı... İzmir’de kafa kafaya...” diyen var.
-“Sarıgül sildi süpürdü” diyen var.
- “Seçime falan gerek yok, anahtarları yeniden Melih’e teslim edin” diyen var.
-“AK Parti yüzde 50 değil, yüzde 70 alacak” diyen var.
- Sesleri cılız da çıksa CHP lehine şişirme yapanlar var.

Şimdiden uyarıyorum:
Yayınlanan anket sonuçlarının tümünü bugünden itibaren takibe almış durumdayım.
Sallama yapanlar için 30 Mart’tan sonra “bir mahcubiyet rüzgârı” estirtmek için...

Sen niye çaktın imzayı?

ABDÜLLATİF Şener konuşmuş.
Demiş ki:
“2004’te ben de MGK üyesiydim... Söylenenler doğru değil, o zaman hükümet çok güçlüydü, baskı hissetmiyordu.”

2004 MGK’sına imza atan hükümet yetkililerinden biri de Abdüllatif Şener.
Bu durumda sormak lazım kendisine:
Madem güçlüydünüz, madem diğerleri bilerek ve isteyerek imza attı, sen niye imza attın ki o metne? Senin durumun ne olacak? Neden ‘Siz imzalarsanız imzalayın ben
imzalamam’ demedin?


Anket takibindeyim

HERKES kendi meşrebine göre anket sallıyor:
-“AK Parti İstanbul ve Ankara’yı aldı... İzmir’de kafa kafaya...” diyen var.
-“Sarıgül sildi süpürdü” diyen var.
-“Seçime falan gerek yok, anahtarları yeniden Melih’e teslim edin” diyen var.
-“AK Parti yüzde 50 değil, yüzde 70 alacak” diyen var.
-Sesleri cılız da çıksa CHP lehine şişirme yapanlar var.

Şimdiden uyarıyorum:
Yayınlanan anket sonuçlarının tümünü bugünden itibaren takibe almış durumdayım.
Sallama yapanlar için 30 Mart’tan sonra “bir mahcubiyet rüzgârı” estirtmek için...


İnsan gerçekten hayret ediyor dedirten üç şey

-BİR: “Falanca iyi ama çevresi kötü” cümlesi, epeydir mavra konusu oluyordu. Bu cümleden yola çıkılarak espriler yapılıyordu. Kısacası “kullanım değeri” kalmamış bir cümle haline gelmişti bu... “Cemaat/Hükümet kavgası”, bu cümleyi yeniden dolaşıma soktu: Gün geçmiyor ki hükümet yanlısı bir kalemden, “Hocaefendi iyi ama çevresi kötü” anlamına gelecek yazılar okumayalım. Cumhurbaşkanımızın da buyurdukları gibi: İnsan gerçekten hayret ediyor.

-İKİ: Ergenekon ve Balyoz operasyonlarına maruz kalanların sıklıkla kullandıkları bir cümle vardı: “Yargıya ve emniyete sızan Cemaat çetesi”. Cümle böyle kurulur, ardından da Cemaat’e veryansın edilirdi. Ve sürpriz! “Cemaat/Hükümet kavgası”, bu cümleye el değiştirtti... Artık hükümete yakın kalemler, hem de büyük bir iştahla şöyle yazıyorlar: “Yargıya ve emniyete sızan Cemaat çetesinin dağıtılması gerekiyor.” Cumhurbaşkanımızın da buyurdukları gibi: İnsan gerçekten hayret ediyor.

-ÜÇ: PKK terör yapsa ya da asker kaçırsa... Çok değil kısa bir süre öncesine kadar tüm devlet yetkililerimiz, ağız birliği etmişçesine “Bıçak kemiğe dayandı” açıklaması yaparlardı... Ta Evren’lerden, Özal’lardan beri değişmeyen bir edebiyattı bu “bıçak/kemik” edebiyatı... Bu hükümet mensupları da çok yapmıştır bu edebiyatı... Ve sürpriz! Artık “bıçak/kemik” edebiyatı bitti, yerini “Süreç baltalanmak isteniyor” cümlesi geldi... Cumhurbaşkanımızın da buyurdukları gibi: İnsan
gerçekten hayret ediyor.

Alttan ısıtmalı bulvar nasıl buzlanabilir?

ALTTAN ısıtmalı bulvar yapmak, Melih Gökçek’in dâhiyane fikriymiş.
Fakat gelin görün ki daha “Ne işe yarayacak, bu nedir aga, alttan ısıtmalı yol mu olur” falan demeye kalmadan...
Alttan ısıtmalı bu yol, ilk karda buz tutmuş ve araçların artistik hareketler yapmasına yol açmış.
Peki neden? Ne oldu da dondu acaba?
Ben “başganıma” birkaç neden çıkardım:
-Biri kazanları yakmayı unutmuştur.
-Otpor’un komplosudur.
-Karayalçın’ın suçudur.
-Gezi’ciler kolu çekmiştir.
-Melih Gökçek’in kalpleri ısıtan gülümsemesi buzun erimesine kifayet etmemiştir.
-Fosforlu kedigözü falan... Yani nazar değmiştir.