...................
...................
İKİ BİN POLİSİ AFİYETLE YEDİLER

Ahmet Hakan
Hürriyet Gazetesi, 08 Ocak 2014

                         
...................
 
...................

GAZETECİ Metin Göktepe, gözaltında polisler tarafından öldürüldüğünde...

“Eski Türkiye”nin egemenleri, emniyet teşkilatında bir bekçiye bile dokunmamışlardı.



“Eski Türkiye”nin egemenleri böyleydi de...
“Yeni Türkiye”nin egemenleri farklı mı?

Ali İsmail, Eskişehir’in ortasında “polis/vatandaş dayanışması” sonucu dövülerek öldürüldüğünde...
“Suçu polisin üzerine atmak için arkadaşları öldürmüş olabilir” dediler.
Bir tanecik emniyetçiyi bile oradan alıp şuraya vermediler.

Ethem, Ankara’da herkesin gözü önünde polis kurşunuyla öldürüldüğünde...
Vuran polise “Durum en azından tartışmalı, sen en iyisi bir süre polislik yapma” bile diyemediler.
Bırakın bunu demeyi...
Ankara’nın göbeğine “Türk Polisi! Ankara halkı seninle gurur duyuyor” diye pankart astılar.

Roboski’de ana kuzuları savaş uçaklarının bombardımanıyla katledildiğinde...
Bir tek askere bile dokunmadılar.
Ne dokunması!
Dağlanan yüreklerin karşısına daha dün dayadılar nal gibi “takipsizlik kararı”nı...

Ceylan diye bir kız çocuğu vardı.
Güneydoğu dağlarında çobanlık yapıyordu.
Havan topuyla öldürdüler Ceylan’ı...
“Belki bir cisim çarpmıştır” dediler.
Bir onbaşıya bile kıyamadılar.

Hrant Dink’in katline seyirci kalan polisler, istihbaratçılar, askerler falan...
Hiçbirinin keyfini bozmadılar.
Hiçbirinin...

Polisi yedirmediler, valiyi yedirmediler, savcıyı yedirmediler, istihbaratçıyı yedirmediler, generali yedirmediler, onbaşıyı yedirmediler, bekçiyi bile yedirmediler.

Ne zaman ki haklarında yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ortaya atıldı.
Yemelere ve yedirmelere doyamıyorlar.
Habire yiyorlar, habire yediriyorlar.
İki bin polisi görevden aldılar, yine de yatışmadılar:
Göreve getirdiklerini bile görevden aldılar.

“Yedirmeyiz” falan hikâye oldu yani.
Artık nerede bir polis müdürü falan görseler, afiyetle yiyorlar.
“Yedirmeyiz” falan diyorlardı.
Resmen vampir oldular, resmen zombi oldular.
Durduramıyoruz: Habire yiyorlar.

Türkiye’de her şey olursun bir tek rezil olmazsın

DAHA dün “Türkiye’de devrim oldu, yargı artık milletin emrine geçti” diye köşe yazıları patlatmışsın...
Aradan üç gün bile geçmemiş, bir de bakmışsın ki...
Türkiye’de devrim falan olmamış, yargı da milletin değil Cemaat’in eline geçmiş.
Bari biraz yüzün kızarsın, bari bir ay izne çık, bari ekranlardan şakımayı bir süreliğine kes be kardeşim.

Daha dün “Bir kahraman savcı çıkar, işte böyle çökertir derin devleti, işte böyle dize getirir tüm darbecileri” diye destanlar yazmışsın...
Aradan üç gün bile geçmemiş, bir de bakmışsın ki...
Savcının kahramanlıkla alakası yokmuş.
Bari biraz utan, bari bir süre insan içine çıkma, bari ekran ekran dolaşma, bari “Daha dün bu adamı göklere çıkarıyordum, şimdi yerin dibine batırmam yakışık almaz” de be kardeşim.

Daha dün “Cemaat’in yargıyı ele geçirmesi pek şükela olmuştur, Cemaat sayesinde darbe planları ortaya çıktı, keşke solcular da 12 Eylül’den önce yargıyı ele geçirseydi” diye hınzırca cümleler yazmışsın... Daha dün “Cemaat yargıyı ele geçirdi” diyenlerle kafa bulmuşsun...
Aradan üç gün bile geçmemiş, bir de bakmışsın ki...
Cemaat yargıyı ele geçirmiş.
Bari “Ben sessizce kaybolayım” de, bari “Rezil olduk ulan” de, bari “Ben şimdi insanların yüzüne nasıl bakarım” de... Bari azıcık olsun utan be kardeşim.

Daha dün “Savcıyla görüştüm, polisle görüştüm... Ahmet’i içeri tıkacaklar, Fatih’e yapmadıklarını bırakmayacaklar... Her şey çok güzel olacak... Aslan savcı abilerim benim, kaplan polis müdürlerim benim” diye ayıplı şeyler karalamışsın...
Aradan üç gün bile geçmemiş, bir de bakmışsın ki...
Aslan abilerin ile kaplan müdürlerin pençelerini sizinkilere geçirmiş.
Bari biraz adam ol, bari biraz insan ol, bari biraz delikanlı ol da dün göklere çıkardığın polis ve savcıyı ilk satan sen olma be kardeşim!

Sizi gidi şakacılar sizi

İKTİDARIN sosyal medya ekibindeki arkadaşlar, gayet alaycı, gayet şakacı, gayet matrak bir edayla Savcı Zekeriya Öz’ün tatillerine gönderme yapıyorlar.
Twitter’da dolaşıma soktukları alaycı cümle şu:
“Zekeriya bizi tatile götür.”
Harika bir espri!
Şahane bir gönderme!

İyi ama bu kıyıcı alaycılık, neden sadece Zekeriya Öz konusunda sergileniyor?
Bu espri kabiliyeti, neden başka şahıslar söz konusu olduğunda ortaya çıkmıyor, çıkamıyor?
Söz konusu “Muammer, Zafer, Egemen, Reza, Genel Müdür...” falan olunca matraklık neden bir anda yerini kemal-i ciddiyete bırakıyor?

“Zekeriya bizi tatile götür” diyenler...
- Mesela neden “Zafer bize kol saati al” cümlesine Twitter’da zirve yaptırmıyorlar?
- Mesela neden “Egemen’e giden çantadan biz de isteriz” cümlesini sosyal medyada gazlamıyorlar?
- Mesela neden “Ayakkabı kutumu açtım, bekliyorum” türü bir espriyi “topiklerin trendi” yapmıyorlar?
- Mesela neden “Muammer bizi de gör” diye bir şakayı ortaya salmıyorlar?
- Mesela neden “Keşke Reza’yı biraz da biz söğüşleseydik” diye şakalar, komiklikler falan yapmıyorlar?
Neden? Ama gerçekten neden?

Bir fıkra kahramanı olarak Fehmi Koru

MEŞHUR fıkradır:
Suçüstü yakalanan adamın teki mahkemede “Avukatımı isterim” demiş. Hâkim, “Suçüstü yakalanmışsın, avukatın ne diyecek ki?” diye sorunca “Ben de onu merak ediyorum” demiş.

“Cumhurbaşkanı/Başbakan/Fethullah Gülen” arasında posta güvercinliği yaptığı ortaya çıkan, ani “bir gazetecinin yapmaması gereken şeyi” yaptığı, inkâr edilemeyecek biçimde ortaya serilen gazeteci Fehmi Koru için “Dur bakalım, bu durumu nasıl açıklayacak” demiş, “Neyi merak ediyorsun? Adam suçüstü yakalandı... Ne yazabilir ki?” diyenlere de “İyi ya... Ben de onu merak ediyorum” diye yanıtlamıştım.

Fıkradaki adam, avukatının ne diyeceğiyle ilgili merakını giderebildi mi? Bilmiyoruz, bilmiyorum.
Ama ben, Fehmi Koru ile ilgili merakımı giderdim.
Fehmi Koru, iki gündür yazdıklarıyla kendini öyle bir savunuyor ki...
Fıkra kahramanları falan solda sıfır kalır.

Akrep ile kurbağa

BAŞBAKANLIK Danışmanı Yalçın Akdoğan bir hikâye yazmış...
Dereden geçirdiği akrep tarafından sokulan kurbağanın hikâyesini...
Tam derenin orta yerinde kendisini sokan akrebe “Neden” diye sorar kurbağa...
Akrep cevap verir: “Benim karakterim bu.”

İnsanın aklına bin türlü soru geliyor...
Mesela şu tür sorular?
- Kurbağa kim? Akrep kim?
Dere neresi?
- Neden kurbağa, akrebi sırtına almaya gerek duymuş ki?
- Kurbağa, akrebi sadece iyilik olsun diye mi sırtına almış? Ne yani, kurbağanın bu işten hiç mi çıkarı olmamış?
- Akrebin karakterini bilmeyecek kadar saf olan kurbağaya dere emanet edilir mi?
- Kurbağanın “millet iradesi” dışındaki bir iradeyle dereyi geçmeye çalışmasının bir gerekçesi var mı?
- Akrebin derenin ortasında kurbağayı sokmasının “karakter” dışında başka bir açıklaması olamaz mı? Bir de akrebi dinlemekte yarar yok mu?
- Kurbağa akrebin dershanelerini ısırmaya kalkmasaydı, akrep yine de kurbağayı sokar mıydı acaba?