...................
...................
İNŞALLAH ERDOĞAN’LA DAVUTOĞLU YİNE ORMANDA KAYBOLMAZLAR!

Hasan Cemal
T24 Gazetesi, 13 Haziran 2014

                         
...................
 
...................

Bir soru:

Türkiye’nin 900 kilometrelik Suriye sınırında kiminle, hangi güçle komşu olması çıkarlarına uygun düşer?

Bu soruyu dün telefonda ‘Musul olayı’nı konuşurken, Rojava’nın nüfuzlu partisi PYD’nin lideri Salih Müslim sordu.

Şöyle devam etti:

“Mesela Taliban’ın hakim olduğu bir  Afganistan’la mı?..”
Ve böyle bir durumun yol açabileceği bir başka ihtimale değindi:
“Pakistan’laşan bir Türkiye mi?..”

Haritaya şöyle bir bakın.

Türkiye’nin güneyinde, toplam 1300 küsur kilometrelik Irak ve Suriye sınırı uzanıyor İran’dan Akdeniz’e kadar.

Türkiye’nin Güneydoğusunu da içine alan ve bu coğrafyanın adı Kürdistan.

Türkiye Kürdistanı...
Irak Kürdistanı...
Ve Suriye Kürdistanı ya da Rojava.

İran Kürdsitanı’ndan başlayarak Akdeniz’e kadar uzanan bu topraklarda yaşayanların çok büyük çoğunluğu  -radikal İslamcı akımlardan da pek öyle hazzetmeyen- Kürtler’den oluşuyor.

Güney sınır şeridi IŞİD’in eline geçerse…

Şimdi bir an düşünün:
Türkiye’nin güneyindeki bu şerit IŞİD gibi, el Nusra ya da el Kaide gibi, Afganistan’daki Taliban gibi İslamcı bir devlet ve toplum düzeni kurmak için en vahşi şiddet eylemlerine başvurmayı mübah addeden bir örgütün -veya örgütlerin- hâkimiyetine geçmiş olsun.

Türkiye’nin çıkarına mı olur böyle bir gelişme?..
Türkler ve Kürtler bundan kazanır mı, kaybeder mi?

Örneğin, 900 kilometrelik Suriye sınırına bitişik bu topraklar IŞİD’in eline geçtiğinde bu örgüt, özellikle Türkiye topraklarında yoksulluk içinde yaşayan 1 milyon Suriyeli göçmeni radikalleştirerek Türkiye’yi kıyısında köşesinden Pakistan’laştırabilir mi?

En azından istikrarsızlaştırabilir mi?

Ya da Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak isteyen iç ve dış odakların taşeronluğuna soyunabilir mi?

Salih Müslim: Kürt fobisinden kurtulun

Bu konularla ilgili olarak PYD lideri Salih Müslim’le telefonda dün sabah biraz beyin jimnastiği yaptık.

Nisan ayı sonlarında Süleymaniye’de görüştüğümüzde bana söylediklerini hatırlattı.

İki mesaj vermişti.
Biri Erdoğan’a, biri Barzani’ye.

Erdoğan’a mesajı:
“Kürt fobisinden kurtulun, Türkiye Ortadoğu’da Kürtlerle
büyüsün!”

Irak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani’ye:
“Hendeği yanlış yerde açıyorsun, Kürtleri bölüp zayıflatıyorsun!”
 
Salih Müslim, IŞİD’in Musul’u ele geçirmesiyle, Kerkük’ü, enerji odaklarını  tehdit etmeye başlamasıyla birlikte, bu uyarılarının ne kadar haklı çıktığını belirtti.

Evet, haklı çıktı.

Erdoğan’la Barzani IŞİD’i falan bir tarafa bırakmış ne yapıyorlardı?

En başta Rojava Kürtleri’nin kolunu bükmek için uğraşıyorlardı.
Sınırlara dikenli tel çekerek, beton duvar örerek, hendek kazarak Rojava Kürtlerine ekonomik ambargo uygulamanın peşindeydiler.

Ankara uzun zaman IŞİD’e, el Nusra’ya şu ya da bu yolla arka çıkarak bu radikal İslamcı örgütleri Rojava Kürtleri’ne karşı kullandı.

Sadece Rojava’ya değil, Şam’daki Beşar Esad rejimine karşı da kullandı.

Peki, sonuç ne oldu?

Ankara’nın kullanmak istediği silah gerisin geriye geldi kendisini vurdu!
Dünkü yazımda belirttiğim gibi:

Erdoğan’ın Suriye politikası Musul’da bir kez daha iflas etti!
Salih Müslim dün sabah ‘Musul olayı’ndan hem Erdoğan’ın hem Barzani’nin gerekli dersleri çıkarmalarını temenni ediyordu.

Bir yandan Başbakan Erdoğan’ın Türkiye ve Rojava Kürtleri’yle birlikte ileriye dönük ortak oyun planları kurması gerektiğinin, diğer yandan Barzani ve KDP’nin bölge Kürtlerini hendek vesaire kazarak bölmek yerine birleştirmek için çaba göstermesinin altını çiziyordu.

Ve uyarıyordu:
“IŞİD’in Musul’u alıp Kerkük’ü tehdit ediyor olması, enerji hatlarını ele geçirmek için hamleler yapması, Erbil’den hiç de uzak olmaya bölgelere kadar gelmesi hayra alamet değildir. Güçleri birleştirmek zorundayız.”

KCK bildirisi

Bu konuda Salih Müslim KCK’nin yayımladığı bildiriye de dikkat çekti. Salı günkü bildiride şu satırlar yer alıyordu:

Kürdistan'ın kazanımları bugün açık bir tehdit altındadır.
Kürdistan savunmasız değildir.
Kürdistan gerillası, başta Şengal ve tehdit altındaki Güney Kürdistan halkımız olmak üzere, tüm Kürdistan’ın savunması ve güvenliği için hazırdır.

Kürdistan gerillası, IŞİD çetelerine her şart altında karşılık verecek güçtedir.

Gerilla güçlerimiz, halkımızın ve Güney Kürdistan'ın güvenliğini sağlamak için, her türlü desteği vermeye ve peşmerge güçleriyle birlikte aktif bir biçimde savaşmaya hazırdır.

Rojava ve Güney Kürdistan'da, halkımızın kazanımlarına yönelik yapılan saldırılar bir kez daha göstermiştir ki, halkımız dört parça Kürdistan'da özgürleşmeden hiçbir parçanın kalıcı ve kesin bir güvencesi yoktur.

“Aleviler tabuta, Hristiyanlar Lübnan’a…”

Irak Cumhurbaşkanı ve Kürt lider Celal Talabani’yle 2012 yılı Kasım ayında Süleymaniye’de sohbet ederken şöyle demişti: 

Türkiye, Suriye’yi doğru okuyamadı.
Önce her şeyin çok kolay olacağını, Beşar Esad’ın çok çabuk gideceğini sandı, ama sonra bunun böyle olamayacağını gördü.
Aleviler iktidarı bırakmak istemiyor, Baas’la kilitlenmiş durumdalar. Hristiyanlar da öyle. Müslüman Kardeşler’den korkuyorlar.

Suriye’de bir söz dolaşıyor:
“Aleviler tabuta, Hristiyanlar Lübnan’a…”

Dürziler ikiye bölünmüş durumda... Suriye Kürtlerine gelince...
Kürt Ulusal Heyeti henüz Suriye muhalefetinin yanında yer almış değil. Suriye Kürdistan’ında belli başlı yerleri kontrol eden PYD ise Türkiye’den korkuyor.

Arap Sünniler, Esad gitsin istiyor ama Şam’la Halep’teki Sünni burjuvazi henüz tam kararlı değil.

Bu arada Esad rejimi hem ülkeyi kontrol edemiyor, hem de gitmesi kolay gözükmüyor.

‘Ankara resmin bütününü göremedi’

Mam Celal, bu kısa tahlili yaptıktan sonra hafif alaylı bir dille eklemişti:
“Ankara’daki dostlarımız bu tabloyu tam okuyamadılar, resmin bütününü göremediler.”

Dileriz, Erdoğan’la Davutoğlu bir kez daha ormanın içinde kaybolmazlar!

Yazım bitmişti ki, bölgeyi öteden beri yakın takipte tutan emekli bir diplomat arkadaşımdan aşağıdaki not geldi:

Önce bugünün tarihini not edelim:
12 Haziran 2014…
Ve “Kerkük'ü Kürtlere yedirmem de yedirmem” diye 2003'ten beri tepinen bazı sefirlerimize, tabii Ahmet Davutoğlu gibi büyüklerimize dönüp soralım:
“Bugün itibarıyla Kerkük kentinin tamamı ve Tuzhurmatu, Kifri gibi mücavir ilçeleri tümüyle Irak Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin denetimine girdi, ne diyorsunuz" diye...

"Bugüne kadar neyi doğru öngörebildiniz" diye de ekleyebiliriz tabii...

"Irak, Suriye, Türkiye entegre Kürt siyasetiniz nedir?" diye de sorabiliriz hatta...

PYD-KDP güçlerinin kolkola resimleri internette dolaşmaya başladı bile…