...................
...................
DİREN İNSANLIK

Hikmet Çetinkaya  
Cumhuriyet
Gazetesi, 13 Ekim 2014

                         
...................
 
...................

Sözcüklere dokunmak, sözcüklerin huysuzlaşmasını seyretmek, hayata dair kitap sayfalarını karıştırmak...

Serin bir havada kıyı kasabasında, sevgi çiçeklerinin açtığı güz sabahlarında, aşkı aramak...

Durmak, deniz kıyısında o eski duvar duruyorsa eğer, sözcükleri denizin bembeyaz köpükleri üzerine atmak.
 

Sözcükler konuşmaların içinde huysuzlaştıkları zaman başkaldırır, kendilerine yüklenmek istenen anlamları taşımak istemezler.
Özgür olmak, sevmek sevilmek...

Barışı kucaklamak...

Baskıya boğun eğmemek...

Ağızdan çıkan her sözcük, karşıdakinin kulağına yansıdığında başkalaşmıştır.

Önce ortak sözcükler bulmalı insan!

Daha düne dek can ciğer kuzu sarması oldukları cemaate bugün saldıranlara bakınca hiç şaşırmıyorum...

Çünkü o yıllar onlara dokunan yanıyordu.

Ya şimdi?

Eski dostlar, birlikte yağmurun altında yürüyenler düşman oldu...
Sözcüklerde kin, nefret, düşmanlık...

Hep düşünmüşümdür...

Yahu “bu paralel yapı” gökten zembille falan getirilmedi; hepsini iktidar, özel yetkili savcılıklara atadı, polis müdürü yaptı...

İktidar 2011 seçimlerinde gelmedi, 2002 yılında geldi...

Balyoz, Ergenekon, Odatv, Poyrazköy, KCK, Devrimci Karargâh davaları...

İktidar-cemaat kardeşliği...

Devletin polisi, savcısı, yargıcı...

Hep birlikte güle oynaya yapılan operasyonlar, dalga dalga gelen gözaltılar!

Hrant Dink cinayeti...

Yasin Hayal adında bir bombacı...

Ramazan Akyürek’i önce Trabzon Emniyet Müdürü, ardından Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı yapan kim?

İktidar!

Öncesi var...

2004 yılında McDonald’s’ı kim bombaladı?

O bombacı...

Peki, Hrant’ı öldüren... Ogün Samast...

İstanbul’da yakalanıp Samsun’da otobüsten indirilmiş...

Güvenlik güçleriyle birlikte elinde Türk bayrağıyla fotoğraf çektirmiş...
 

Trabzon’a giden o çocuk jandarma bölgesinde olan otobüs terminalinde yakalanmış...

Trabzon’a kadar gitse, iki-üç gün izlense, kimlerle görüştüğü saptansa ne olur?

Olmamış işte...

Otobüste iki polis varmış çocuğu izleyen...

Polisiye roman gibi...

İyi saatte olsunlar devreye girmiş! Bir de Erhan Abi var...

Erhan Abi’nin Ramazan Abi’si!

Ramazan Abi’nin savcılıktaki ifadesi sözcüklerin arasında karışıp gitti, zaman geçti...

Ramazan Abi’nin ifadesini savcı 7 yıl 9 ay sonra aldı...

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ Silivri zindanında yatarken iki eski Genelkurmay başkanı İzmir Kordonboyu’nda kadeh tokuşturuyordu...

Sözcükler uygun şekilde düşüncelerin iletilmeleri için oluşturulur...

Tarihe not düşmek için!

Bir kıyı kasabasında esintili bir sabahın içinde sözcüklerin hayatın derinliğine indiğini düşünmek, aşkı, sevdayı, barışı, sevgiyi anlamlı “sözcükler”le yoğunlaştırmak...

Dört-beş gündür yaşadığımız topraklarda kan akıyor, insanlarımız ölüyor...

Yanı başımızda ölüm ve korku kol geziyor...

Üzerimde karamsar bir ağırlık, düş kırıklığı....

Sözcükler dillerde dans ediyor sanki...

Ve rüzgâra açık evlerimiz, esintinin ardından gelen fırtınayla gıcırdıyor.

Yer sarsılıyor sanki!

Benim hayatım o ölümlerle, acılarla, hüzünlerle sürüp gidiyor, sizin hayatınız gibi...

William Stafford’un dizelerinde ağıta dönüşüyor...

“Bir ağıt, daha çok ‘şey’dir aslında:
Bir çiçeğin soluşunu da bir taşın düşüşünü de
dile getirir; ve -nasıl da- geçip gittiğini yılın...”

Oturup düşündüm dün sabah...

Sönüp giden o insanları, hayatımızı çalanları,
işkencecileri, Gladyo’yu, derin devleti, devlet içinde örgütlü çeteleri...

Savaş, kırım ve ölüm yaftalarını kuşananları...

Vur emrini verenleri...

Coşkulu insanlar,
gür sesimizle haykırmalıyız:
“Diren insanlık, barış için!”