...................
...................
RECEP TAYYİP ERDOĞAN TÜRKİYE'NİN ORTALAMASIDIR

Ahmet Koyuncu
OdaTv
Gazetesi, 26 Ekim 2014

                         
...................
 
...................

Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ile ilgili eleştirel bir yazı kaleme alan Psikiyatrist Doktor Ahmet Koyuncu hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

Yurt dışında birçok makalesi yayınlanan, 6 bilimsel kitap ve bir roman kitabı kaleme alan Koyuncu, yaptığı araştırmalarla sağlık camiasında adından söz ettiren biri olarak biliniyor.

Koyuncu hakkında, Facebook sayfasında 19 Haziran 2014'te kaleme aldığı "Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin ortalamasıdır." Başlıklı yazı nedeniyle şikayette bulunuldu.

İlginç olan ise şikayette bulunan kişinin Koyuncu'nun aynı zamanda meslektaşı olan Özel Hastaneler Birliği Başkanı Reşat Bahat olması...

Bahat savcılğa verdiği dilekçesinde, Ahmet Koyuncu'nun hem kendisine, Başbakan'a hakaret eden yazılar kaleme aldığını iddia ederek Koyuncu'nun takip altına alınmasını istedi.

Hakkında şikayet olduğunu öğrenen Koyuncu, Kanarya Polis Merkezi'nde avukatı eşliğinde ifade verdi.

Olaya isyan eden Doktor Koyuncu hedef gösterildiğini belirterek "muhtemelen takibe alınacağım, belki telefonlarım dinlenmeye başlayacak" dedi.

Yazısından dolayı birçok AKP'liden küfürler ve tehditler aldığını belirten Koyuncu, "Ancak bir meslektaşımın şikayetçi olmasını yakıştıramadım. Şaşırdım" dedi.

301'İNCİ MADDEDEN ŞİKAYET

Savcılıkta hakkındaki dilekçeyi görünce hemen avukatını aradığını belirten Koyuncu, 301'inci maddeden hakkında yargılama istendiğini öğrendiğini belirtti.

TAMAMEN BİLİMSEL BİR YAZI

Ahmet Koyuncu, şikayet konusu olan yazısında hiçbir hakaret olmadığını belirterek "tamamen bilimsel bir yazı" dedi.

İşte Ahmet Koyuncu'nun şikayet konusu olan o yazısı:

"RECEP TAYYİP ERDOĞAN TÜRKİYE’NİN ORTALAMASIDIR. RECEP TAYYİP ERDOĞAN TÜRKİYE’ DİR…

Çocukluk yıllarımda yaşadığım bazı olaylar, adeta beynime kazınmış gibidir. Onları çok iyi hatırlarım. Örneğin yaşadığım köyde anneler çocuklarına sinirlendiklerinde ‘‘ Ermeni Dölü…’’ diye bağırıp, arkasından terlik atarlardı. Bu Ermanı neydi, onu bilmezdik. Ama sık olarak kullanıldığına şahit olurduk. Sonra büyüdüğümde öğrendim ki; büyüklerimiz arkamızdan ‘‘Ermeni dölü’’ diye bağırırmış. Ermanı, meğer Ermeni imiş. 

Büyüdüğümde gerek eğitim, gerekse sosyal hayatımda bir çok Ermeni ile tanışma fırsatım oldu. Hepsi bir birinden değerli insanlardı. Onlara hiçbir şey söylemezdim, ama onları gördüğümde ya da sohbet ederken içimde bir utanç hissederdim. Hissettiğim onları ayrıştırmamızın, ötekileştirmemizin utancı idi. Onları Ermeni kimlikleri nedeniyle bir kötülük ve küfür kaynağı olarak gören bir toplumun bir bireyi olmanın utancı…

"NİYE KAÇIYORSUN ULAN, İSRAİL DÖLÜ..."

Sonra Soma’da Başbakan’ın ‘‘ Niye kaçıyorsun ulan, İsrail dölü…’’ diye bağırarak, patlattığı tokatın sesini videolardan duydum. O an duyduklarıma inanamadım. Bir ülkenin başbakanı vatandaşına aşağılayarak bağırıyordu. Hem de nefret suçu işleyerek… 

Yine aynı utanç vardı içimde… Bir insanın doğarken karar veremediği ve kendisini öyle gördüğü bir özellik nedeniyle aşağılanmaya maruz kalınıyordu. Oysa Recep Tayyip Bey, dindar bir insandı ve yaratılanı, Yaratan’dan ötürü sevdiğini bir çok yerde söylerdi. Peki İsrailliler Yaratan’ın yarattığı değil miydi?

Sonra yine aklıma büyüdüğüm sosyal çevredeki insanlar geldi. Onların önemli bir kısmı namazını kaçırmaz, orucunu tutardı. Ama o insanların önemli bir kısmı kavga ettiklerinde ağza alınmayacak küfürler saçarlardı: "Senin Allah’ını, kitabını …" diye küfrettiklerine sıkça şahit olmuşumdur. O insanlar hem küfür ederlerdi, hem de camide en ön saflarda otururlardı. 

Sonra cenaze namazlarına şahit olurdum. O çevrede kimsenin sevmediği, üç kağıtçı ve ahlaksız olarak tanımladıkları kişilerin cenaze namazları kılınırken, İmam cemaate, ölen kişiyi nasıl bilirsiniz, diye sorduğunda: ‘‘ İyi bilirdik…’’ diye yanıt verirlerdi. Hem de üç kez… 

İşte Başbakan’ı öyle görünce aklıma bunlar gelmişti. Hem dindar, hem de küfürbazdı. Dine gelince mangalda kül bırakmayan, ama küfüre ve ayrımcılığa gelince hiç geri kalmayan… Bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan’ın dindarlığı, Türkiye’nin ortalama dindarlığıdır. Recep Tayyip Bey’in kini, Türkiye’nin ortalama kinidir.

Örneğin bütün stadyum ve spor salonlarında ‘‘Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.’’ yazar. Siz kaç tane ahlaklı ve dürüst sporcu, spor adamı ya da spor yöneticisi gördünüz? Parmakla sayılacak kadar azdır. Sporcuların önemli bir kısmı kayıt dışı paralarla oynayan insanlardır. Spor ne yazık ki, Türkiye’ de zenginleşmiş iş adamlarının ün, şan ve tanınmak için (hatta kayıt dışı, kara para aklamak için bile) girdikleri bir cambazlık alanıdır. Siz hiçbir spor adamından, şu konuda da kulübümüz haksız diye beyan verdiklerini gördünüz mü? Daima zeytin yağı gibi üsttedirler. Siyasette Tayyip Erdoğan da hep üsttedir. Siyasetteki sidik yarışının benzeri, futbolda da söz konusudur.

"AZİZ YILDIRIM ALFA ERKEĞİ"

Örneğin Fenerbahçe… Tam bir çiftlik… Başlarında Aziz Yıldırım alfa erkeği… Peşinde ise sürü haline getirilmiş kitleler. Hemde bu insanların önemli bir kısmı eğitimli, ama Aziz Yıldırım’ın bir hareketi ile her yeri yıkmaya hazırlar… İşte alfa erkeklerinin özelliği budur. İnsanların üst beynini devre dışı bırakır ve alt beyni ile peşinden sürükler. Bunu yaparken çok mükemmel teknikler geliştirmiştir. Yanındaki kişi prof. bile olsa, Aziz Yıldırım’ın yanında hiç farkında olmadan sürünün bir parçası haline gelirler. Şu an etrafımda doktor, mühendis, avukat, şirket yöneticisi vb... bir çok futbolsever arkadaşlarım mevcut. Futboldan konuşulurken bir anda değişiyorlar. Aldığı eğitimleri bir kenarda kalıyor ve mahalle ağzı devreye giriyor ve sonra kabalaştıkça kabalaşıyorlar. Hatta o an kavga bile edebilirler. Bakıyorum ki takımlarını yönetenlerin üslubu… Siyasette ki üslup ile ne kadar benzer… İşte bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan’ın nezaketi, Türkiye’nin ortalama nezaketidir. Onun üslubu, aslında Türk Halkı’nın üslubudur.

Ki ben basketbolu çok severim, Anadolu Efes taraftarıyım. Daha doğrusu taraftarıydım. Ama son iki üç yıldır basketbol maçlarına gitmeye korkuyorum. Çünkü artık bu maçlara Vandal özellikleri olan, küfürbaz futbol seyircisi gelmektedir. Daha üç beş yıl öncesine kadar ne güzel maçlar seyrederdim. Ufuk Sarıca, Peter Naumoski, Hidayet Türkoğlu, Orhun Ene, her zaman ki sakinliği ve örnek davranışları ile Aydın Örs, Çetin Yılmaz vb… Hiç küfür duymazdım. Kızlı erkekli (!) eğlenirdik. Orası Türkiye’nin, İstanbul’un temiz kalmış bir parçası idi.

Sonra futbol seyircisi ve Aziz Yıldırım geldi. Bu gün artık o basketbol maçları yapılamayacak hale geldi. Bu günlerde duydum ki; Galatasaray şampiyonluk maçında sahaya çıkmamış. Bir yanda Ergin Ataman ( bu kişi de bir alfa erkeğidir), diğer yan da Aziz Yıldırım…

Sanırım 5- 6 yıl önce idi. Ergin Ataman Anadolu Efes’in başında idi. Şampiyonluk maçında iki Efes’ li de doping çıktı. Birisinde yasal sınırın altında idi. Efes şampiyonluğu Fenerbahçe'nin elinden aldı. İşte o gün Efes’ i bıraktım ve maçlarına da gitmiyorum ( aslında Vandal futbol seyirsinin küfürlerini duymamak için, hem de dayak yemekten korkuyorum. Çünkü Aziz Yıldırım’ın bir işareti ile orayı yıkmaya hazır bir sürü bekliyor). En son olarak Hidayet Türkoğlu dopingli çıktı. Yakında Türkiye’ye dönecekmiş. Fenerbahçe’ye dönerse, hiç şaşırmam.( Bir de Fenerbahçe'de Emre'cik vardı... Hem küfürbaz ve kavgacı, hem de dindar ve Rabia'cı... Bildiğim kadarıyla ırkçılıktan da davası vardı.) 

İşte bu doping ile Fenerbahçe'nin basketbol şampiyonluğunu çalmışlardı. Ama bir kaç yıl sonra şike yaparak Fenerbahçe de, Trabzonspor'un şampiyonluğunu çaldı. Peki şike davasında aldıkları suçlara ne dersiniz? O suçlara rağmen, hangi Fenerbahçeli ile konuşsanız ‘‘ Kim şike yapmıyor ki?’’ diye kendilerini savunurlar. Haklılar spor pisliğin içinde yüzmektedir. Kara para, kayıt dışı, rüşvet, şike, hakem satın alma, hemşehricilik… Zaten suçlu kulüplerden birisinin başkanını Federasyon başkanı yapıp, Türk hukukunda ki bir boşluktan yararlanarak, o hırsızlıktan elde edilmiş kupa ellerinde kaldı. Aynen siyaset gibi ( Rüşvetten yargılan eski başkanlara kurulan komisyon gibi) … Sonra şike davasından ceza alan bir futbolcu Survivor adlı yarışmada yarıştı ( Ümit Karan). Bir diğeri ise hala takım çalıştırıyor ( Bülent Bey). Şikeci adama takım emanet edilir mi? Ama böyle yöneticilerin böyle antrenörü işte... 

Aziz Yıldırım ise hala Fenerbahçe' deki vandal sürünün başındadır… Tıpkı AKP gibi… Bir tarafta Aziz Yıldırım’ı eleştirme cesaretini gösteremeyip bir sürü gibi onun peşine takılanlar, diğer yanda ise Tayyip Bey’i eleştiremeyen ve sürü gibi peşine takılmış AKP seçmenleri… Aralarında ki tek fark, Aziz Yıldırım’ın Atatürkçü olmasıdır. Ama herkes arkasındaki kalabalık kadar konuşmaktadır. Sol görüşlü gazetelerin hiç Aziz Yıldırım’ı eleştirdiğini gördünüz mü? Çünkü Tayyip Erdoğan'a karşı mücadele eden Atatürkçü bir grubu eleştirmek hangi solcunun haddine... Aynen AKP medyası gibi… Kendinden olanı görmezden gel, kusurlarını ört… Ama karşındakini ise ahlak ve vicdana davet et… İşte bu iki yüzlülük değil mi? İşte bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan'ın iki yüzlülüğü, Türkiye'nin ortalama iki yüzlülüğüdür...

"MUSTAFA SARIGÜL İSE SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIKTI(!!!)"

Örneğin Recep Tayyip Erdoğan’ın hakkında bir çok yolsuzluk dosyası mevcuttu. Bu AKP seçmenini etkiledi mi? Ama onun karşısındaki Mustafa Sarıgül ise sütten çıkmış ak kaşıktı (!!!). Hakkında hiçbir şaibe yoktu !!!!.... Aslında Mustafa Sarıgül de bir alfa erkeğidir. Aziz Yıldırım, Mustafa Sarıgül, Recep Tayyip Erdoğan… Üçü de alfa erkeği… Geri kalmış, demokrasi bilincinin ve Kohlberg’e göre ahlakın gelişmediği ülkelerde kitleleri peşine takıp sürü haline dönüştürebilme potansiyeli olan kişiler… Recep Tayyip Bey, Soma’ da tokatı nasıl patlattı ise, Mustafa Sarıgül de seçim çalışmaları sırasında tokadı patlatmadı mı? 

Recep Tayyip Erdoğan televizyonlarda ağlar. Aziz Yıldırımın da iki kez ekranda ağladığına şahit oldum. Mustafa Sarıgül ise seçimi kaybedince üç gün ağlamış (gazetelerde okudum). Alfa erkeklerinin tipik bir özelliği… Manipülasyon için her numarayı yaparlar. İşte bu nedenle Tayyip Erdoğan’ın vicdanı, Türkiye’nin ortalama vicdanıdır. Tayyip Erdoğan’ın ahlaki gelişmişliği ve dürüstlüğü, Türkiye’nin ortalama ahlaki gelişmişliği ve dürüstlüğüdür. 

Sonra sağlık sektörünün durumu… Şu an doktor iseniz; ya özel hastanede ya da devlette çalışmak zorundasınız… Siz ya devlet de AKP’nin oy kazanması için çalışmak zorundasınız ya da özel hastanede ezilmek zorundasınız. Çünkü muayenehanelerde serbest hekimlik yapma şansınız yok. Çünkü o kadar çok koşul isteniyor ki… Ayrıca muayehanesi olan hekimler, SGK ile anlaşmalı özel hastanelerde ameliyat dahi yapamıyor. Bir cerrah için her şeyin sonu...Ben muayenehane açarken, benden deprem raporu istenmişti. Alt katımda bin kişilik İş Bankası mevcut. Onlardan istenmiyordu. Diş hekiminden, muhasebeciden, avukattan istenmiyordu. Ama doktorsan ve serbest çalışacaksan, hiç şansın yoktu.

"MİLLETİN A...SINA KOYDUK DİYE SEVİNÇ ÇIĞLIĞI ATMIŞ BİLE OLABİLİRLER"

O gün anladım ki karşımda Özel Hastaneler Derneği vardı. Bu yönetmelik özel hastane patronları ile AKP’nin el ele vererek çıkardığı bir yönetmelikti. Bu yönetmelik sayesinde özel hastaneler daha ucuza ve daha kolay hekim bulmuştu ve hala da bulmaktadır. Yani hekimler, Özel Hastaneler Derneğinin kucağına oturmuştur ( Tıpkı bazı tape'lerde kucağımıza oturacaklar diyenler gibi... Hatta bu yönetmelik çıktığında Özel Hastane Patronları hekimlerin a.....sına koyduk diye sevinç çığlığı atmış bile olabilirler.)

Doğrusu uzun bir süre Özel hastaneler Derneği Başkanı’nın hastanesinde çalıştım. İlk beş yıl hakkımızı alıyorduk. Ama son beş yılda öyle kesintiler başladı ki, hatta son birkaç yılımda neredeyse ayakta uyutuluyorduk.. Ama bütün hastaneler böyleydi. Bütün özel hastane patronları doktorunun emeğini hunnarca makaslıyordu. O hastaneden ayrılsan başka bir hastanede de aynı şey seni bekliyordu. Sanki bütün özel hastaneler anlaşmıştı. Sanki birisi patronlara koçluk ediyordu (bu koçluk eden kişinin bir videosu vb.. olduğu söyleniyor, ama ben görmedim). 

Yaklaşık olarak bir yıl önce çalıştığım hastanenin karşısına muayenehane açtım.Açarken şunu gördüm ki, muayenehane açtığım İKİTELLİ Halkalı bölgesi üç- dört özel hastanenin çöplüğüydü. Öyle bir yönetmelik çıkarmışlardı ki, muayenehane açacak bina yoktu. Önceki çalıştığım hastanenin patronu bir şey demedi. Ama patrondan çok patroncular vardı (Varoşlarda kurumsallaşmamış iş yerlerinde görevini yapmak yeterli değildir. Bir çok kişi görev + patron sözcülüğü ve fedailiği de yaparlar). Bana hastanemin karşısında işyeri açmamın etik olmadığını söyleyebilecek cüretleri bile vardı. Ama onların istedikleri kesintiyi ahlaksızca yapmaları etikti. 

Bu gün doktorlarla, özel hastane patronları arasındaki ilişki, kadın pazarlayıcı ile seks işçisi kadın arasındaki ilişkiye dönmüştür. Doktor ne kadar çalışırsa çalışsın, patron ve muhasebecileri her yerden kesiyor ve doktorun eline yine aynı para geçiyordu. O hastaneyi bıraksın, diğer hastanede de doktoru bekleyen buydu. Yani hep kadın pazarlayıcısı gibi, patron kazanıyordu ( Bu yazıyı yazarken Matild Manukyan'ı tenzi ederim). Yani bu gün için özel hastane patronlarının önemli bir kısmı, genelev patronlarından daha aç gözlüdür. Hatta Matild Manukyan'ın eline su bile dökemezler... Eskiden Koç, Sabancı ve Aydın Doğan bu ülkenin vampirleriydi. Şu dönemde ise inşaatçılar ve özel hastane patronları en büyük vampirlerdi. 

Ha bir de denetlenme konusu.. Beni ilçe sağlık müdürlüğü sürpriz bir ziyaretle denetliyor. Ama özel hastanede çalışırken, denetimcilerin geleceğinden en az bir hafta önce haberimiz olurdu. Ben özel hastanede çalışırken, patronun odasına girmiştim. İçeride denetmenler varmış. Neredeyse hazr'ol da bekliyorlardı. Bu gün şu bir gerçek ki, Özel hastaneler de, aynen Soma daki madenler kadar denetlenmektedir. Yani göstermelik...

"DOKTORUN EN BÜYÜK DÜŞMANI AÇ GÖZLÜ HASTANE PATRONLARIDIR"

Ama sıra o patronlara da gelecek. Ben Özel Hastaneler Derneği’ni TÜSİAD’ a benzetiyorum. Onlar da kendi çıkarı için yıllarca bozuk sisteme sırtlarını dayamışlardı. Ama şu anki durumları… Unutulmamalıdır ki, doktorun en büyük düşmanı aç gözlü özel hastane patronlarıdır. Bu patronların önemli bir kısmı fakir aile çocuğudur. Okumuş, doktor ve ardından patron olmuştur. Ama bir zamanlar fakir çocukları olan bu özel hastane patronları, bu gün meslektaşlarının refahını ve daha iyi kazanmasını, yani zenginleşmesini önleyen ve onları köleleştirecek olan yönetmeliği çıkaran Özel Hastaneler Derneği' nin, yani patronlar kulübünün bir parçası ya da koçu haline gelmişlerdir. Ama sıra onlara da gelecek. Aç gözlülükleri sonlarını getirecek… ( Doğrusu son dönemde İkitelli Halkalı bölgesindeki küçük hastanelerden üç tanesi zor durumda imiş. Eee.. Büyükler yutuyor adamı.. Sıra kime gelecek bilemem...)

Aynen özel hastane patronları gibi, Recep Tayyip Bey de fakir bir ailenin çocuğudur. Fakir ve yırtık bir ayakkabı ile yola çıkmış ve bu gün ki haline gelmiş. Aynen özel hastane patronları gibi aç gözlü... İşte bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan'ın aç gözlülüğü Türkiye'nin ortalama aç gözlülüğüdür. 

Türkiye bu… Recep Tayyip, Aziz Yıldırım, Adnan Polat, Fatih Terim, Erman Toroğlu, Mustafa Sarıgül ve özel hastane patronları vb… Hepsi alfa erkeği. Bizim gibi kalmış toplumları manipüle edecek her türlü oyunculuğa sahipler. Bunlar gelişmiş bir ülke de ne parti, ne de takım yönetebilirlerdi. Hatta televizyonlara bile çıkamazlardı. Bu kişilerin hırsı, narsizmi, egosu, ahlaki gelişmişliği yeni gelişen ve tv seyreden çocuk ve ergenler için ciddi bir risktir. Çünkü o yaş grubu model alma ile öğrenir ve bu insanlar yanlış modeldir. Ama bizim ülkemizdeki gelişmemiz demokrasimizde ise, onlar aranılan adamdır.

Bu ülke temizlenecekse, temiz bir demokrasi ve temiz bir toplum istiyorsak, önce futbol ve siyasetten başlamalıyız. Çünkü ikisini de aynı pislik besliyor. Sonra bazıları da çıkıp o pislikten besleniyor. Ama herkes karşısındakini eleştiriyor. Hiçbir zaman iğneyi kendisine dokundurmuyor. Ki Recep Tayyip Bey de 17 Aralık Soruşturmasında kendisine dokundurmadı. 

İşte bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan bu ülkenin ortalamasıdır. Hatta Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’dir."