...................
...................
ASİL OLMAK YA DA DAVRANMAK YETERLİ Mİ ACABA?   -3
Sedat Kaya
14 Haziran 2005
                         
...................
 
...................
Mehmet Can
02.07.2005

Sayın Janberk,

Merhaba. AB baskısı ve Kürtçülük olayları olmasaydı "Demokratik" Türkiye Cumhuriyeti'nin, TRT 3'te sembolik de olsa Çerkesce ve diger dillerde yayın yaptıracağını mı zannediyordunuz?

Bu sembolik yayında da, filan Tv.nin filanca programı RTÜK'e aykırı yayın yaptığında, "CEZA" olarak gösterilen yayınlardan (dil ve müzik hariç) ne farki var? Haberler! 4 gün öncekiler. Belgeseller TRT kanallarinda her gün yayınlanan programlar. Kafkasya'dan, sürgünden, xabzeden, Türkiye'deki Çerkeslerden vs. den bahsediyor mu bu programlar? Dilimizi tüm Çerkeslerin öğrenmesi için gerekli altyapıyı sundu mu Yoksa TRT'nin yaptığı yayınlar dilimizi öğrenmek için yeterli de ben mi öğrenemiyorum? (Adigabze bilmeme rağmen, yayınlardan Kabardey dilini de ögrenemedim.)

Türklerden daha Türk olmaya gerek yok. Hatalı siyaseti Türkler bile kabulleniyorken sizin statükodan yana tavır koymanız ilginç. Çok masumane bir "hak" istediğinizde; hemen "ülkenin bölünmez bütünlügü, üniter devlet" vb. gerekçelerle hemen "hain" kalıbının içine sokulursunuz. Eğer sizi kabul etmeyen bir "demokrasiden!" memnunsanız diyecek bir şeyim yok.

Saygılarımla.


Elif
03.07.2005

Selamlar,

Sayın Tayfun teşekkürler desteğiniz için.

Sayın Muratt
, daha önceki yazılarınızda siyasallaşalım demenin bile tehlikeli olacağını yazmıştınız. Oysa şimdi siyasallaşma hazırlığı içindeyiz diyorsunuz. Siyasallaşmayı kendi aranızda gizliden gizliye mi yapıyorsunuz? Bunu halka duyurmadan nasıl destek alabilirsiniz? Bütün eylemler; önce düşünce sonrada pratikle olur ve biz düşünme aşamasındayken, bunu sadece kendimiz düşünürsek kime ne faydası olur?

Oysa düşüncelerimiz paylaşıldığında eylem halini alır. Yoksa sadece hayalden ibaret kalırlar. Hem konuşmanın ne sakıncası vardı da beni susturmaya çalıştınız, tehlikeli gördünüz? Şimdi de karşı çıktığınız düşüncenin aslında hazırlığı içinde olduğunuzu söylüyorsunuz. Böyle bir hazırlık içindeyseniz çok mutlu olurum. Sizinle bu eylemin içinde yer almaya da yaşadığım yerden ne kadar olabiliyorsa o kadar destek vermeye hazırım.

Ayrıca Kürtler hakkında yaptığınız yorumda da kartel medya etkisi sezinliyorum. Bugün Türkiye bile başka ülkelerin akıl hocalığıyla yönetiliyorsa; hatta o akıl hocalarımız olan ülke yöneticilerinin etkisi, bizim yaşamımızın her saniyesinde, her bireyi bire bir etkiliyorsa önce bizi yönetenlerin akıl hocalarından bahsedelim, sonra azınlıkların verdiği mücadelenin akıl hocalarından bahsederiz.

Sayın Janberk, etnik köken ve din temel alınarak yapılan siyaset yanlıştır, katılıyorum size. Fakat bu ülkede her ikisi de var Türk milliyetçisi bir parti ve inanç sömürüsü yapan diğer parti. (Şu anda bizi yöneten partinin de ideolojisi bellidir) ve ne çelişkidir ki, her ikisinin içindede çok fanatik Çerkesler canla başla yer almışlardır ve şimdiye dek neden kimse sesini çıkarmadı bu çelişkiye. Şimdi biz siyasallaşalım dediğimizde sizler karşı çıkıyorsunuz.

Hiçbir azınlık, milliyetçi duygularını ön plana çıkarmadan siyasallaşamazda gruplaşamazda. Ancak bu milliyetçilik duygusu, kapitalistleşmediği yani sömürmediği, ezmediği sürece hak arama mücadelesi olduğu sürece milliyetçilik gibi görünse de özgürleşme çoğalma ve haklarını alma mücadelesidir. Zamanla güçlendiğinde diğer halkları da içinde barındıracağı, azınlıkların tümüne yol açacağın bir eylem halini alır. Yani bir ‘’Çerkes dünyaya bedeldir’’ ve bu ülkede sadece Çerkesler vardır demeyeceğiz ama biz Çerkes’iz buradayız diyeceğiz. Yani milliyetçi bir hareket gibi görünse de aslında hak alma mücadelesidir. Çerkesler de hak arama mücadelesi vermeli. Yoksa başka azınlıkların mücadeleyle aldığı haklardan bizde oturduğumuz yerde sadece kıytırık beş on dakikalık Çerkes yayınıyla yetinmeye devam ederiz.

Sayın Janberk bizim asimile oluşumuzu Türkiye’ye değil Çerkes insanına bağlıyorsunuz, haksızsınız. Bizler kafa tasçı zihniyetle; sürekli Türk olmaya yönlendirilirken ve Türkçe eğitimin dışında başka dillerde eğitim yayın ve bundan daha kısa zaman öncesine kadar ana dilinle şarkı bile söyleyemez, dinleyemezken, siz nasıl devleti değil de aciz bırakılan insanı suçlarsınız? Bu akıl alır gibi değil. Kulaktan dolma, aileden öğrenilen Çerkesce ile ve kültürünle ancak bu kadar Çerkes olunabiliyor ne yazık ki. Bu durumdan memnunsanız size katılamayacağım. Şimdilik bu kadar.

Sayın Mehmet Can, düşüncelerinizin tamamına katılıyorum. Sizi tanımaktan mutlu oldum.

Sevgiyle.


Janberk
03.07.2005

Sevgili katılımcılar;

En kolay olanı bu galiba. Kendi hatalarımızı, yapmak isteyip de bir türlü harekete geçirmediklerimizi başka olaylara bağlamak. Sonrada karşıdan üzülmek, baskı altındaydık demek, ağıtlar yakmak. Kabul edelim arkadaşlar sorumsuz ve tembeliz. Sadece eğlence odaklı bir toplumuz. Bazı gerçekler söylenince " Türk'ten daha Türk" ve " statükocu " olmak suçlamasıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Statükocuyu yanlış yerlerde arıyorsunuz sayın Can.

"Çerkes Ethem hainse, hain olarak kalmalı ama başındaki Çerkes kelimesi kaldırılmalı" diyen zihniyeti sizler Türkiye'deki Kafkas birliğinin başına getirdiniz. Bu kişiler Türkiye'de bizleri temsil etmektedir. Görmek istediklerimizi görüp görmek istemediklerimizi görmemekse en büyük erdemimiz olsa gerek.

Bugün Türkiye'de Kürtler bir taraftan demokratik haklarını ararken, insanlıktan ve ezilmişlikten bahsederken; diğer taraftan da eve geç geldi diye eşlerinin ve kızlarının sırf cezalandırmak amacıyla kulaklarını ve burunlarını kesmektedir. Ne kadar çelişkili değil mi? Bir taraftan devlete başkaldırmayı bir demokrasi hareketi olarak adlandırırken, bir taraftan da kendi aşiret reisleri altında inanılmaz baskılara maruz kalmaktadırlar. Ne kadar acı değil mi?

Bu örnekleri verdikten sonra; bizde kadına baskı yoktur, bizde aşiret sistemi yoktur gibi tepkiler vereceksiniz. Çünkü hep böyle yapıyoruz. Vermek istediğim mesaj açıktır. Işimize geleni anlayıp işimize gelmeyeni anlamazlık yapmayalım lütfen. Sözün kısası arkadaşlar; ne istediğimizi çok iyi bilmeliyiz. Bu isteğimiz doğrultusunda çok hazırlıklı olmalıyız. Önce isteklerimiz için biz ne yaptık konusu üzerinde biraz düşünmeliyiz.
Bir noktaya ulaşmak için çıktığımız basamaklara sağlam ve dolu dolu basmalıyız. Bunu başaramazsak tepeye ulaşmadan düşer ve bir daha geri gelmemek üzere siliniriz.

Saygılarımla.


Elif
03.07.2005

Sayın Muratt,

Size cevap niteliğinde yazdığım yazının bir tek harfi es geçmem nedeniyle bambaşka anladığımı, siyasallaşma için üzerinize düşeni yapmadığınızı yazmışsınız. Bense yapıyorum olarak okuduğumdan; cevabın tamamen alakasız olduğunu gördüm ve düzeltmek istedim. Birkaç gündür gözlerimin rahatsız oluşundan, okuduklarımda ve yazdıklarımda yanlışlıklar yapmamak için kısa bir süre ara veriyorum. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle.

Sevgiyle.


Mehmet Can
03.07.2005

Sayın Janberk, Merhabalar.

02.06.2005 tarihli yazınızı bir kez daha gözden geçirdim. Eleştirilerimi neden kabul etmediğinizi anlayabilmiş değilim. Yine bu yazınızda baskı olduğunu sizde söylüyorsunuz. "Anne-babalarımızın dönemi" dediğiniz dönemin son dönemine bende yetiştim. Yaşım 40. Benim çocukluğumdaki iletişim imkanları bu günle kıyaslanamayacak kadar imkansızlıklarla dolu idi. Köyde televizyon yok, gazete yok, elektrik yok; okuma yazma oranı düşük, hatta köyümüzde okul bile yok. Çevre Türk köylerle ilişkiler sınırlı, köy içine kapanık, ilişkiler sadece Adige köylerle oluyor. Böyle bir ortamda dil erozyonu ne kadar yaşanabilir? Isteseniz de bazı değerlerinizi hemen unutamazdınız. Sonraki yıllarda televizyon dil erozyonunda başrolü oynadı. TRT 3’teki programda yoktu o dönemde.

Çerkes olmayan gelinlerimizin katkılarını da gözardı edemeyiz bu konuda. Okul yapıldı, öğretmenlerimiz öğrenciler arasında Adigabze konuşulmasını ellerinden geldiğince yasakladılar. Kaçınılmaz son, belli bir yaş grubunun altındakiler Adigabzeyi öğrenemediler. Bu gün ‘’devlet ne yapabilir?’’ dersek; kaybettiğimiz değerleri geri kazanabilmemiz için, AB ve diğer illegal güçlerin zorlamasını beklemeden gerekli tedbirleri alıp, her türlü kolaylıkları sağlar ve insanlarımızı uyutmaya çalışmaktan vazgeçebilir.

Kürtler konusundaki yazdıklarınıza katılmamak elde değil. Bizim kültürümüzle alakası yok zaten. Kafkas Birliği'nin başına getirilen kişiyi tanımam ve seçiminde bulunmadım. Bende oy kullanma durumunda olsaydım, Çerkes Ethem'le ilgili söylediği sözleri dikkate alır, ona göre oy kullanırdım. Sonuç olarak; tanışma fırsatımız olmamasına rağmen, ben sizi yazınızın içeriğiyle eleştirdim. Siz beni tanımadan belli kalıba sokarak, benimle uzaktan yakından ilgisi olmayan konularla eleştirdiniz.

Saygılar.


Musa Ademey
03.07.2005

Değerli Katılımcılar,

Nereden? Çerkes Teavün Cemiyeti ve Faaliyetleri Nereye? Bu yazıyı iyice okuyun ve lütfen neler yapıldığına bakın ve birazda insanın milletine sahip çıkması gerektiğini anlayın.

Saygılar.


a-e
03.07.2005

Selamlar

Forumdaki bu konu hakkında, yazılanlara bakınca, yazmamak eğiliminde olanlarında, kendilerini tutamayıp yazabileceklerine en iyi örnek ben olabilirim galiba.

Asil olmak ve davranmak yeterli mi acaba? başlıklı konumuzda, neye cevap aradığımız karışmışken benim dikkatimi çeken bir kaç noktaya kendimce bir kaç şey yazacağım.

Öncelikle sayın Janberk, Kürtlerle ilgili söylediklerinizi anlamakta, gerçektende güçlük çektim ve kendi, kendime şunu dedim: Anlamaktan tabi ki güçlük çekersin, çünkü anlamsız şeyler yazılmış, yani Kürtler hakkında yazdıklarınız tamimiyle dayanağı olmayan cümleler. Diyarbakır’da cezaevindeki eşine para götürmesi için kayınpederi ve kayınbiraderleri tarafından fuhuşa zorlanan ve ardından, kayınpederi tarafından tecavüz edilerek burnu kesilen bayanı örnek göstererek, Kürt halkı üstüne fikir sahibi olmuşsanız dedikleriniz anlamsızlaşır.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde; Türkiye ülke olarak dünyanın sondan ikinci ülkesi konumundadır ve bu sıralamanın oluşmasında sanırım bu ülkede yaşayan her halkın payına düşenler vardır. Binlerce yıllık bir halkın kültürüne; kimsenin saldırıp, aşağılamaya hakkı yoktur. Ne Kürtlerin, Çerkesleri ne de Çerkeslerin, Kürtleri ne de bir Ermeni’nin; Laz’ın bir diğerini aşağılamaya hakkı olamaz.

Yıllarca Kürt dili inkar edildi. Kürt varlığı inkar edildi ama nedense Kürt kültürü inkar edilmiyor. Acaba aşağılamak için mi Kürt kültüründen söz ediliyor? Siz Kürt kültüründe kadının yerini bilmek istiyorsanız şayet, lokal bir olayı; aile içi çatışmaların ortaya çıkardığı ve sosyal ekonomik boyutlarına bakmadan (hiç kimsenin arzu etmeyeceği üzücü bir olaya dayanarak) bir yere varamazsınız. Kürt kültürünü ve bu kültürde kadının yerini bilmek istiyorsanız binlerce yıllık bir tarihe sahip Kürt halkının dünden bugüne tarihini öğrenin. Bu tür adli olaylardan dolayı da tüm bir halkı aşağılamayın lütfen.

Unutmayınız ki, bir halkın kültürüne saldırmak ve aşağılamak; o halka karşı düşmanca davranmaktan başka bir şey değildir. Türkiye’nin resmi ideolojisi, yıllardır halkların kültürlerini ve dillerini baskılarla asimile etmeye çalışmış; bundan Çerkeslerde nasibini almıştır. Bu uğurda eline geçen her şeyi bir araç olarak kullanmıştır. Daha düne kadar Kürtlere ‘’dağda yürürken kart kurt sesi çıkarmaktan dolayı Kürt adı verilmiş Türklerdir’’ diyenler, yine Çerkesler için ‘’Kafkasyalı Türkler’’, ‘’Çerkes Türkleri’’ diyerek bir çok halkın olduğu gibi Çerkeslerinde etnik kimliklerini unutturmaya çalışmıştır. Çerkes halkının tüm dallarda aydınlar yetiştirmesini engellemiş, halkı açıkçası büyük bir erozyona uğratmıştır.

Çerkeslerin nazik ve kibar bir halk olusundan yararlanmış, Çerkeslerin asaletli davranışlarından dolayı çatışmadan kaçınmalarını ve sorunlarını diyalogla çözme isteklerini kullanmış ve her seferinde önlerini kesmiştir. Iradelerini kırmaya çalışmıştır. Kürtlerin ve Avrupa’nın bastırması sonucu, meclisten (MHP hariç) partilerin oylarıyla geçmiş olan AB uyum yasalarıyla halkların kendi kimliklerini yaşatma yönünde elde ettikleri haklara şu ana kadar en az isteğin Çerkesler tarafından yapılmış olması da düşündürücüdür. Kendi kimliğine, kültürüne, diline sahip çıkmayan hiç bir insan ya da halk; insanlık ailesi içinde hak ettiği değeri ve saygıyı göremez ve asaletten, kibarlıktan, naziklikten de söz edemez.

Yaklaşık 141 yıl önce anayurtlarından kitlesel olarak sürülmüş Çerkes halkının kendi anayurtları dışında, dünyanın her yanına dağılmış da olsalar varlıklarını sürdürmelerini yürekten diliyoruz. Sayın Mehmet Can, Yazdığınız bir yazıda hem ‘’Kürtçülük ve AB olmasaydı TRT 3’te Çerkesce yayın mı olurdu?’’ diye bir cümle yazıyorsunuz hem sonradan Janberk arkadaşımızı Kürtlerle ilgili söylediği sözlerden dolayı onaylıyorsunuz gibi duruyorsunuz. ‘’Kürtler konusunda yazdıklarınıza katılmamak elde değil. Bizim kültürümüzle alakası yok zaten’’ diyorsunuz.

Peki ben size sorayım. Dünyada kadının burnunu, kulağını, bilmem neresini kesen bir kültüre sahip bir halk var mıdır ki Kürtlerde olsun? Sizde ‘’onlar Kürt’tür, onlarda olabilir ama bizde olmaz öyle şeyler’’ diye garip bir tutum içine giriyorsunuz. Ben sizden bir şey anlamadım. Acaba siz kendinizden bir şey anladınız mı?

Cümlelerimin sonuna gelmeden önce sevgili dostlar; ben her halkın kendi etnik kimliğine, diline kültürüne ve o halkı halk yapan tüm öğelere özgürce sahip olmasını diliyorum. Hiç bir şekilde (burada diyenler gibi) ‘’onlarda olur, bizde olmaz’’ mantığıyla hiç bir halka yaklaşmayacağım. Çünkü; halk, tarihin renkli ipleriyle dokunmuş bir kilim gibidir ve bu kilimleri tertemiz tutmalıdır. Hiç birini kirletmeden yüreğimizin en güzel yerlerinde taşımalıyız.

Saygılar.


Gupse
04.07.2005

Merhabalar,

Sayın a-e söylediklerinize katılıyorum; fakat sizinle hem fikir olmam sorunlar karşısında köklü çözümler üretmek için yeterli değil. Neden derseniz, başka halklardan, uluslardan insanlar ile hemfikir olup ortak bir yaşam kurabiliyoruz ama kendi halkınız ile ortak bir duruş oluşturamadığınız takdirde toplum olarak var olamıyoruz.

Ben bütün Adigelerin böyle düşünürler ise insanlık tarihinde bundan sonra var olabileceğini ve çözüm yönteminin ise kültürleri aşağılamak değil farklı bir zenginlik olarak yorumlamak gerektiğini düşünüyorum. Şunu da çok iyi biliyorum ki; maalesef Adigelerin büyük bir çoğunluğu Kürtleri sevmiyor, kaba pis v.s. gibi resmi ideoloji ile değerlendiriyor. Daha da önemlisi yıllar önce Kafkasya’dan gelen Adige bir öğretim görevlisine sorduğumda Kafkasya’daki Kürtleri, o da aynı şeyler söylemişti. Evet orda da aynı yaklaşım vardı. Bu sadece burada yaşayan Adigelere ait değil demek ki, diye endişelenmiştim.

Her neyse
; önemli olan şu ki, halkaların kardeşliğini ifade etmek ve Anadolu mozaiğinin bir parçası olarak mı yaşamak ya da anavatanında yeni bir süreci inşa etmek için mi var olmak tercihi bireylere kalmış. Fakat nerede olursa olsun halklar kardeştir, savaşlar güç ve iktidarların yarattığı suni düşmanlıklardır. Kardeşliği ve barışı yüceltmek bence asil olmak ve davranmak ile özdeşleşir.

Kavga ve savaş asaletli değil, sadece savunma amacıyla savaşmak zorunda olanlar hariç. Kendini savunmak amacıyla savaşanlar (bence bu haklı bir savaştır) dahi bazen savaşın acımasızlığı karşısında asilliklerine yaraşmayan şeyler yapabilir.

"Başkalarının eksikleri üzerinde var olmaya çalışanlar yıkılmaya mahkumdur." Bu cümleyi şunun için yazdım; tabii ki hiç bir kültür diğerinden eksik ya da fazla diye değerlendirilemez. Fakat bu şekilde düşünmeye çalışan insanlar için söyleme gereği duydum, kendi mantıklarında bile değerlendirmeleri yanlış olacaktır. Yani diğer kültür sizden eksik bile olsa bu size hiç bir şey kazandırmaz, yalnızca başkasının eksikliğini temel olarak alıp kendinizi yüceltmeye çalışırsınız bu durumda o kadar komik ve gerçek dışı olur ki, sadece böyle düşünenleri yanıltır. Dışardan bakan için ise çelişkili durum çok da nettir aslında. Adigelerin daha çok paylaşabildiği gerçek ve güzel olan herşey için.

Saygılarımla
.


Janberk
04.07.2005

Sayın M. Can,

Sizin de statükocu nitelemeniz beni incitti. Ben yine de sizden özür diliyorum.

Sayın a-e sizin de çok iyi bildiginiz üzere Kürt kültürünü aşağılıyor değilim. Ayrıca kadına yönelik şiddet bir kültürün parçası olmuşsa; töre adı altında kızlar çocuk yaşta evlendiriliyorsa, okula gönderilmiyorsa, namus kisvesi altında öldürülüyor ya da intihar süsü veriliyorsa sanırım bu ülkede yaşayan biri olarak bir şeyler söylemek hakkımız. Mesela, ülkenin Doğu'sunda özellikle Batman ve Van'da meydana gelen intihar vakaları basit birer adli olay değildir. YYÜ, Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdüresi Sema Sancak, 2000 yılında "Van'da Kadın Intiharları" adı altında bir araştırma başlattı. Rapora göre, Van yöresindeki kadın intiharlarının büyük çoğunluğu köylerde yaşanıyor. Bu durum, kadının bölgedeki sosyal konumuna bağlanıyor. Kadının ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesi ve istemedikleri kişilerle erken yaşta evlenmeye zorlanması intihara teşvik ediyor.

Raporun dikkat çekici verilerinden biri de, intihar edenlerin arasında 15 yaş ve altındaki kız çocuklarının bulunması. Rapora göre, bazı töre cinayetleri, intihar süsü verilerek intihar kategorisine alınıyor. Bu da köylerdeki intihar olaylarının yüksek görünmesine yol açıyor. Her iki ilde de kadın intiharları diğer illere göre çok fazla. Ayrıca yerel seçimlerde kendisine oy vermedikleri gerekçesiyle bütün köyü çoluk çocuk süren muhtar ağa da aslında bir istisna olsa gerek. Leyla Zana ve benzerleri demokrasi naraları atarlarken, bu ve benzeri pek çok olayı görmezden geliyorlar. Kürt halkı eziliyor, haklısınız. Ancak ezenler yine kendi içlerindekiler.

Ayrıca ''siz Çerkesler safsınız, iyi niyetlisiniz ve kullanılıyorsunuz'' türünde bizi aşağılayan söylemlerinizden vazgeçin. Kimin kullanılıp kimin kullanılmadığı ortada. Kaybetmiş olsak bile 1800'lerdeki özgürlük mücadelemizi herhangi bir devlete yaslanarak vermedik. Sadece kendimiz için savaştık. Sayın Gupse, amacım herhangi bir kültürü aşağılayarak kendimizi yukarıda göstermek değil. Bazı gerçeklere atıfta bulunmam o kültürü karaladığım anlamına gelmez. Lütfen siz de bu olanları görmezden gelen bir tavır sergilemeyin. Ortada bir sorun varsa bu hepimizin sorunudur. Konu çok dağıldı. Söylemek istediğim: Demokrasi talebinde bulunurken kendimize de bir dönüp bakmalıyız. Üzerimize düşeni yapmalıyız.

Saygılarımla.


Mehmet Can
04.07.2005

Sayın a-e, Merhaba,

Beni eleştirdiğiniz Kürtler noktasında haklısınız. Konuyu uzatmamak, konuyu kesmek için kısa tutmuştum. Bende kulak ve burun kesmenin hiç bir milletin doğal davranış karakteristiği olduğunu düşünmüyorum. Konuyu kısa kesmek adına sehven öyle anlam çıkabilecek bir şekilde yazmış bulundum.

Dikkatiniz ve duyarlılığıniz için sizi kutluyorum.

Saygılar.


Mehmet Can
04.07.2005

Sayın Katılımcılar, Herkese merhabalar,

Bu sitenin, özellikle din konusunun ısıtılıp ısıtılıp önümüze konuluyor olması beni olumsuz etkiliyorda olsa yapmış oldugu hizmeti küçümsemiyorum ve kendilerine teşekkür ediyorum. Kendi adıma bilgilendiğimi, insanımızın düşüncelerini öğrendiğimi memnuniyetle söyleyebilirim. Bazılarına kızdım. Bazılarının yazdıklarını hayranlık ve gıpta ile takip ettim. Özellikle Sayın a-e'nin yazmış olduğu Ermeni-Çerkes ilişkileri konusunda, daha önce hiçbir şey okumadığımı ve duymadığımı gördüm. Konuyu araştırma gereği duydum ve konu hakkında fikir sahibi oldum.

Sanal ortamda olsak da, kimseyi kırma amacım olmadı. Farkında olmadan da olsa herhangi bir soydaşımı kırdıysam onlardan özür diliyorum. Sayın Janberk'ten özellikle özür diliyorum.

Saygılar ve sevgiler.


CircassianCanada
04.07.2005

Sayın Can,

Forumlarımızda yaklaşık 180 konu açıldı. CircassianCanada’nın din konusuyla ilgili açtığı tek başlık gösteriniz. Neye dayanarak din konusunu ısıtıp ısıtıp önünüze koyduğumuzu iddia ediyorsunuz? Bize teşekkür etmek yerine adil olmanızı rica ediyoruz. Katılımcıları ve okurları yanlış yönlendirmeniz size yakışıyor mu? Sizi, ‘’din konusunu ısıtıp önünüze koyduğumuz’’ iddianızı ispatlamaya; ispatlayamazsanız yine burada bizden özür dilemenizi bekliyoruz.

Saygılarımızla.


Mehmet Can
04.07.2005

Sayın CircassianCanada yetkilileri, Merhabalar,

Konu başlıkları ve diğer konu aralarında size nazikçe, açık açık defalarca sitenizin din bölümünde sadece haç bulunması ile ilgili tenkitler geldi. Hatta kimsenin rahatsız olmaması için haçın kaldırılması ya da yanına hilal ve Yahudi yıldızı figürlerininde aynı yere konulması teklif edildi. Bu sitenin kültür konularina daha çok eğilmesi istendi. Din tartışmasının gereksizliği söylendi.

Bu kadar masumane talepleri (eminim bu teklifi yapanlar samimi ve siteyi sahiplenerek yaptılar) bence çok basit gerekçelerle reddettiniz. Istek sahibi katılımcıların hiçte alakası ve sahibi olmadığı
İslami siteleri gerekçe gösterdiniz. Sizin üzerinizde yapamadıkları baskıyı diğer siteler üzerinde yapmalarını istediniz.

Bu bence hiçte makul bir istek değildi.

Ziyaretçiler ve katılımcıların hiç bir yaptırım gücü olamaz, olmadı da. Site yöneticisi, çalışanı ve yakını olup olmadıklarını bilmediğimiz ya da değişik isim altında ve aynı kalemden çıktığı izlenimi veren yazılar ve konu başlıkları gördük. Sürekli fikirlerini yazan bazı katılımcılar siteden ayrılarak başka bir sitede, siteniz hakkında protesto yazıları yazdılar. Kampanya açıldı. Zannediyorum takip ediyorsunuzdur.

Sonuç olarak kimseyle polemige girmek niyetinde degilim ama aranızda bulunmadığım için kanıtlayacak durumda da değilim. Ziyaretçileri yanlış yönlendirmemek için de sadece "hayat tecrübelerim" sonucu böyle bir izlenim sahibi olduğumu söylüyorum. Benim sizin itirazınızı kanıtlayamayacağım gibi sizde böyle bir şey yapmadığınızı kanıtlayamazsınız. Bende (belkide bir çok katılımcı ve ziyaretçide de) böyle bir imaj bıraktığınız için özür dilenecek bir şey göremiyorum. Belki siz böyle bir izlenim bıraktığınız için katılımcılardan özür dilersiniz.

Saygılarımla.


CircassianCanada
05.07.2005

Sayın Can,

Size yanıt olarak yazılacak tek sözcük kaldı. ‘’Pes’’.

Saygılarımızla


Muratt
07.07.2005

Elif hanım,

Düzeltme yazınızı görünce hem üzüldüm,hem de sevindim. Öncelikle geçmiş olsun diyerek gözlerinizdeki rahatsızlığın bir an önce iyileşmesini temenni ettiğimi söylemek isterim. Beni memnun eden nokta ise; hata yapabileceğinizi kabul etmeniz oldu.

Bu konuyu fazla uzatmayacağım ama yaptığım benzetmenin hala masumane olduğunu ve kötü niyet taşımadığını, sizin yanlış anladığınızı düşünüyorum. Yazımın bundan sonraki kısmını, Elif hanımla birlikte bu sayfaya görüşlerini aktaran tüm katılımcılara hitaben yazıyorum. Tek tek isim vermemenin nedeni, daha öncede belirttiğim gibi; amacımın yazılanlara cevap yetiştirmekten çok, durduğum yeri belli etmek ve yazılarda kullanılan anahtar kavramlar ve cümlelerle ilgili görüş açıklamak olmasındandır.

Sizlerle birlikte olamadığım dönemde, önemli kabul ettiğim kavramlar tartışılmış ve konular hususunda görüşler aktarılmış. Ben de bu konularla ilgili bir kaç cümle sarfetmek istedim. Öncelikle "statükocu" yakıştırmaları hakkında şunu söylemeliyim: Kendi adıma, var olan mevcut durumdan, görüşlerini bu platformda bizimle paylaşan hiçbir katılımcının memnun olduğuna inanmıyorum. Savunulan görüşler, daha fazla hak arayışı konusunda hem fikir olduğumuz noktasında kesişiyor. Ayrıldığımız noktalar izlenecek yöntem ve süreçle alakalı (en azından benim ayrıldığım nokta bu). "Siyasallaşma"yı savunan arkadaşlara, bu hareketin başarıyla sonuçlanacağına inanmadığımı, kendi kimliğimizi açıkça ortaya koyamadığımız için, uygun ortamı hazırlayamadığımızı daha önce belirttim. "Siyasallaşalım" diyen arkadaşlar, Akay Kavşağı'na çok uzak bir kentin havasını solukları için, siyasetin gerçeklerini görmekte zorlanıyorlar galiba. Yine bu arkadaşlar, deniz kenarında ikamet ettiği için, ılık ılık "meltem" rüzgarı onların siyasallaşma "düşüncelerini", güzel "hülyalara" dönüştürmeye yardım ediyor sanırım.

Ayrıca altı çizilmesi gereken önemli bir noktada,çok kolay fikir ayrılıklarının yaşandığı bir kimliğin siyasallaşmasından söz ettiğimiz. Siyasi oluşumunuzun savunduğu fikirlerin, ülke meselelerine, ekonomik dengelere, kültürel önceliklere, vs. verdiği cevaplar,Çerkesler arasında birleştirici bir etken olmaktan çok ayrıştırıcı bir görev üstlenir benim kanaatim. Siyasette bir kavram vardır; "partiler üstü" diye nitelendirilen. Siyasi görüşleri,partileri ne olursa olsun, kişisel yetenekleri ve kabiliyetleri nedeniyle, belli bir görev için tüm partiler tarafından üzerinde anlaşma sağlanan adaylar bu kavramla ifade edilir. Bu kavramı kendi konumuza uyarlarsak, Çerkesler için çözüm "siyaset üstü" olarak görünüyor bana.

Siyasi görüşleri ne olursa olsun "Çerkesler için daha fazla hak" paydasında buluşma. Burada kilit rol daha önce değindiğim gibi,"dernekler"e düşüyor. Türkiye'deki Kafkas dernekleri,"bir baskı unsuru olarak", Çerkesleri temsil etmeli. Hak arayışımızı dernekler etrafında toplanarak, demokratik bir şekilde yürütmeliyiz. Yazılardaki bir diğer ifadede "Kürtçülük olayları olmasaydı TRT3'te Çerkesce yayın yapılmazdı" deniyor. Ben tam tersi bir görüşü savunuyorum, çok daha önce Çerkesce yayın yapılırdı. Aslında bu ifade bir görüş değil, gerçek. Kürtler ve Çerkeslerin hak talepleri arasındaki farklar ve farkların nedenleri, daha önce Elif hanımla yine bu sayfada görüş aktardığımız konulardan biriydi. Işte bu farklılıklar, "kürtçülük" olayları diye tanımlanan hareketlerden dolayı arka planda kaldı, kimliksel genellemelere kurban edildi (tabii biz de çıkıp kendimizi ifade etmedik).

Yazdığım "gerçeğin" dernek başkanlarının kulağına fısıldandığı artık sır değil. Tartışılan diğer konuda; bir üçüncü sayfa haberinin, hanımefendiye yapılan operasyonun yeri ve şekli itibarı ile ilk sayfa manşete taşındı, bir kültüre mal edilmesi. Böyle bir hareketin belli bir kimliğe özgü davranış biçimi olarak kabul edilemeceği çok açık. Ancak Kürtlerin, ister köyde, ister kentte, isterse metropolde, kadına bakış açısını ve bu kültür içinde kadınların edindikleri daha doğrusu edinemedekleri rolleri de hepimiz biliyoruz. Kendi yaşadıkları kültüre ve hayatta edindikleri tecrübeye bakarak, iki kültür arasında bir kıyaslama yaptıklarında, Çerkes kültüründe kadının yerini beğenen arkadaşlarımızın bunu ifade etmeleri de kimseyi rahatsız etmemeli.

Eğer bu düşünceler açıklanmayınca, Kürt bayanlar, kendi toplumlarında hak ettikleri saygınlığa kavuşacaksa susalım. "Halkların kardeşliği" ifadesi bu soruna derman olacaksa, bir kampanya başlatalım. Hepimiz bu cümleyi yazıp, GSM şebekelerinin 2005 numaralarına yollayalım. Ayrıca kültürleri ile ilgili bir yanlış anlaşılma varsa bunda onların da payı olduğu görüşündeyim. Adli bir vakaya bakarak, bir kültüre ve bu kültüre mensup insanlara düşmanca yakıştırmalar yapamam. Sadece eşine el kaldırmak şöyle dursun, yüksek sesle birbirlerine hitap ettiklerini duymadığım insanların paylaştığı kültür içinde bu davranışı anlamaya çalışırım (ama anlayamam).

Saygılar.


Turgut Özben
12.07.2005

Sayın Janberk,

Önemli olan başkalarından üstün olmak değil, dünkü halinden üstün olmaktır.


Saygılarımla.
 
sayfa  1    2    3