...................
...................
BEHİCE BORAN'I ANARKEN

Varlık Özmenek
11 Ekim 2005

                         
...................
 
...................
“Ülkede ve dünyada insanlığın içinde bulunduğu ağır dram, yaşamlarla örneklenen insanlıkları çok düşündürüyor. 
 

Hele hele insanlığın ve insanlık değerlerinin ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel alanlarda her soydan ve her boydan kırımlara, kıyımlara uğratıldığı Türkiye gibi düşünmenin  bile ‘suç’ sayıldığı bir ülkede; ‘düşünüyorsun o halde yoksun’la çarptırılmış insanlarını değil görmek, unutmamak bile çoğu kişinin göze alamadığı bir eylem biçimidir ne yazık ki...”

Bu tırnak içi satırlar bana ait. Bundan on yıl önce... gazeteden iletilen istek üzerine kaleme aldığım 12 Ekim 1995 günlü Evrensel gazetesinde (s.12) yayımlanan yazımdan alınmadır.


12 Eylül’ün (1980-2005)  25’nci (artık herkes biliyor ki, solkırım-solkıyım, dolayısıyla toplum-yıkım) yıldönümünde ulaşılan  3 Ekim  AB- Derinlikleri  (sürüklenmeleri) önünde, kişilerden oluşan ‘Toplum(lar) hakkında nasıl mı karar vereceksiniz?’sorusu tarihi bir önem kazanıyor kanımca...

Bu yazımın tamamının okunmasını sizlerin dileğine sunmak istiyorum. Bilge bir ‘muhtar çakmağı’ kabilinden bir yalımlık düşünme şeraresi tüttürebilir mi, incecikten bir değerbilim eylemi çaktırır mı? Nasıl bir karar verirsiniz?

Bunun sabrını göze alabileceklerin bilgisine sunuyorum: 


 

“Behice Boran’ı Anarken...


İnsanın, kaçınılmaz olan ölüm olgusunu yenme, değiştirme, aşma alanında insanlık tarihiyle özdeş bir uğraş verdiği bilinir: İnsanın insanlaşma eylemi...


Göksel bir beklentinin egemenliğine karşı, yaşamayı bir eylem biçimine dönüştüren ‘ölümlü’ için ölüm de sonuçta, diyalektik bir değişimdir; sonsuzluğa karışıp yaşama eylemini sürdürmedir.


Yaşamak bir eylemdir.


Ölüm de, yaşamın bir parçası olduğuna göre, ölüm de öyle...


Sonsuzluğa karışımının 8. yıldönümünde Behice Boran’ı anmak için daha başka gerçekçi bir giriş usuma gelmiyor.


Aslında Behice Boran, 19 Kasım 1962 günü Vatan gazetesinde yayımlanan “Gençlik, Halk ve Eski Nesil” başlıklı yazısında, “Kişiler hakkında hasıl mı karar vereceksiniz?” diye soruyor ve kendisi hakkında bugün nasıl bir karar  vermemiz gerektiğine bir anlamda yardımcı oluyor. Okuyalım:

“Kişiler hakkında nasıl mı karar vereceksiniz? Hayatlarına bakarak... Bir insan yaşadığı hayatın insanıdır. Doğru bulduğumuz fikirleri öyle benimsemiş, öyle içimize sindirmiş olmalıyız ki, bunlar davranışlarımızı biz farkında olmadan dahi etkilemeli, tayin etmeli, yöneltmelidir.


Denilebilir ki,  bir anlamda şahsiyetin de bir üst yapısı vardır;  yani bir aklımızla, mantığımızla doğru bulduğumuz, düşündüğümüze konu olan fikirler vardır. Bir de, belirli objektif şartlar altında belirli uyarıcılara karşı yaptığımız tepkileri tayin eden, düzenleyen değerler, inançlar vardır. 


Bir kişinin gerçek şahsiyet yapısının çizgilerini, vasıflarını bu ikinciler tayin eder.  Aklın konusu olan fikirleri, sinir sistemimizin uyarıcılara karşı yaptığı hissi tepkileri düzenler hale getirdik mi, bu fikirler gerçekten yaşayan fikirler olur. Ama o zaman da fikirler fikir olmaktan çıkıp fizyolojik bir kuvvet, maddi kuvvet niteliğini kazanır. Bu da diyalektik bir olaydır...”


Behice Boran
’ın 77 yıllık yaşamının katıksız 50 yılı bilim, düşün, siyasa kadını olarak, böyle bir yaklaşımla değerlendirilirse kendisi hakkında en gerçekçi kanıya ulaşılabilir kanısındayım.


Ben, insanın insanlaşma eylemi, diyorum; Boran’ın yaşamına bakarak.

Saydam ve çok insanca bir yaşamdır bu.


Güzel şarkılar, güzel şiirler, güzel öyküler, güzel romanlar, güzel resimler, güzel yontular, dediğimiz yaratıcılıklar, bilinir ki, ta başta ve sonuçta yalındırlar.


İnsanın ‘Ben de söylerim, ben de yazarım, ben de çizerim...’ deyip keşke ‘ben söyleseydim, keşke ben yazsaydım, keşke ben de çizseydim’ diye insanca paylaştığı hatta kıskandığı ama sonuçta onurlandığı yaratıcılıklardır.


Behice Boran
’ın yaşamı da işte böylesine bir yalınlık, açıklık ve yaratıcılıktır; ‘Ben de yaşarım’ dedirtecek bir eylemdir.


İnsan soyunun görkemli bir düşün köprübaşı olan Marks’ın kalkış ve varış noktası da ‘yaşam’ ve ‘insan’, insanlaşma değil midir? 


Behice Boran
yaşam eylemciliğinin iki sorusu vardır:

- Nesnel koşullarla öznel olanakların bağlamı içinde insanca bir yaşamın geliştirilmesi nasıl olacaktır?

- İnsanlığı savunan bir kişiliğin önünde duran engellerin niteliği ve bunları aşma olanakları nelerdir?..


Bilim kadını niteliğiyle, düşün kadını kimliğiyle, siyasacı kimliğiyle Behice Boran bu iki soruya insanlığın bir üyesi olarak çok değerli, çok görkemli, çok insanca yanıtlar vermiştir. Bu sorular ne denli yalın, açık, anlaşılır olsa da, yanıtlar öylesine güç ve karmaşıktır oysa. Boran’ın yanıtları ise gerçekten çok yalın olmuştur.


Yanıt, deyince aklıma geldi.


Yıl 1979. Mayıs’ın sonu ya da Haziran başı. Boran, İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanıyor. 


Suçu?


1 Mayıs’ta sokağa çıkma yasağına karşın Merter’de sokağa çıkmak, arkadaşlarıyla Taksim’e kadar yürüyüp, İşçi Bayramı’nı kutlamaya teşebbüs...


İlk duruşma. Yargıç soruyor:

    - Sokağa çıkmışsınız?
    - Çıktım.
    - Sıkıyönetim yasağı olduğunu biliyor muydunuz?
    - Biliyordum.
    - Peki niçin çıktınız?
    - Taksim’e yürümek için.
    - Ne yapacaktınız orada?
    - İşçi sınıfının bayramını kutlayacaktım.


Evet, sorgulama böyle gidiyor...


Yargıç, 70 yaşındaki Behice Boran’ın sokağa çıktığı Merter’den Taksim’e kadar nasıl yürüyeceğini merak etmiş olmalı ki sordu:


    - Merter’den Taksim’e kadar yürüyecektiniz demek.

    - Evet yürüyecektim.
    - Merter ile Taksim arası çok uzak değil mi?
    - Uzak.
    - Nasıl gidecektiniz peki?


Behice Boran
’ın, elini şöyle havada dolaştırarak;

    - Dinlene dinlene tabii, dediğini gülümseyerek anımsıyorum....


Ne kaçarak, ne koşarak, ne de uçarak... Hamaset yok, dinlene dinlene...

Yürüyüşü, yaşamına bakıldığında hiç de öyle olmadı oysa. Koşa koşa ve kan-ter içinde bir yaşam uğraşısı...


Yılların gazetecisi Cüneyt Arcayürek, bir yazısında şöyle söylüyor:

‘1940’ların ortalarında henüz bilinçlenme çağındaydık. Nazım Hikmet’in değil şiirlerini okumak, adını anmak, okuldan, işten atılmaya, fişlenmeye yeterdi. Masa altında birbirimize pelür kağıdına yazılı şiirlerini verdiğimiz dönemde Mehmet Ali Aybar, Behice Boran ve arkadaşları açıkça sosyalizm türküleri söyleyebiliyorlardı.  Zincirli Hürriyet gazetesi, aklımda kalan Yığın dergisi gibi yayımları izlerdik.  Yıllar geçti, ister yasaklı, ister az buçuk özgürlüğün geldiği dönemlerde hiç değişmediler. Aralarında uygulama, olaylara, odak noktalara bakışta  belki ayrılmalar oldu. Fakat sosyalizm çizgisinden hiç sapmadılar...’


Aybar
ve Boran, insanın insanlaşması ereği olarak tanımlanabilecek sosyalizm amacından sapmadılar. Model konusundaki ‘ayrılmalar’ ise, onları, haklı çıkan tarafa sevinç vermeyen tarihsel bir dramın insaniliğinde, insancıllığında buluşturuyor bugün.

 

Ülkede ve dünyada insanlığın içinde bulunduğu ağır dram, yaşamlarla örneklenen insanlıkları çok düşündürüyor. 

 

Hele hele insanlığın ve insanlık değerlerinin ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel alanlarda her soydan ve her boydan kırımlara, kıyımlara uğratıldığı Türkiye gibi düşünmenin bile ‘suç’ sayıldığı bir ülkede; ‘düşünüyorsun o halde yoksun’la çarptırılmış insanlarını değil görmek, unutmamak bile çoğu kişinin göze alamadığı bir eylem biçimidir ne yazık ki...

 

8. ölüm yıldönümünde Behice Boran’ın anısı bana insanlık savaşımı veren tüm yaşam eylemcilerini, düşün emekçilerini anımsatıyor bugün.”

 

Bugün 18 yıl sonra...


Bu yazının konusu olan Behice Boran’ın (1 Mayıs 1910-10 Ekim 1987) anısını;  


. Bugün bu yaşamı doğum ve ölüm tarihleri dahil
‘ideolojik’ bulup okuduğuna ve andığına bin pişman sağdan-soldan her boydan medyada egemen (laik nasyonal cumhuriyetçi-muhafazakar liberal cumhuriyetçi) ne ulusal-ne evrensel, uluscu-çürümeci,  sonuçta 12 Eylül mirasçılığında tencere-kapak  global mezarcılar olduğu kadar,


O’nun bilimci, siyasacı, birey  uğraşısına “Milliyetçiliğe,  ırkçılığa, şovenizme, cinsiyetçiliğe, mezhepçiliğe karşı eşitlik, özgürlük, kardeşlik arayışına bilimin ışığıyla güç katmak” (bence Bilim ve Sanat-Sanat ve Hayat dergileri) anlamında toplumcu evrensel boyutlandırma enerjileri de bulunuyor...

Sorun, yazının başlığı:
(Kişiler) Toplum(lar) hakkında nasıl mı karar vereceksiniz?