...................
...................
ÇEÇEN EDEBİYATI
Refik Özdemir
Kafdağı Dergisi, Yıl 2, Ağustos-Eylül 1988, Sayı 19-20, Sayfa 22,23,24
                         
...................
 
...................

Çeçen edebiyatının tarihi ve gelişimi, Sovyet devrimi ve tarihiyle iç içedir. Sovyet sisteminin tam olarak oturduğu 1920 yılının Mart ayına kadar Çeçen-İnguş halkı yerleşik yaygın bir alfabeye sahip değildi. 1921 yılında yapılan 10. kongrede, partinin geri kalmış halklara kendi ana dillerinde eğitim yapabilmeleri, kültür ve edebiyatlarını geliştirmeleri konusunda öncelikle yardım yapılması kararından sonra, Çeçen-İnguşlar ve diğer küçük halklar, kendi yazı dillerini, yayınevlerini, tiyatrolarını, dönemin aydınları öncülüğünde kurmaya, geliştirmeye başladılar.

Aynı yıl İnguşlar Latin alfabesini temel alarak kendi alfabelerini oluşturdular. Çeçenlerin oluşturulmuş iki alfabesi (P.K. Uslar, T. Eldarhanov) Kiril alfabesini temel almış ama okullarda ve halk arasında yaygın olarak kullanılmaya başlamamıştı. Çeçenler arasında din adamlarının önemli bir yeri olması nedeniyle önce Arap alfabesi temel alınarak bir alfabe daha oluşturuldu. Daha sonra 1925 yılında Rostov'da dağlı kültürüyle ilgili bir konferansta Çeçen temsilcileri, Halid Oşayev, ve M.S. Salmurzayev'in hazırladığı Latin alfabesini temel alan Çeçen Alfabesini kabul ettiler. Bu alfabede bir süre sonra pratik kullanımdaki sakıncaları nedeniyle değiştirilerek bugün kullanılan Kiril alfabesi yerini aldı.

1923  yılında   yayınlanmaya başlayan ilk Çeçence gazete "Serlo" etrafında bir araya gelen Çeçen edebiyatının öncüleri olan dönemin genç yazarları: Arbi Dudayev, Ahmad Najayev, Said Baduyev, Mohmad Mamakayev, 30'lu yıllarda yazmaya başlayan Şamsuddin Ayshanov, Nurdin Muzayev, Arbi Mamakayev sadece Çeçenlere seslenmeyi amaçlayan, bu arada Çeçen edebiyatını yaratan sanatçılar olarak ortaya çıktılar.

Çeçen şiirinde ilk adımları Arbi Dudayev ve Ahmad Najayev atmışlardır. Said Baduyev ve Mohmad Mamakayev Çeçen gençliğine edebiyatta kendilerine yaratıcılık konusunda büyük güven duymalarını sağlamışlardır. Dönemin tüm öncü yazar ve şairleri yeni sistemin ve yaşam biçiminin halk tarafından anlaşılması ve benimsenmesi için sürekli kolektif üretim tarzını, halkların dostluğunu, emeğin kutsallığını, çağdaşlaşmayı ve barışı anlatmışlardır. Bunu, Najayev'in "Kutsal Ekim", "Çeçen Cumhuriyetinin Onuncu Yılı", "Bilimin Derinliği", Mohmad Salmurzayev'in; "Mantıklı Hamid", "Hocanın Zulmü", Said Paduyev'in; "Açlık", "Kızıl Kapı", "Beşto" gibi şiir ve öykülerinden anlıyoruz.

Çeçen Edebiyatının temelini atan yazar olarak anılan Said Baduyev dönemin Çeçen yazarları arasında en bilinçli ve klasik Rus edebiyatını en iyi bilenlerdendi. 1928 yıllarında Mohmad Mamakayev de şiirde önemli çıkışlar yaptı. "Zelimhan", "Komiser", "Aslanbek Şeripov", "Kan Emen Dağlar" gibi poemleriyle Çeçen şiirinde yerini aldı.

1920'li yıllarda oyun yazarı olarak Said Baduyev ve İsa Eldarhanov, "Atalarımızın Töresi", Mohmad Yandarov, "Makajoy'un İmamı", Danilbek Şeripov, "Albek Hacı" isimli piyesleriyle Çeçen edebiyatında ilk örneklerini verdiler. Bu oyunlar aynı yıllarda tiyatrolarda, köy kültür derneklerinde sahnelenmeye başladı.

Yeni yaşam biçiminin yerleşmesi, benimsenmesi, tüm Sovyet halkları edebiyatında olduğu gibi Çeçen edebiyatında da tema, öz, ve biçimde köklü değişiklikler yarattı. Dönemin şairi Arbi Dudayev'de bu değişimleri gözleyebiliyoruz. "Çağrı" ve "Yeni Dünya" isimli şiirlerindeki kahramanlar, kendilerini hiç sakınmadan yeni yaşamı emeğiyle kuran özverili insanlardır. Yine bu yıllarda bireyin yaşamdaki rolünü Ayshanov; "Tembellik-Acizlik", "Mücadele", "Okuyacağız" öyküleriyle çarpıcı bir şekilde vurgulamıştır.

1930'lu yıllar, Çeçen edebiyatının gelişiminde önemli bir dönemi kapsar. Sovyetlerde olduğu gibi Çeçenya'da da hızlı sosyoekonomik ilerlemeler olmuş, kolektivizm tam anlamıyla oturmuş, önceki beş yıllık planda hedefle-, inen petrol üretimi iki buçuk yılda tamamlanmıştır. Bu verimli çalışmanın ödülü olarak, Çeçenya emek madalyası almış, dolayısıyla halkın yaşam seviyesi yükselmiştir.

Çeçenya'daki bu gelişmeler kültürel ilerlemelere de yansımıştır. Binlerce genç enstitülerde, fakültelerde eğitimden geçmiş, kültürel etkinlikler köylere kadar ulaşmıştır. Edebiyata ilgi gözle görülür bir şekilde artmış, bu dönemde yeni isimler, gazete ve dergilerde şiir, makale, roman, öykü, hikaye, derleme türleriyle görülmeye başlanmıştır.

Bu yıllarda Said Baduyev'in fanatik bağnazlara karşı eleştirel bir tepki olarak yazdığı "Petamat" isimli roman, sosyal problemleri çarpıcı ve açık bir biçimde okura sunmuştur. Yazar, Çeçen edebiyatında ilk kez sanatsal bir anlatımla Çeçen kadınını ve toplumdaki yerini ince bir ustalıkla irdelemiştir. Roman; Baduyev'in anlatımdaki güçlüğünün, dildeki akıcılığının ve gerçekçiliğinin bir kanıtıdır. Romanda olaylar 19. yüzyılın ilk çeyreğinde geçer. Tarihsel gerçekleri yansıtmaktan geri kalmayan Baduyev, aynı zamanda Çeçenlerin Çarlığa karşı verdikleri mücadeleyi de sağlıklı bir şekilde vurgulamıştır. Baduyev ayrıca bu yıllarda deneme türünde "Traktörcü Hujit", "Yeni Toplum", "Öğretmenimiz Maksim Gorki" gibi edebi ürünler de vermiştir.

İlk Sovyet Yazarları Kongre­sine, Çeçen yazarlarından Said Baduyev, Şamsuddin Ayshanov, Nurdin Muzayev, İdrisBazerkin'le katılan Mohmad Mamakayev not defterine kongreyle ilgili şöyle yazmıştır: "Gorki; bizden, ulusal yazarlardan bahsederken şöyle de­di: Ulusal edebiyatın gücü, 6 ulu­sun büyüklüğüyle ilgili değildir, küçük uluslar da insanlığa sayısız deha vermiştir. Dünya kardeşliği­nin önemini, kendi ulusunun tari­hini ve bugününü özümsemeyenler yazar olamaz."

Mohmad Mamakayev 30'lu yıllarda yazdığı poemlerinde halkını çok yönlü anlatabildi. Da­ha önce "Kan Emen Dağlar" isim­li poeminde dağlıların Çarlığa kar­şı verdiği savaşları çarpıcı bir şe­kilde vurgulayan Şair, 1934 yılın­da yazdığı "Anamla Söyleşi" isim­li poeminde zorlu geçen çocukluk yıllarını, dönemin Çeçenya'sını, halkın yaşamını işledi. Bu poeme, çok yönlü anlatım-monolog diye­biliriz. Şair yedi yaşında yetim kaldığı zaman kendisine el uza­tan, Aslanbekov Çocuk Yurdu'na verilmesini sağlayıp eğitimiyle il­gilenen Komiser'e sevgisini dile ge­tirmektedir.

Başımı okşadı sıcak elleri,

Baba şefkatiyle yüzüme baktı,
"Çocuk yurduna kaydedin" dedi,
Mavi kalemiyle notunu yazdı.

(Anamla Söyleşi)

40'lı yıllarda, İkinci Dünya Savaşının ayak sesleri duyulurken vatan savunması temasını sıkça iş­leyen, Zayndi Bakrayev, Emi Hamidov, Şirvan'ı, Kalayev, Mohmad Sulayev, Bilal Saidov, Edilov Hasmohmad gibi genç isimlerle karşı­laşıyoruz. Savaş yıllarında yazdığı bir şiirde Edilov, vatan toprağına şöyle seslenmektedir:

Yiğit ve yaratıcı
Kıldın beni,
Cephelerde seni
Savunuyorum.

Sıcak kurşunlar
Taradı bedenimi,
Bağrına geliyorum
Kabul et toprak!
Kaygılı gözlerim
Batı'ya bakıyor,
Yüreğim, bedenim
Ölüyor, toprak.
Taşıma yazılırsa
Şükranın yeter,
Barış için ölenlere
Saygı duy toprak!

(Saygı Duy Toprak)

Edilov'un "Kafkas Kartalı", "Savaşçı Sana", "Toprak Zerresi" şiirleri yine savaş döneminde va­tan savunması ve kahramanlık te­malarını işlemiştir.

Arbi Mamakayev, Devrim ön­cesinde Çeçenya'daki sosyal yaşa­mı yansıtan "Alsagh ve Selehat" isimli poeminden sonra, "Terek Yamaçlarında" isimli şiir kitabını yayımladı. Savaş yıllarında yazdı­ğı "Her Şey Vatan İçin", "Şotoy' lulara", "Şerefli Birliklere Selam", "Ekim Yaşıtlarının Türküsü", "Her şey Savaşa" şiirlerinde özgür­lük ve vatan onurunu koruma te­malarını işledi. Vatanın onurunu korumak için tek vücut olarak karşı koyan halkı anlatırken, her bireyin, halkının temsilcisi olduğu bilinciyle, cephede düşmana karşı savaşması gerektiğini coşkusal bir dille vurguladı.

50'li yıllarda, 20. kongre son­rasındaki Çeçen şiiri öz, biçim ve içerik olarak çok yönlü bir geliş­me göstermiştir. Çeçen yazarları bu yıllarda özgün yapıtlar vermiş, felsefi, folklorik tarzda da yazmışlardır.

Tarihsel miras, ulusal bilinç, çağdaş duyarlılık arasında şaşırtı­cı bir senteze ulaşan Mohmad Ma­makayev, Çeçen toprağının özel­liklerini yalın ve çarpıcı bir biçim­de dile getirmiştir.

Soğukta titredik, sarındık
                     giysilere,
Sıcağı bulmak için sokulduk
                     ateşlere,
Anamızın elleri ısıttı bizi.
Yaşamanın tadına varamadık
                     dünyada,
Bir soğukluk bırakmadı, buz
                     kesti içimizi,
Vatan toprağının sıcağı
                     olmayınca.

(Toprağın Sıcaklığı)

Alınteri dökmüşse, savaşıp
                     korumuşsa,
Veya karışmış ise bir
                     damlacık al kanı,
Dünyada var olan her şeyden
                     daha fazla,
Çeçen kutsallaştırır, suyunu,
                     toprağını.

(Dörtlük)

Yine bu yıllarda Mamakayev, "Geri Gelirim", "Argun'da Sabah", "Taşlar da Anlatır" isimli şiir ki­taplarında halkını, vatanını ve enternasyonalist düşüncelerini dile ge­tirmiştir. Mohmad Mamakayev, tok sesi, çarpıcı imgeleri, yaratıcı geleneğiyle genç şairlerin öncüsü olmuştur. Mamakayev'in şiiri; ulu­sal duygu ve düşünüş biçiminin,1 bireysel, ruhsal, zincirsel coşkularıyla, sorgulayıcı, imgeleyici an­latımıyla halkın sahiplendiği bir şiirdir.

Çeçen halkının tarihini, şiir­sel anlatımıyla "Çeçenya Hakkın­da Anlatı" isimli poemiyle Nurdin Muzayev kitaplaştırdı. Bu kita­bında Çeçen halkının Çarlık Rusya'sına karşı verdiği savaşı, tüm Çerkes halkının sürgününü, devrim yıllarını anlattı.

İlk şiir kitabı "Sevgili Cum­huriyetim"! 40'lı yıllarda yayım­layan Raisa Ahmatova, bu yıllar­da da Çeçen kadınlarını ve sorun­larını konu edinen lirik şiirler yaz­dı. Aşk, yalnızlık, vatan sevgisi, halkların kardeşliğini şiirlerinde özgün bir dille anlatan Ahmatova, bir şiirinde vatan sevgisini şöyle dile getirmektedir:

Soğuk tipi dondur beni,
Sarıl bütün vücuduma,
Titreterek her yerimi,
Çalış beni yıldırmaya.

Her şeyimi vermek için
Sevgili vatanıma,
Eğer hazır değilsem,
Öldür beni acıma.

(Akşamın Işınları)

Ahmatova'nın şiiri, Çeçen şii­rine  yeni bir ses, renk kattı.Dönemin genç yazarlarından Şeyhi Arsanukayev, Ahmad Dakayev,  Mohmad Dikayev,  Huseyn Satuyev, Alvadi Şeyhiev, Musbek Kibiyev, Azi Kusayev'in isimleri gazetelerde, dergilerde, antolojilerde, göze çarpmaya başladı. Bu genç yazarların ilk kitapları bu dönemde basıldı.

Çeçence edebiyat dergisi Argun'da; Arsanukayev'in "Barış Güçlüdür", "Sovyet İnsanı", "Kafkas", "Anadili", Dikayev'in "Sızlayan Yerler" isimli şiirleri genç okurlar tarafından coşkuyla karşılandı. Dikayev bir şiirinde kaygılarını şöyle dile getirmişti:

Sonbaharda sarararak
Dökülen yapraklara,
Kederlenip bakıyorum
Düştükleri toprağa.

Korkuyorum, bazıları
Tutunacak dal bulmadan,
Yaprak gibi dökülerek,
Koparlarsa halkımızdan.

(Korkuyorum)

Arsanukayev ve Şeyhiyev, "Çeçen Halkına", "Yaşam Denizinde", "Ayaklanan Yüreğimde" halkın duygularına kulak verdiler. Genç şairlerden Şahid Reşidov, Said Gatsayev, arı, akıcı dilleriyle, lirik şiirleriyle genç okurların dilinden düşmediler.'

Yine; aşk, vatan, doğa, gençlik ve sosyal sorunları şiirleriyle dile getiren şair Mohmad Sulayev, halkının sınırlar ötesine taşan tarihsel ve hala kanayan toplumsal yaralarının çözümünü  anavatana dönüşte görerek şiirlerinde işledi.

Vatanım çağırıyor usanmasız,
Karnım tok başka seslere.
Durursam, duracak kalbim
                     amansız,

Gidiyorum varmam gereken yere.
Suçluyorsun beni, duyamıyorum;
İsteme gücümün yetmediğini!..
Mutlu bilse bile, insan kendini
Değildir, özlüyorsa memleketini!

(Aydınlık Akşam

Sınırlar ötesine sürülen halkına aynı çağrıyı Hasmohmad Edilov'un şiirlerinde de görüyoruz:

Dönecek diye çocukları
Bekliyor Kafkasya,
Açmış engin kucağını,
Hazır.
Eşsiz dağlarının
Beyaz dorukları gibi,
Yatakların en güzelini
Sermiş çocuklarına.
…

Çağırıyor atalarının
Soluduğu havalara,
Yaşamaya çağırıyor
Dedelerinin toprağına,
Çiçeklerin açtığı
Sevimli yamaçlara.

(Mutluluğum)

Çeçen yazarlarının 20. kongreden sonra Rusça’ya çevrilen yapıtları olan; Said Arsanov'un "Dostluk Ne Zaman Bilinir", Mohmad Mamakayev'iri, "D'evnnf Müridi", "Zelimhan", Halid Oşayev'in "Alevli Yıllar", Mohmad Sulayev'in, "Tovsolt Dağdan Gidiyor", Nurdin Muzayev'in, "Argun'un Kıyısında", Mohmad Musayev'in, "Mutluluk Kaynağı", Abuzar Aydemirov'un, "Barışın Adıyla" isimli romanları, öykü ve anlatılarının tümü, Çeçenleri, Çeçen tarihini, folklorunu konu ediniyordu.

"Barışın Adıyla" isimli romanında Aydemirov, 1940'lı yıllardan 1905'e kadar Çeçenlerin ve Kuzey Kafkasyalı halkların Çarlık Rusyasına karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyordu. Arsanov "Dostluk Ne Zaman Bilinir” romanında 19. ve 20. yüzyıl başlarında Çeçenya'daki değişimi, devrim yıllarında kan davası nedeniyle Rusya içlerine göçen bir Çeçen ailesinin başından geçenleri konu edinerek, dönemin Rusya ve Çeçenya'sını sosyal, tarihsel yönleriyle, folklorik imgelerle, güçlü bir edebi dille anlatmıştır. Çeçen edebiyatında önemli bir yeri olan Mohmad Mamakayev, "Devrim Müridi" isimli romanında, Çeçen halk kahramanı Aslanbek Şeripov'un yaşamını ve mücadelesini anlatmıştır.

Günümüz Çeçen edebiyatına baktığımızda Roman dalında Abuzar Aydamirov "Uzun Geceler" isimli tarihsel romanıyla, Çeçen-Çerkes halkının sürgühünü, "Şa: mil'in Gezileri" isimli tarihsel anlatısıyla İmam Şamil'in bilinmeyen yönlerini, Çarlık Rusya'sına karşı yapılan savaştaki Çeçen-İnguş halkının yerini açık bir şekilde vurgulamış, "Halk Yazan" unvanını almıştır. Şiir dalında genç şairlerden, Apti Bisultanov, Zelimhan Yandarbiyev, öykü dalında genç yazarlardan Musa Ahmatov çağdaş Çeçen edebiyatının doruklarına  harçlarını koymuşlardır.

Çeçen yazarları, bugüne değin kalemlerini anadillerinde kullanmışlar, roman, şiir, öykü, deneme, eleştiri, tiyatro oyunlarıyla kendilerine özgü; tarihsel, geleneksel, sanatsal, dokusal yönleriyle ürünlerini vermişler ve vermektedirler.


İnsanlara barış ve mutluluğu dileyen, özgürlüğe koşulsuz bağlı kalan, efsanevi Kafkas dağlarının bu küçük ulusunun yazarlarına; halklarının geçmişte yaşadığı, acı, sürgün ve yıkımlar, bugünkü kazanımlar sonsuz esin kaynağı olmuştur.