...................
...................

İLK GÜNDEN AKILDA KALANLAR...

Mart 2012

                         
...................
 
...................

Manisa’dan İzmir’e doğru yol alırken yolun sağında yer alan devasa Spil Dağı kendini göstere göstere buradayım diyordu. Bir ışıktan geçerken Abhazya bayrağını görünce yaklaşık bir ay önce gördüğüm Abhazya geldi aklıma...

Abhazya; Bayraklı ülke...

Saraybosna’da, Romanya’da, Almanya’da, KKTC’de, Rusya’da, Ukrayna’da gördüklerimden sonra buraya bayraklı ülke diyebiliyorum artık, belki kimliğin daha rahat ve kolay bir ifadesi olduğu için her yeri bayraklarla dolu Abhazya’nın.

Şelale’nin kulakları çınlasın, Dünyanın her yerine gitti ama Abhazya’ya gelmedi diye bana sitemkar mesaj göndermişti.

Sonunda Abhazya’ya gittim.

Facebook tripadviser da Abhazya olarak işaretleyemediğim yirmi dördüncü ülke Abhazya.

Allah’ın yarattığından başka insanın yaptığı hiç bir şey yok demişti masada... Bodrum’da evlerine gelen misafirlerine...

Abhazya’da Allah’ın yarattığı ve insanın yaptığı her şey var... Yine insanlığa sunulan, misafir olarak gelenlere ve doğal olarak ev sahibi olanlara...



Önce nasıl gideyim diye, sonra hangisiyle gideyim diye düşündüm.

Artık Rusya ile vizeler kalktığı için Adana’ya gider gibi gidilebiliyor...

Daha önce Nalçik’e ve Maykop’a yaptığım gezi notlarından sonra Abhazya’yı da yazmam gerektiğini düşündüğüm için yazıyorum, sonradan gönül gözüm ne kadarını görmüş diye, sonra okur bakarım diye.

Janberk bana keşke farklı görebilseydi diyordu, o notları aldığım zaman.

Abhaz Ergün’e, Besleney Ergün’e bol bol soru sorduktan, gerekli notları aldıktan sonra, karar verebildim.

Soçi’ye, Aeroflot ve Türk Hava Yolları gidiyordu.

Gayri medeni bir saatte gitmesine karşın Türk Hava Yolları ile gitmeyi tercih ettim. Türk Hava Yollarının sık uçanlara sağladığı mil programı sayesinde sadece vergilerini ödeyerek, bedava uçak bileti aldım, belki söylemesi ayıptır Business Class’ta uçtum ama bir fark yok koltuklar aynı...

Gece geç saatte Atatürk Havalimanı’na vardım, check-in işlemleri sonrasında uçağa bindim.

Binerken biraz gözlemledim, kimler var diye. Yolcuların neredeyse tamamı Rus olmakla birlikte Soçi’de çalışan Türkler ve aileleri belli oluyordu uçağı bekleyen.

Karadeniz’i karanlıklar içinde geçerken, uçak inişe geçerken bile ışıkları görülmüyordu Soçi’nin.

Neden her defasında bir pasaport kontrol stresi alır beni.
Uçaktan indikten sonra hemen pasaport polislerinin olduğu bankolara doğru gittim. Beyaz bir kağıt doldurulması gerekiyordu, doldurdum ve beklediğimin tersine hiç bir sorgu sual olmadan rahatlıkla geçtim gümrüklü alana.

Valizi beklerken, telefonumu açtım, bir kaç mesaj geldi operatörden, çok para yazmasın diye uluslar arası dolaşıma kapattım iphone telefonumu.

Bir saat ileriye aldım saatimi. Saat farkı vardı Soçi ile Türkiye arasında.



Ubıh olmam nedeniyle havaalanının bulunduğu Adler’in benim için farklı bir şey ifade ediyor olması gerekiyordu ama öyle olmadı her yer Berlin’e ilk gittiğim gibiydi...

İnşaat, vinç, beton, kamyon, dozer, ışıklar...



Adler havaalanından çıktım, beni Abhazya’dan almaya gelecekler vardı... İsmim yazılı olarak beni karşılayacaklardı.

Havaalanından dışarı ilk çıkanlardan olmama rağmen, beni almaya gelen kimse yoktu. Aslında havaalanından çıkmakta kolay değildi.

Pasaportu geçtikten sonra bagajlarımızı almak için yaklaşık yarım saat, kırk beş dakika bekledim.

Sonunda uzun bekleyiş sonunda bagajım geldi, biraz büyük bir valiz götürdüm dönüşte alabildiğim kadar çok Abhaz şarabını alabileyim diye...

Gümrük görevlilerin önünden geçerken X-ray cihazından geçirmemi istediler valizimi, oradan çıktım bir başka yere geldim, bu sefer polis bir başka X-ray cihazından geçirmemi istedi valizimi.

Nihayet iki defa kontrol noktasında geçtikten sonra küçük bir kapıdan havaalanı dışına çıkmıştım.

Çok geçmedi bir süre sonra birisi bana adımla seslendi, benim dedim.

Tamam dedi, ben seni almaya geldim.

Hani dedim ismim yazılı bir kağıt olacaktı sende.

Ha evet Anıt bana verdi ama arabada dedi.

Çok daha fazla sorgulamayayım dedim, bu tuhaflığı.

Birilerini daha bekliyoruz dedi.

Gelenlerden birisini tanıyordum Türkiye’den. Sonra hep birlikte gelen arabaya bindik. Bizi karşılayan Ermeni Türkçe biliyordu ama araçla Abhazya’ya Sohum’a götürecek olan tek kelime Türkçe bilmeyen bir başka Ermeniydi.

Araç beklediğimden daha iyiydi, temiz ikinci el bir araçtı gelen araç...

İlk şaşkınlığım gelen aracın plakasını görünce gerçekleşti...

Plaka’da solda küçük Abhazya bayrağı yer alıyordu ve onun hemen yanında rakamla ABH yazıyordu peşinden de rakamlar....

Çok hoşuma gitti...

Bir süre yol aldık, karanlıkta nereye gidiyorduk çok seçemiyordum.

Kocaman bir şantiye içinde sağa sola gider gibi yol alıyorduk. Şöfor bana bir ara bir inşaat gösterdi Soçi olimpiyat stadıymış yapılan...

Bir süre sonra geldik dedi...

Geldik dediği Abhazya sınırıydı.

Burada yine bir başka gayri medeni durum vardı. Kimden kaynaklanıyordu bilemiyorum ama önce araçlardan indik, sonra bagajlarımızı aldık. Araç köprü üzerinden geçecekti, bizde köprünün yanında yer alan yaya yolundan geçecektik.

Yine bir X-ray cihazından geçtik valizimle.

Peşinden pasaport polisine geldik, yanımızda onlarca Rus vardı. Herkes Abhazya’ya tatile geliyordu. Herkesin elinde valizler vardı ve ailecek, çoluk, çocuk ellerinde evraklarla sınırı geçmeye çalışıyorlardı.

Sabah altı olmuştu neredeyse ama azımsanmayacak kadar çok insan vardı sınırı geçmeye çalışan, onlarca araç peşpeşe köprüdeydi.

Rus polisinden geçtikten sonra bu sefer meşhur PSOU nehrini geçerken oldukça hüzünlendim, binlerce taş vardı gözle seçilen...

Bu taşlar, kilometre taşlarıydı neredeyse sınırda bekleyen.

Zamanla yontulmuş, keskin köşeleri törpülenmiş, zamana karşı savaş vermiş, nehrin taşlarıydı bunlar...

Biraz daha gittikten sonra hayal meyal o karanlıkta koskocaman Abhazya bayrağını gördüm...

Sonra bir kulübe daha vardı karşımda, önümde iki kişiydiler...

Rusça, ‘Vizen var mı ?’ diye sordular, ben soranların Abhaz olduğunu anlamamıştım.

Türkiye’de bana öncesinde almayı iyice tembih edildiği için Abhazya’nın Türkiye temsilcisi Vladimir Oyzba’dan aldığım vizeyi gösterdim.

Bozuk Rusça ile sordum, burası Abhazya mı diye, evet yanıtını aldım, yine bozuk Rusça ile bende Türkiye’de geldim, Ubıh/Abhaz’ım diye bahsettim.

Pek ilgilenmediler benimle...

Peşimden vizesiz gelen Türkiye’den gelen diğer iki kişi geldi, çok güzel Abazaca konuşana, vizesi sorulduğunda Abazayım bana vize gerek yok cevabını alan Abhaz görevli, gülerek gelenleri geçirdi.

Görevlilerin benimle ilgilenmemesine karşın bu kadar çok gülmelerini beklemiyordum açıkcası o nedenle şaşırdım, demek ben vize almasaydım, kesin bir problem olurdu...

Rusya’ya artık vizesiz giriyoruz ama Abhazya’ya henüz giremiyoruz vizesiz...

Tek resmi giriş ve çıkış PSOU nehri üzerinde yer alan sınır kapısından. Geçen sene yaklaşık iki milyon Rus turistin geçiş yaptığı sınır kapısı PSOU...

Gün ağarmaya başladı...

Burada, sınırdan Sohum ve diğer şehirlere taksicilik yapanlarla sohbet etmeye çalıştım, çok ilgi gösterdiler, bu ilgiyi görünce içten içe sevindim.

Bir şekilde anlaştım onlarlar. Abhazca konuştular, Rusça konuştular, istenince anlaşıyor insanlar...

Sınır kapısında gün ağardığında bayrak gün yüzüne çıktı, ardımda yer alan bayrakla güzel bir fotoğraf çektirdim.

Biz kendi aracımızı beklerken, önümüzden bir çok araç geçiyordu. Genelde Rus plakalı araçlar daha mütevazi araçlardı, Abhaz plakalı araçlar ise çok lüks araçlardı...

Hemen belli oluyordu Abhazya’ya tatile gelenler daha mütevazı bütçelere sahip olanlardı...

Zengin olanlarda Antalya’ya gidiyordu sanırım. Zengin fakir farketmez geçen sene milyonlarca Rus, tatile gelmişti Abhazya’ya...

Sovyet döneminde gençliğinde buraya gelen yoldaşların hatıraları okunuyordu gelenlerin yüzünde. Kimbilir belkide çocukken geldikleri yere şimdi çocuklarını getiriyorlardı Moskova yakınlarında oturanlar...



Bekledik bir süre daha, sonunda aracımız geldi...

Bindik aracımıza, nedense o inşaat alanından sonra sanki bambaşka bir yere gelmiştik...

Her yer yemyeşildi...

Daha ilk baştan Abhazya ile ilgili yüklem cümlemi söyledim...

‘Toprağın Görülmediği Ülke’....

Abhazya o kadar çok yeşil ki, ağaçlardan yeşilliklerden gözünüzü alamıyorsunuz...

Yeşillikler toprağa gün yüzünü göstermemiş...

Sakallara gün yüzünü göstermemek gibi...

                         

...........................................................................................................

...........................................................................................................

cc-turkiye@circassiancenter.com

...........................................................................................................

Oubykh'un diğer mektupları

...........................................................................................................