...................
...................

MAĞARANIN İÇİNDE BİR BÜFE VAR...

Mart 2012

                         
...................
 
...................

Mağaranın içinde bir büfe var...

Soğuk bir şeyler alıyorum içecek...

Sohbet etmeye başlıyoruz, Türkiye’den geldiğimi yine bahsediyorum. Çok seviniyorlar, hatta Abhaz kadın bana terlediğim için, terimi silmek için peçete veriyor, peşinden içerisi soğuk üstüne mont vereyim diyor, teşekkür ediyor istemiyorum.

Onunda oğlu Türkçe biliyor, o da Başaran Kolejine gitmiş. Ne durumda olduğunu soruyorum okulun, yakın zamanda kapanacakmış...

İstanbul’da Karaköy -Tünel benzeri ,bir tren var mağara içinde...

Soruyorum tren ne zaman kalkacak diye. On dakika sonra diyorlar, tren gelmesine yakın, tekrar gidip soruyorum, ama gelen giden yok, bu kadar kalabalığa karşın kuyruk olmaması tuhaf geliyor bana.

Biraz geç anlıyorum ama, meğer burası trenden inenlerin çıkışıymış. Giriş, diğer taraftan. Bilet gişesine gidiyorum. Bana iki saat sonrası için bilet verebileceklerini söylüyorlar. Abhazca konuşuyorum, iki kelime yetiyor. Gişedeki bayan, hemen telefonla çıkış kapısını arıyor ve beni oradan almalarını söylüyor karşısındakine, teşekkür ederek ayrılıyorum.

Trene biniyoruz, tamamen dolu, camlar buğulanmış durumda. Beş, on dakika kadar gidiyoruz trenle.

Trenden indikten sonra , bizim grubun tamamı bir rehber eşliğinde gezmeye başlıyoruz mağarayı.

Bir kaç mağara daha görmüştüm, Slovenya’da ve Avusturya’da...

Hatta Slovenya’da gördüğüm Avrupa’nın en büyük mağaralarından birisiydi...

Novy Afon’da ki mağarada çok dikkat çekici, devasa köprüler yapmışlar, iki yaka arasında geçişler için. Sarkıtları, sütunları renkli renkli ışıklarla süslemişler...

Fonda Nartaa korosunun müzikleri var...

Çok hoş bir mağara ziyareti, ayrıca dışarısı epeyce sıcak ve nemli olduğu için, daha da büyük bir keyif içeride olmak...

Hediyelik taşlar satılıyor, satın alanlar var, ben almıyorum. Botanik parkından aldığım meşe palamutları var, onun dışında bir şey almayacağım dedim kendi kendime...

Bazen, Abhazya’ya getirilen yatırımlar konusunda yorumda bulunuyorlarmış Abhazlar...

Buraya gelen, buradan bir şey alarak gidemez...

Anykha’dan bir şey alamayan bilimadamı hikayesini anlatamayacağım size maalesef, belki kendiniz deneyimleyebilirsiniz, bende görmedim zaten bilmiyorum.



Dışarı çıkınca, pazar yerinde hediyelik eşya satan kadınlarla sohbet ediyorum, güler yüzlüler...



Atlar var, kaleden gelenler...

Anakopya Kalesi...



Bu sıcakta oraya yürüyerek çıkmam çok zor, ancak araçla gidebilirim ama ne araç bulabiliyorum, ne de at...

Binmesini bilmiyorum ama denerim...



Vakit oldukça geç oldu, artık dönüş yapmam lazım...



Akşam yemeğinde akrabamla buluşacağım çünkü...

Gecikmek istemiyorum...



Akrabam dediğimle tanışmamız, enteresan bir şekilde İstanbul’da oldu...

Öncesinde, ilk geldiklerinde dedem ve teyzemle görüşmüş...

Ben, onun akrabam olduğunu bilmeden, gördüm, tanıdım, bildim, sevdim...

Akraba olduğumuzu öğrenince ayrıca duygulandım...

Baba tarafımdan kimse orada kalmadığı için, sadece anne tarafımdan bazen akrabam çıkabiliyor. Liana onlardan birisi. Onunda annesi, benimde annem aynı sülaleden...

Orada bir sivil toplum örgütünde çalışıyor, Türkiye’ye bir konferansa gelmişti, o zaman tanışmıştık. İngilizcesi olduğu için daha rahat anlaşıyoruz.



Gecikmek istemiyorum, onunla dönmeden görüşmek istiyorum, sahile doğru iniyorum o yokuştan aşağıya...

Atilla’nın bahsettiği tren istasyonu ve şelaleyi göremedim, bir sonraki sefere diyorum hep...



Dolmuş geliyor, öncesinde durakta bekleyenlere bakıyorum, sadece bir tanesinin Abhaz olduğunu anlıyorum...



Gidiyorum, ona soruyorum, doğru yerde mi bekliyorum diye...

Evet diyor, başlıyoruz sohbete... Başkanlık seçimlerini bile konuşuyoruz, anlayacağınız epeyce samimi oluyoruz...

Benim paramı ödemeye çalışıyor, ben senden büyüğüm diyerek ikimizin parasını ödüyorum, telefonunu veriyor bana...

Vakzal’da, son durakta iniyor herkes...



Taksiye biniyorum, ama ilk istediği fiyat ile sonradan verdiğim fiyat arasında üç kat var...



Otelde, Liana ile buluşuyoruz...

Ben, ‘sabahtan beri hiç bir şey yemedim, Patska’ya gidelim’ diyorum.

Yürüyerek favorim olan Patska’ya doğru gidiyoruz ama oldukça uzak ve bulutlar toplanmaya başlamış durumdalar...



Sonra Patska’ların en meşhuru olan, Nartaa’ya gidelim diyoruz. Ben daha önce buraya gitmedim, değişiklik olur diyorum...

Mümkün değil, neredeyse tüm masalar dolu, çok kalabalık...



Ritsa Otelinin altında ki Patska’ya gidiyoruz, burada kimse yok. Servis yapanlar Amazon kadınları...



Duvarlarda çok güzel objeler var. Dıjın’in eşinin yaptığı çalışmalar olduğunu öğreniyorum. Dıjın’in eşi ünlü bir Abhaz sanatçı...



Diğer Patska’ya karşın, burası çok sessiz...

Güncel, Abhazya ile ilgili şeyleri konuşuyor, sohbet ediyoruz...



O gün Novy Afon’a gittiğimi söylüyorum; ‘Abhaz Kilisesi’nin başında olan Ab ile görüştün mü ?’ diyor...

‘Hayır, fakat görmeye tekrar gidebilirim’ diyorum...



Telefonla konuşuyor... Yarın için sözleşiyoruz, ziyaretine gideceğim...

Aslında bir çok kişi ile görüşmek isterim ama Liana Abhazya dışındaydı, bir sonraki sefere diyoruz...



Hep söylenen, bir hafta Abhazya için çok kısa bir süre...

Türkiye’de yavaş şehirlerden bahsediliyor, oysa bırakın yavaş şehirlerini, Abhazya ülke olarak bizzat kendisi yavaş ülke...



Gece oluyor, fırtına başlıyor yine... Restaurantın adı Akafırta...



Elektrikler gidiyor, mum idare ediyor bizi... Teyzem hasta, o yüzden onu göremiyorum, bir başka sefere, sağlıkla...



Biz, yavaş yavaş giderken ağır ülkede, yağmurda yavaş...

Biz, hızlı hızlı giderken, yağmurda hızlanıyor...



Telefonla taksi çağırıyoruz ama bu arada sırılsıklam ıslandık...

Taksiden ümidimizi kesmişken, Liana’nın komşuları yanımızda durdular, sahilde görmüştük onları...

Önce beni otele sonra Liana’yı evine bıraktılar...

Gece sabaha kadar yağdı...

On dört gün hiç aralıksız yağdı demişlerdi...



Yatmadan önce Abhaz televizyonlarını izliyorum...

Komedi yapan bir grup var, onların programını izliyorum...

Grubun ismi eğer yanlış anlamadıysam; Washa Basha, Washa Masha...

Her gece izliyorum, çoğu bana komik gelmiyor ama hoşuma gidiyor izlemek...



Ayrıca seçim çalışmaları yapanlara ait görüntülerde var ekranlarda...



Gece, yağmur ninni oluyor bana... Düzenli yağıyor, yağmur...



Her güzelin bir sonu olduğu gibi...

                         

...........................................................................................................

...........................................................................................................

cc-turkiye@circassiancenter.com

...........................................................................................................

Oubykh'un diğer mektupları

...........................................................................................................