|
Akşam akrabamla buluşacağım...
Aslında akrabamla buluşmadan önce Novy Afon’u anlatmam gerekiyor,
aklımda kalanları yazdığım için günler karışabiliyor. Daha önce
Novy Afon’a gittiğim için orayı öncelikle anlatmam gerekiyor bu
yüzden....

Yine, sabah resepsiyondan aldığım kuponla kahvaltı salonuna
gittim, kahvaltı veren tüm Abhaz kadınları, beni güleryüzle
karşılıyorlar artık. Anladılar Abazaca bilmeyen, Türkiye’den
gelen, Ubıh olduğumu, annemin Abhaz olduğunu, sülalesini...
Maşallah her şeyi anlatabildim ama ötesi yok, ben anlatıyorum da
onlar ne demek istiyor, çok bilemiyorum.
Bilemiyorum her şeyi, bir kaç şey dışında. Oğlu Başaran Kolej’inde
okumuş, o yüzden Türkçe biliyormuş, Türkiye’ye gitmiş...

O sabah bir başka enteresan olay ise, telefonla Adigece konuşan.
Ben, yine Adigece kendisine bir şeyler söyledim ama, Abhazca gibi
olmadı. Anlatmaya çalıştığım hiç bir şey anlaşılamadı...
Neyse, kimse anlamamıştı bozulduğumu ben ‘bulaçka’ mı yemeye devam
ettim...
Kahvaltı sonrası, sokakları süpüren kadınların arasından, sahil
yoluna çıktım...
Kendimi daha yeni açmış oldukları Çegem Kafe’de buldum...
Chris de Burgh’un, Lady in Red şarkısı çalıyordu...
İrlanda müziği, Abhazya’da... Bilseler severler miydi bilinmez,
kendi kendine çalıyordu, Lady in Red şarkısı...

Daha dalga sesleri şarkıyı bastıracak kadar güçlü değildi...
Yengeçler atılan yiyeceklere göz atmıyorlardı daha.
Olta ile balık avlayanlar Amra’da yerlerini almamışlardı...
Balık avlayanlar ve Amra denilince bahsetmem gerekiyor, akşam
saatlerinde sahilde gençler müzik eşliğinde eğleniyorlar her gece,
arada sırada DJ Abhaz müziklerini çalıyor...
Bir daha ki sefere mızıkamı ne olursa olsun götüreceğim...
Abhazya’da mızıka çalmak istiyorum. Aslında Lakırba çok güzel
oynar, onun Düzce’de köyde pantolonunu yemyeşil yaptığı oyununu
bile hatırlıyorum.

Bir tane mızıka var diyorlar... Ama gidemiyoruz, gitsekte almak
uygun olmaz diye düşünüyoruz...
Amra’da bir gün mızıka çalmak istiyorum...

Rusça konuşmak önemli ama Abhazca konuşmak çok daha önemli...
Hani Ritsa’ya gittik demiştim ya, sonra Novy Afon’da başıma
geldi...
Eğer yerli iseniz, bazı yerlere para vermeden giriyorsunuz,
örneğin Ritsa parkına girerken, örneğin Stalin devlet daçasına
girerken...
Abhazca bu gibi yerlerde önemli ama esas önemli olan, siz Abhazca
konuştuğunuz zaman, Abhazların size davranışı, dokunuşu...

Abhazya’da enteresan bir şekilde, bir çok sushi yapan yerler
var... Balığa küskünlük geçmiş, şimdi sushi restaurantları var.
Oralarda yemek yiyemiyorum bile, Patska’da yediklerim yüzünden, o
yüzden sadece maden suyu içiyorum gittiğimizde...

Lady in Red....
Benimle dans eden kırmızılı kadın....

Kahvemi içtikten sonra, Ritsa oteli yanından bir taksiye binmeme
bir Abhaz arkadaşım yardımcı oluyor...
Oradan minibüse ile Novy Afon’a gideceğim tek başıma...
Herkes bana dikkatli ol derken, en keyif aldığım günlerden biri
oldu bu tek başıma Novy Afon’a gitmek...
Dolmuşun dolmasını bekledik hep birlikte...
Gudauta’ya kadar gidecek dolmuş, o yüzden doğru yerde ineceğimden
emin olmak istiyorum, bir kaç defa hem sürücüye, hem de
yanımdakilere bastıra bastıra Novy Afon diyorum.

Dolmuştan iniyorum...
Aslında gitmek istediğim bir yer daha var ama sadece önünden
geçerken görebiliyorum durmamız lazım, fakat olmadı bu sefer...
Psou-Sohum arasında, savaşta Adigey’den gelenlerin anısına dikilen
bir anıt var. Bu anıtın bir yanında Abhaz bayrağı, diğer yanında
Adigey bayrağı var...
Uzaktan görüyorum sadece, Sohum'dan giderken sağda... |