|
Mermer merdivenden kendisi için ayrılan odaya doğru çıkarken
sevinmeli mi, yoksa üzülmeli miydi bilmiyordu.

Uzun, zor bir yolculuk sonrası gelmişti bu beyaz binaya. Nereden
geldiğini biliyordu, nereye geldiğini de, ama neden olduğunu
bilmiyordu.
Besarabia gemisine ilk bindiğinde, dalgadan sıçrayan deniz suyu
gözyaşındaki tuzu aldı. Karadeniz’e gözyaşının tuzu karıştı.

Besarabia’nın tüm kızları önce Kız Kulesi’ne gitti...
Roxalana, Adriana, Vera ve diğerleri onunla birlikteydi...

Kızlar elçilere gönderildi, en güzeli Hollanda elçisine
gönderildi...

Beyaz mermer merdivenden çıkarken, elinden birisi tuttu önce.
Sonra, adın nedir diye sordu...
Anlamamıştı ne dediklerini, cevap gelmeyince anladı, elinde ki
kırmızı gülü verdi ona...
Gül dedi ona, içini çekerek...
Gülümsedi gülü alınca...
Cornelis Calkoen, gülü ona verdikten sonra, merdivenden inmeye
devam etti. Gülü aldıktan sonra, o da devam etti merdivenlerden
çıkmaya...

Cornelis ilk gördüğünde Gül dedi ona, bembeyaz teninden al
yanaklarından, sapsarı saçlarından etkilendi... Sonra Beyaz Gül
dedi ona...
Gülüm dedi...
Besarabia gemisiyle gelen güzel Çerkez kızına, Beyaz Gül dendi
Beyaz Saray’da...
Cornelis aşık oldu ona...
Cornelis ve Beyaz Gül sevdiler birbirlerini, sevebildikleri
kadar...
Beyaz Saray aşk yuvası, Beyaz Saray sır yuvası, Beyaz Saray Beyaz
Gül’ün yuvası oldu...
Cornelis gitmek zorunda kalınca Hollanda’ya, geleceğim bir gün
dedi Beyaz Gül’üne...
Tek başına gitti ama, döndü kısa bir zaman sonra...
Cornelis’in dönüşünü bekleyemeyen Beyaz Gül, beyaz yuvasına ruhunu
verdi. Beyaz mermer heykel, mezar oldu ona. Beyaz Gül’ün ruhu
Beyaz Saray’ın merdivenlerinde dolaşır oldu...
Gül kokan Beyaz Gül’ün ruhu, merdivenleri inip çıkan Beyaz
Gül’leri koruyor... |