|
Daha o zamanlarda bile, İstiklal
Caddesi’ne döşenen taşlar yerlerinden oynuyordu. Fransızca
‘Attansiyon’ diyerek, Çizemuğ Meral düşmesin diye uyarmıştı...

Kendisiyle tanışmak istediğimde, hep yaşlı Ubıh’larla tanıştım,
birazda genç olanlarla tanışayım diyerek kabul etmişti...

Beşiktaş’ta köfte yemiştik, parayı ödemeye kalkışınca, izin
vermemiş. Ben, sen daha doğmadan buraları biliyorum, demişti...

Boğaziçi Üniversitesinde yapılan konferansta, sunum yaptıktan
sonra sessizce kaybolmuş, ertesi güne kadar haber alamamıştık
kendisinden...
Yağmurda yürüdüm demişti...

Geçen Ağustos’ta gittiğimde yoktu...
İlk gittiğimde Paris’e, telefonla aradım...
Birlikte bir kahve içelim mi, diye sorunca. Olmaz olmaz, çok
hastayım, daha sonra belki, demişti...

Beşiktaş’ta köfte yerken, Dumezil olsa bize kızardı, Ubıhça
çalışacağınıza oturuyorsunuz der, demişti...

Kime kısmet, kime değil...

Tevfik Esenç’in torunu ile üniversitede aynı sınıfta olmam tesadüf
ötesiydi...

En son onu Fransız Sarayı’nda gördüm...

Elinde kırmızı, mavi, siyah renkli kalemlerle düzeltmelerin olduğu
Vogt’un Ubıhça sözlüğünü göstermişti bize...

Sonra bir daha gelemedi Türkiye’ye...
Grand Hotel De Londres, otelinde kalırdı çoğu zaman...

Eski alışkanlıklardan

Kızının ismi Sophie...

Gizemli Paris’te, önce eşini verdi toprağa...
Sonra kendini...

Hiç basılmadı Vogt’un sözlüğü...

Da Vinci’de silsile, kızı Sophie’ye kadar geliyordu...
Ubıhça, henüz basılmayan en önemli sözlük, ismi Sophie olan
kızında...

Ubıh, Fransızca Oubykh diye yazıldığı için, mektupların adı
oldu...

Georges Charachidze gülüp, ağlayabiliyordu Tevfik Esenç’in
anlattıklarına... |