|
İki kardeş bir evde kalıyorlarmış,
aynen çocukken yaz geceleri Düzce’de ahırda kaldıkları gibi.

Köylerine giden yolda, küçük bir dere varmış. Kışın taşar
yürüyerek geçemeyecek kadar derinleşirmiş, ancak büyük bir araçla
geçilebilirmiş derenin üstünden.

Kaçırmış onu, sevdiği...

Bilmezlermiş, dereyi geçtikten sonra arabanın bozulacağını...
Kaçtığı için pişman değilmiş ama, eğer yakalanırsa o zaman hasta
ağabeyinin ona dünyayı dar edeceğini biliyormuş...

Araç bozulunca, Kambur Yorgo direksiyondan kalkıp arabanın ön
tarafına geçerek, elinde demir çubukla, arabanın motorunu tekrar
çalıştırmaya çalışmış, ama becerememiş.

Bütün bu anlatılanlar, Charlie Chaplin filmlerini ve o dönemin
arabalarını hatırlatıyormuş...

Derenin öte yanında, bir çifte ile, boynunda ortodoks haçı
olmasına karşın vurulan Kambur Yorgo, arabanın ön tekerliklerinde
asılı kalmış.

Yine, kaçmış birbirini sevenler...

Dereyi at ile geçemeyen hasta ağabey, köyden çıkamadığı için
yakalanmış, adam vurmaktan...

Birbirlerini sevenler kaçmışlar, kimse bulamamış onları...

Geriye, köyün mezarlığına gömülen Kambur Yorgo ile hücreye giren
hasta ağabey kalmış...

Önce denmediği için, demediği için kaçan kız...

Köyden tüm aile çıkmış, kalamamışlar daha fazla o köyde.
Hücrede ağabey ile istemedikleri birine giden kızları yüzünden,
gitmiş aile...
Ver elini Selanik...

Sekiz sene hapis cezası almış ağabey.
Sekiz sene sonra, ceza bitince, sevdiğine kaçan kardeşi karşılamış
onu, iki oğluyla birlikte...

Köyde mandaların yanında, samanların arasında, yaz geceleri
kardeşiyle oynanıp sonra uyuya kalmalarını hatırlamış, kardeşini
sekiz sene sonra görünce...

Gece yarısı zifiri karanlıkta tepeden merdivenle inerek çiş
yapmaya korktukları için, üst kattan tahta boşluklar arasından,
mandaların üstüne işerlermiş, mandalar bundan rahatsız olur
kuyruklarını, soldan sağa, sağdan sola şaplatırlarmış...

İki kardeş, güle güle işermiş...

Sekiz sene ile birlikte, seksen sene geçmiş şimdi...
Bir kız kardeşi varmış, binlerce erkek kardeşi olmuş...

Kardeşinin onu hasta yatağında bırakıp, derenin öte yanına
sevdiğiyle kaçmasını unutamamış hiç...
Bırakmış Düzce’de, kafasında kaldığı gibi kardeşini...
Büyütmemiş onu daha fazla...

Yeğenleri gizli gizli onu izlerken...
O içi acıdığı zaman, Selanik sahilde, kuleden denize bakarak uzo
içermiş... |