...................
...................

NE ZAMAN GELDİN?

Mayıs 2012

                         
...................
 
...................

Biraz önce...

Bir şey içer misin, yol yorgunusun.

Evet, gece yoldaydım. Bir kahve yapar mısın...

Puro ister misin peki ?



Bugün 26 Mayıs,

Demirbank iyi günler diler...

Demirbank, demir gibi banka...

Demirbank...



Radyoyu kapatma, klasik müzik programı başlayacak birazdan...



Çok çok önce...

Siirt’te Atatürk İlkokulunda hafta sonu müzik dersi...

‘...Bak postacı geliyor selam veriyor, heeerkeeees ona bakıyor merak ediyor...’

‘Hayır, hayır, heeerkeees değil, sadece herkes, sadece herkes diyeceksiniz...’



Her ne kadar Eeeellibeş plakalı memleketten olsam da, ne beeellli, ne de eeelli derim...

Ama, bak postacı geliyor.... isimli bu güzel şarkıyı mandolinle, flütle çaldırmaya çalışan müzik öğretmeni bana ezgiyi bile çaldıramayınca, en azından sende sözleriyle şarkıya eşlik et diyordu, çalanların ahengini bozmamak için...

Fakat ne çalmak, ne de söylemek gibi bir becerim vardı...

O yüzden daha sonraları mızıkada da başarılı olamadım, kimseyi oynatamıyorum...



Postacıdan dolayı olsa gerek, mektuplar oldu...

Eskiler ‘mail’ çekmek, derken...

Biz mail göndermek, diyoruz...



Zaten artık ne mektuba, ne de postacıya gerek var...



Dut zamanı...

Okullar kapandı, karadutlar bile oldu...



Benden sonra dut gelmese, sapıma çevirirdim diyen kirazlar çoktan olmuş...



Günler öncesinde, Siirt Petrol Turizm’den, tekerlek üstü olmayan 15 -16 ve 19-20 numaralı koltuklar satın alınmış...

Ankara’ya nasıl gelindi bilinmez, yol boyunca otobüste içilen sigara ve kötü olan yollardan dolayı, mide bulantısı had safhada...



Ankara Tren Garı yakınlarında, Kore Kulesi karşısında bulunan otogara gelince...

Tekrar bilet aramaya başlanır...

Hangisi bulunabilirse...



Alaçam’a mı ? İstanbul’a mı ?

Alaçam’a bilet yoksa eğer, bu sefer Samsun üzerinden gitmek denenirdi...



Evet, güzel bir kahve yanında puro iyi olur ama merak etme camı açarım...

Biraz yorgunum...



Bir zamanlar yeşil leğene sığan ikizler, şimdi adam boyu olmuşlar...

Sinejan ve Didejan’ın elinde birer palet, sergi açılışına bile davet ettiler beni...



Ayhaba boşuna demiyoruz, Janserey’in babası oldu şimdi...

İsim verildi Koças diye yeni doğan evlatlara ayrıca...



Dün Salacağa kucakta gelenler, bugün Beşiktaş’ta matem nöbeti tutuyorlar...

‘Perit’ olacak çocuklar...



Yazılan mektuplar, Bergama parşömen’ine yazılsa bile bir süre sonra kaybolacak ama

Semiray’ın, Sinejan’ın hafızasından çıkmayacak hiç...



Gece,

Gece Dolunay’da bile gökyüzü kapkaranlık...

Gece Hilal’de bile gökyüzü apaydınlık...



Gündüz,

Güneş, her zaman yumurta sarısı gibi, yusyuvarlak....



O kadar yakıyordu ki sarısı...

... Gözlük almak zorunda kaldım, koca bir Kani Karaca gözlüğü...

‘Beyaz Çerkes’ olan ben, güneşin sarısıyla ‘beyaz’ tenimi yakmasını istemiyorum...



Beyaz tenime karalar bağlayıp, denizin içine giriyorum... Girmediğim zamanlarda bol sıfır faktörlü koruyucular...

Balıklar güneşi sevmez...

Ben de sevmiyorum, hassas tenim görmesin diye doğrudan güneş ışığını...

Dalıyorum suyun içine...



Balıklar benimle, hafızaları yok...

Benim gibi...



Puro’dan başım döndü, çabuk içtim herhalde...

                         

...........................................................................................................

...........................................................................................................

cc-turkiye@circassiancenter.com

...........................................................................................................

Oubykh'un diğer mektupları

...........................................................................................................