|
33’lük tespihleri çekiyorlar uçakta...
1945 yılında, İkinci Dünya savaşı sonrası
Maan’ın ilk kızı doğuyor Adana’da...
2012 yılında Maan’ın erkek torunu Maan’ın, ilk kızı doğuyor,
kendisi Adana’da iken...

1945 Doktor’un damadı...
Mümtaz Marşan, ismini veriyor Maan’ın son oğluna...
Adana yolunda hatırlananlardan...
33’lük tespihlerin imameleri var...

Faruk Cimok...
Bir sergisinin açılışında, büyük şapkalı Nişantaşı hanımefendisini
sohbetiyle o kadar çok güldürmüş ki, ayrılırken Faruk Cimok’a
‘sizde çok hümor var’ demiş hanımefendi...
Kocaman elli bizi çizen Faruk Cimok’tan...
‘Hybrid’
İlk duyduğum, araçların yakıtları ile ilgiliydi, eğer yakıtsa bana
iyi etki yaptı...
Aldım gazı...

Her şey bir düğünle başladı...

Moda’da Şamil...
Sonra...
Selimiye’de Abhaz...

Suat dedi, eğer bir ihtiyacınız olursa, tam karşı evden...

Bir pazar sabahı erkenden, kapıyı çaldım, tam karşı evi...
İğne istedim...

Barlas Amca izlerken pastahaneden...

Anne o kadar çok iğne ile işlemişti ki hayatlarını...

Her daim vardı iğne, her yerinde evin...

Paşa’ya dünür oldular...
Abhaz’a dünür oldular...

Eli kuvvetli anne...
Sesi kuvvetli baba...

Evlatları...
Boy boy,
Sıra sıra,

Ceza değildi elbet Selimiye’de oturmak...

Tek Abhaz yoktu...

Kahveleri...
Spor sahaları...
Bahçeleri...
Kışlası...
Mezarlığı...
Cemevi...
Pastahanesi...
Camiisi...

Hepsi yer etti hayatında...

Alancuma bir yandan,
Uzuntarla bir yandan,

Bir kaç sene geçti...

Bu sefer durak Nuhkuyusu’nda Kafkas...

Acıbadem’de hafta sonları...

Soruyorum, yakın bulduğum için, ‘Abhaz mısın ?’ diye...
‘Hayır...’ diyor.

Havuç var mı, devam ediyor...
Bir hafta sonra tekrar soruyorum...
‘Hayır dedim ya, geçen hafta...’

Sonra arkadaş oluyoruz...

Aynı fakültedeyiz...

Aynı zekheslerdeyiz...

Çorç Abi’nin töreni var, birlikte gidelim diyorum, neyse ikna
ediyorum, birlikte gidiyoruz.
Heyecan var tabii bende...
Russell Square’de buluşacağız...
Gündüz sincapların,
Gece zevk düşkünlerinin parkı,

Bekliyorum epey...
Richmond uzak...

Epey malzemem var onda...
Peynir götüremediğim en masumu...

Karşılıyor beni Heathrow’da, bir Nart edasıyla...
Kaç kere...

Alancuma’da cenaze için bekliyoruz...
Hava soğuk, ateş yakılıyor ısınmak için...

Yetişiyor cenazeye...

Biz uhrevi işlere, baban dünyevi işlere daldı diyor, baba...
Peşinden gidiyor...

Lada çok taşıyor...

Keroh görünce...
‘Alacaksın o silahı’ diyor, ikizlerden biri...
Gülüyorlar, kahkahalarla...

Liseden mezun olunca,
Emanet ediyor yeğenlerini, yeni mezun olacaklara...
Haydarpaşa eve yakın...

Şimdi kıta ötesinde, her yere yetişiyor...
Londra’dan...
Maykop’a...

Herhalde çok ‘hybrid’ oldu, bende yakıt etkisi yarattı çünkü...

‘Sağ direksiyona nasıl alıştın’ diyorum. ‘Zamanla’ diyor....
‘Çift sarı çizgilere park edilmemesi gerektiğini nasıl öğrendin’
diyorum. ‘Cezalarla’ diyor...

Zaman...
Ceza...

Katkısı oldu muhakkak...

En güvendiklerimizden denirdi..
En güvenilen çıktı...
Mahkeme ile ismi değişse bile...

Şimdi dijitali var elimde...
Eskiden yoktu, hafıza kartı dolmadan görülsün istiyorum, eski
olanları...
Agrandizörü hazır bulmuş, karanlık odayı kurmuş iken...
Siyah beyaz fotoğrafları, biraz yalanla biraz gerçekle
renklendirmeye çalışarak...

Kocaman elli insanlar, resim sergilerinde...
Biraz ‘hybrid’, bizim insanlarımızın nüvelerinden...
Aklımda kalanlardan... |