|
Bir günlük olsa, yazılsa...
Hatırlanırdı an be an...
Söz uçtuğu gibi, hafıza ancak hatırlatılınca buyur ediyor
eskileri...

Bugün, bir ilk...
Giden mektup, sahibi tarafından ortaya çıkarıldı...
Bugün, o mektubun üzerinden on sene geçmiş...

Yazılanlar okunamayacak kadar eski belki...
Yazılanlar gerçek olduktan sonra, ne önemi var ki...

Açın sesi, çınlasın Boğaziçi...
Açın sesi, çınlasın Elbruz...
Açın sesi, çınlasın Ritsa...
Sesimiz çınlasın dört bir yanda...

09 Kasım 2002
Wushwe Cheni,
Fesapş Marje!
Elbruz'un suyu henüz yetmesede İstanbul ahalisine,suyu karlar
eridikçe akıyor denize ya da deniz bildiğine.
İstanbul'a su getiren kemerler gümüş sırmasız.
Taksim'de kemerin tokasında,suyun nereye gideceğini bilemediği
yerde,suyun göl olduğu yerde Safa ve Derya gümüşten kemerlerle su
taşıyorlar bize.
K'eref Havva'da,sesiyle sevgi kattığı,kana kana içilesi duru suyu
kemerin gümüş tokasından sunuyor.

SAVAT işi yapılmış gümüş Dağıstan yüzüğü,su içerken parlıyor,belki
savat yapmadan önce ''dil'' ile kıvama geldiği yoklanmış.

İçmek değil,dil bile değdirilmez suyun memleketinde,suyu
kaynağından,gümüş kemerlerle getirenlere,gümüş tokasından
sunanlara... |